'Trol orduları' demokrasiyi yıkıyor

Kayıtsızlaşma ve karmaşaya yol açan dezenformasyonun “kapalı döngüleri” hakkında yeni bir rapor yayınlandı. Aktarılan bilgilere göre, son bir yıldır özellikle de otoriter yönetimler internet üzerinde binlerce kişilik trol orduları kurarak muhalif sesleri bastırıyor ve toplumsal ayrışmaları körüklüyor.

Google Haberlere Abone ol

Christopher Lane * 

Onları “gizli ikna ediciler” adıyla tanıyorduk: Vance Packard, 1950’lerden itibaren, lobicilere, piyasa uzmanlarına ve bazı ürün ve hizmetleri satın almaya ikna etmek ya da seçimlerde kendi adaylarına oy verdirmek için kitaptaki her numarayı kullanan fikir üreticilerine yönelik, neredeyse garip bir isim icat etmişti. Gizli algoritmalar ve psikografik profilleme, sınır-ötesi trol çeteleri ve vicdansız politik aktörlerden oluşan bu gruplar, günümüzde “manipülasyon orduları” olarak biliniyorlar ve yarattıkları düşük maliyetli ama yüksek etkili saman alevi etkisi, dünyanın her yerindeki demokrasilerin altını oyuyor.

Hafta başlarında ABD’nin kâr amacı gütmeyen ve gözlemci konumundaki Freedom House (Özgürlük Evi) örgütü tarafından yayınlanan, zamanında ve iyi belgelenmiş olan “Demokrasiyi Kötüye Kullanan Sosyal Medyanın Düzenlenmesi” başlıklı rapor, karanlık bir sonuca işaret ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Demokrasi Bürosu tarafından kısmen de olsa Google, Yahoo ve diğer bazı ortakları tarafından finanse edilen bu rapor, net özgürlük durumu hakkında her sene yenilenen bir güncelleme niteliğinde; raporun kendisi, dünyanın her bölgesindeki siyasi sistemlerin sağlığı ve savunmasızlığı üzerine bir fikir penceresi açıyor.

TROL GRUPLARININ ASIL PATRONLARI HÜKÜMETLER

Rapora göre, “Hükümetler son bir yıldır sosyal medyadaki bilgileri manipüle etme faaliyetlerini büyük ölçüde artırdı” ve raporda bahsedilen 65 ülkenin en az yarısı bu alanda hızla öne çıktı. Dünya genelindeki 3,4 milyar internet kullanıcısının yüzde 42’si “hükümetin görüşlerini yaygınlaştırmak ve sosyal medyadaki karşıtları cezalandırmak için bir ‘fikir biçiciler’ ordusu kullandığı ülkelerde yaşamını sürdürüyor.” Ve kayda değer bir şekilde yüzde 63’lük bir kesim, sosyal medya kullanıcılarının “siyasi, sosyal ve dini konularda içerik yayınladığı için tutuklandığı ya da hapsedildiği” ülkelerde yaşıyor. İnternet özgürlüğü seviyesindeki en keskin düşüşler Ukrayna, Mısır ve Türkiye’de yaşandı; öte yandan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın tamamı da ‘mütevazı’dan ‘kritik’e varan düşüşler yaşadı. Çin hükümeti, üçüncü kez, internet özgürlüğünün kötüye kullanılması konusunda en kötü ülke olarak kayıtlara geçti.

İnternet üzerinden manipülasyon ve dezenformasyon taktiklerinin Venezuela, Türkiye ve Filipinler de dahil olmak üzere “Amerika Birleşik Devletleri ve en az 17 başka ülkede gerçekleşen seçimlerde önemli bir rol oynadığı” saptandı. Rapor, geçen yılki ABD seçimlerine ilişkin dava ile sahte ve kutuplaştırıcı haberlerin yaygınlaştırılmasında Facebook, Twitter, Google, YouTube ve Instagram’ın güya farkında olmamakla birlikte, daha az sonuç veren rolü hakkındaki detaylı belgelendirilmiş bir dizi çalışmayla destekleniyor; bu durum, Trump ile Rusya arasındaki ilişkilere dair soruşturmanın bu aşamasında bir sürpriz olmayabilir. Bununla birlikte, seçimlerin sağlıklı biçimde yürütülmesinin sağlanmasından, ayrıca sahte belgelerin ve aldatma stratejilerinin tarafsız olarak tespit edilmesinden sorumlu olan vatandaşlar ve kurumlar için bu bilgiler büyük bir önem taşıyor:

ABD’de en fazla “aldatıcı haberler”, “robot yazılım” hesapları ve diğer manipülasyon yöntemlerinin kullanımı dikkat çekmişti. Ülkenin çevrimiçi ortamı genel olarak özgür kaldı; ancak hem başkanlık seçim kampanyası boyunca hem de sonrasında yayınlanan aldatıcı makalelerden, bölücü ve partizan içerikli ağır eleştirilerin çoğalmasından ve birçok gazetecinin saldırgan tavrından dolayı sorunlar yaşandı.

Rapor, seçim sırasında ve sonrasında “kişilerin kamusal imajlarının zedelenmesi” noktasında oynanan role dair sadece iki örneği hatırlatıyor ve daha öznel ve ürpertici biçimde, Mart 2017’de ABD Gümrük ve Sınır Güvenliği ajanlarının “Twitter'dan (başkanın) göç politikasına itiraz eden bir hesabın sahibine ait bilgileri açıklamasını istediğini ve şirketin mahkemede bu taleple mücadele ettikten sonra reddettiğini” aktarıyor.

BÖLGELER ARASI AYRIMCILIK, AZINLIKLARIN HEDEF GÖSTERİLMESİ…

Örneklerin altı çizildiğinde, raporun devlet tarafından desteklenen “saman alevi” biçimindeki (tartışma ve endişe yaratıcı) faaliyetlere ilişkin kaygısı, kimi bölgelerin partizan kazanmak amacıyla aşırı derecede geride bırakılması ve azınlıkların yaşadığı bölgelerdeki seçmenlerin bastırılması faaliyetleri gibi faktörleri içerdiği ve adil bir seçime duyulan ihtiyacın görmezden gelindiği görülüyor. Raporun ortaya koyduğu temel fikirlerden biri, hükümetlerin (özellikle otokratik bir yönetimle varlığını sürdüren hükümetlerin) yerel amaçları doğrultusunda çevrimiçi manipülasyon ve dezenformasyon yöntemlerini, muhalefeti bastırırken kendi gündemlerini yaymak, tartışmaları engellemek ve muhalifleri ve karşıtları daha genel bir biçimde engellemek için kullandığını ortaya koyuyor. Raporda “son birkaç senedir, çevrimiçi görüşmeleri denetleme çabaları, robot yazılımlar, propaganda odakları ve sahte haber yayın organlarıyla beraber, çevrimiçi medyadaki tartışmaları ve güvenilir içeriklerle kesintisiz bir bağlantıyı kontrol altına alma çabaları, sosyal medya ve arama yazılımlarını istismar ederek yaygın görünürlük sağlamak gibi girişimler, çok daha yaygın hale geldi,” deniliyor.

Kullanılan mekanizma kimi zaman, Meksika’da kullanılan “hashtag (başlık) bombardımanı” gibi düşük seviyede bir teknoloji olabilir; örneğin, otomatik yazılımlar, “yararlı bilgileri ‘gömmek’ için alakasız yayınlarla hükümet karşıtı hashtagleri boğmak” gibi bir yöntem kullanabilir. Filipinler gibi diğer ülkelerde , “klavye orduları” (üyeleri günde 10 dolara sahte sosyal medya hesapları kullanıyor) devlet başkanına sahte bir destek sağlıyor ve muhaliflere saldırıyorlar. Suudi Arabistan, Katar ve Bangladeş gibi ülkelerde mezhep tartışmalarını bastırmak, bazı dini ve etnik grupları hedef alarak bunlara karşı şiddeti teşvik etmek için ateistler, agnostikler ve diğer azınlıklar hedef gösteriliyor.

Bu çeşit senaryolarda, dünyanın birçok yerinde gündelik hayatın giderek büyüyen bir özelliğinin, yalnızca sürüleştirilen ve silah haline getirilen bilgiden ibaret olmadığı ancak meşru haber ajanslarına ve sosyal kurumlara olan güvenin de büyük ölçüde aşındığı görülüyor. “Haber yayın organlarına, muhalefete ve hak savunucularına” yönelik teknolojik saldırılar geçen yıl hissedilir bir artış gösterdi ve sanal ortamdaki saldırıların “kısmen yetersiz biçimde düzenlenmiş bir pazarda satılan ilgili teknolojinin artan kullanımı ve kısmen de hedefe konulan kişiler ve gruplardan birçoğunun güvenlik uygulamalarındaki yetersizlik sebebiyle daha yaygın hale geldiğine” dikkat çekiliyor.

KUTUPLAŞMA ÖNGÖRÜLEMEZ SONUÇLAR YARATABİLİR

Bu tür önlemlere karşın, devlet ve yabancı aktörlerin desteklediği siteleri ve hesapları kapatmak ve ortam denetleme mekanizmaları ve uyarıları hayata geçirmek dahil olmak üzere, kasıtlı yanlış bilgilere karşı koymak için Facebook ve Twitter özelindeki çabaların şu ana dek yetersiz ve etkisiz olduğu ortada: Sürekli ağır sonuçlarla karşılaşan ülkelerdeki eleştirmenlere göre de “çok az ve çok geç.”

Bazı düzenlemeler ve daha sıkı güvenlik önlemleri yardımcı olabilir; ancak hükümetler kendi hain kontrol mekanizmalarını korumak için bu stratejileri benimsediğinde, uygulayacağınız çözüm yolları yetersiz kalır. Dezenformasyon çabaları yalnızca düşük maliyetli değildir, aynı zamanda tespit etmek ve ardından kaynağını bulmak ve bunlara karşı koymak da zordur. Örneğin, Bahreyn, Azerbaycan, Meksika ve Çin’de “bağımsız adli uzmanlar, hükümetin muhalefet politikacılarına karşı “düzenlenen saldırıların arkasında” olduğu sonucuna varmış ve insan hakları savunucuları, bu kişilerin zarar görmemesi için çok az şey yapabiliyor. Yapabildikleri yalnızca düşmanlaştırıcı yanlış algıyı engellemek, farklılıklar ve muhalefete karşı hoşgörü yaratmaya çalışmak, demokrasinin iki taraflı bir sistem (iktidar ve muhalefet) olduğunu anlatmaktan ibaret. Bu tür dezenformasyon kampanyalarının yaratacağı zararın yol açacağı sonuçlar hesaplanamaz ve mevcut eğilimler devam ederse, önümüzdeki yıllarda durum daha kötüye gidecek gibi görünüyor.

Rapor, “Bu tehditle başa çıkmak için kapsamlı bir kampanyanın olmadığı bir durumda, manipülasyon ve dezenformasyon teknikleri çağdaş otoriter rejimlerin güçlerini ve etkilerini genişletmelerini sağlayarak, çevrimiçi medyaya ve internetin bütününe olan kullanıcı güveninde kalıcı olarak aşınmaya yol açabilir,” diyor.

Yetersiz siyasi kararlılık ve ticari irade, reform umutlarını zora sokuyor. Ayrışma, anlaşmazlık ve aşırı partizanlık, artan güvensizlik dönemlerinde ortaya çıkıyor ve hepsi de otokratik bir yönetime güç sağlıyor. İnternetin eşitlikçi ve yeni bir çağın kapısını aralayıp aralamayacağı tartışmasını yaptığımız günler, maalesef geride kaldı. Demokrasi kalıntılarının korunmasına yardımcı olma sorumluluğu, teknoloji endüstrisinin yanı sıra dünyanın her yerindeki vatandaşlar ve hükümetlerin omuzlarında duruyor.

* Yazının aslı Psychology Today'de yayınlanmıştır (Çeviren: Tarkan Tufan)