Gözaltındaki köle işçiler: Göçmenler

Zorunlu çalıştırma, anayasaya göre ancak bir cezalandırma olarak mümkün. Bu, 13. maddenin kölelik yasağında yer alan bir boşluk. Ama 1986 yılında Anayasa Mahkemesi aldığı kararla “sınır dışı edilmenin bir suçun cezası olmadığı” hükmüne vardı.

Jacqueline Stevens*

Apartmanlarda, marketlerde, okul kapılarında beliren siyah tişörtlü federal ajanların göçmenleri toplayıp sınır dışı etme görüntülerine alıştık. Daha az duyduğumuz şey ise göçmen gözaltı merkezlerinde zorunlu çalıştırma, yani kimilerine göre kölelik. Ama bu uygulamalara yönelik hukuki itirazlardan artık sonuç alınıyor. Bu durum hükümetin “gözaltı işi”nden kâr elde etmesinin önünde bir engel de teşkil edebilir.

Evet, gözaltı bir iş kolu. 2010 yılında özel hapishanelerin kiracıları ve yatırımcıları, Kongre’de lobi yaparak Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Yasası’nda değişiklik yapılarak, gecede en az 34 bin kişinin yatılı tutulduğu sözleşmeler koparabilmek için lobi yaptılar. Buna göre, eğer gözaltı sayıları düşükse, normalde göçmen mahkemesinde davasını kazanabilecek olan, kaçma riski bulunmayan, topluma tehdit teşkil edilmeyen kişiler de zorla tutuluyor. Bunun hükümete günlük maliyeti (kişi başı) 125 Dolar.

TAM BİR KÖLELİK DÜZENİ

Bu gibi merkezlerde tutulan insanlar, gardiyanlık hariç hemen hemen her işi yapıyor. Yemek pişirme, servis, temizlik, hademelik, çamaşır yıkama, saç kesme, boya yapma, yer silme ve hatta araba tamiratı. Bu işlerin çoğu içinse ya günde 1 dolar ödeniyor ya da hiçbir şey ödenmiyor.

Göçmen göz altısında tutulan insanlar çalışırken yaralanıyor, hatta ölüyor. 2007 yılında Cesar Gonzales, matkapla çalışırken bir elektrik kablosuna denk geldiğinde 10, bin volt elektriğe maruz kalarak hayatını kaybetti. Tesisin çevresini genişletmek için toprağı kazan ekipteydi.

Bu olay üzerine Kaliforniya Eyaleti İş Güvenliği ve Sağlığı Departmanı kritik bir karar alarak, gözaltında olmasından bağımsız olarak, Gonzalez’in bir çalışan olduğuna ve işverenin ihmalinin eyaletin sağlık ve güvenlik yasalarını çiğnediğine karar verdi.

Ülkedeki en büyük iki gözaltı merkezi şirketi GEO ve CoreCivic (CCA olarak da biliniyor) 5 dava ile karşı karşıya. Davalara göre, günde 8 saat zorunlu çalışma ve karşılığında hiç ödeme alınmaması ya da çok az alınması, yasalara aykırı. Ayrıca şirketler hem eyaletin asgari ücret yasasını hem de İnsan Ticareti Kurbanlarını Koruma Kanunu’nu çiğnemekle suçlanıyor.

ZORUNLU ÇALIŞTIRMA YASAK

Davacıların eli güçlü. Zorunlu çalıştırma, anayasaya göre ancak bir cezalandırma olarak mümkün. Bu 13. maddenin kölelik yasağında yer alan bir boşluk. Ama 1986 yılında Anayasa Mahkemesi aldığı kararla “sınır dışı edilmenin bir suçun cezası olmadığı” hükmüne vardı. Özel hapishanelerin adli suçlardan yargılananları “cezai” olarak ya da “ıslah etmek” için çalıştırma hakları var; ancak göçmen gözaltı merkezleri bu hakka sahip değil. Devlet huzurevlerinde kalan yaşlıların komşuların tuvaletlerini temizlemeleri ne kadar yasalsa, GEO’nun merkezindeki göçmenleri çalışmaya zorlaması da kadar yasal.

GEO’nun kendi savunması da kilit altında tuttuğu iş gücünden elde ettiği kâra ne kadar muhtaç olduğunu ortaya koyuyor. 2017 yılında federal bölge hâkimi John Kane, Aurora’daki GEO merkezinde bulunan göçmenler adına toplu bir dava açtı. GEO davaya ettiği itirazda, açılan davanın “GEO’nun federal hükümetle yaptığı kontrata sadık kalabilmesini felâket biçimde riske attığını,” beyan etti.

Mahkeme kayıtlarına göre GEO, asgari ücretin yaklaşık yüzde 1.25 ile yüzde 6’sı arasında bir ödeme yapıyor. Bu oran federal taşeronların ödemekle yükümlü olduğu tutarın yüzde 1’inden de az. Eğer davacılar kazanırsa, GEO yaklaşık 62 bin kişiye on milyonlarca dolar ödeme yapmak durumunda kalacak. Ve bu rakam yalnızca bir merkez için.

GEO’nun itirazı sert bir darbe yedi. Geçen yaz gerçekleşen tartışmalarda şirketin avukatı çalışma programını savunurken Aurora’dakileri kastederek “çalışmaya rızaları olup olmadığının her defasında sorulduğunu’’ belirtti. Araya giren bir yargıç şöyle cevap verdi: “Ya çalışacaklar ya da yemek yiyemeyecekler ya da tek kişilik hücreye konacaklardı değil mi? Kölelerin de seçim hakkı vardır, öyle değil mi?” Şubat ayında toplanan kurul, oybirliğiyle davanın devam etmesine karar verdi.

BİRÇOK DAVA AÇILDI

Bunların yanı sıra GEO Tacoma, Washington merkezindeki iş kanunu ihlalleri nedeniyle de bir dava ile karşı karşıya kaldı. Ekim ayında (zamanında Reagan tarafından atanmış olan) hâkim Robert Bryan, GEO’nun itirazlarını reddetti ve davanın eyaletin haksız kazanç ve zorla çalıştırma suçlarını kapsayan asgari ücret yasaları doğrultusunda davanın sürmesini uygun gördü.

7 Mart’ta 18 Cumhuriyetçi meclis üyesi, ki bunlardan 12 tanesinin kendi özel hapishaneleri var, İş Güvenliği ve Ulusal Güvenlik kurumuna mektup yazarak bu davalardan yakındılar. Eğer güvenlik ajansları şirketleri korumazsa, göçü kontrol etme çabalarının boşa çıkacağı yönünde imalarda bulundular.

Ancak senatörlerin hükümetten istediği şey, hukuki süreci etkileyemeyecek. Cumhuriyetçi milletvekilleri hükümetin kilit altında çalışan bu insanların ‘çalışan’ olmadıklarını ve bu nedenle asgari ücrete tabi tutulamayacaklarını ilan eden bir açıklama istiyor. Ancak kurum açıklamaları hukuk süreçlerini bağlamaz. Hâkimler yasaları takip ettiği sürece, gerçek bedel ortaya çıkacak.

Eğer insanların doğum yerleri nedeniyle kamplara doldurulması barbarlığının bedeli ödetilmezse, belki de vergi mükelleflerinin sıkışan ekonomisi bunu yapar.

*Siyaset bilimci oloan Dr. Jacqueline Stevens, Northwestern Üniversitesi’nde Tehcir Araştırma Merkezi’nin yöneticisidir.

Yazının aslı New York Times‘dan alınmıştır. (Çeviren: İdil Karşıt)