Türkiye’nin Suriye’deki hedefleri neler?

Suriye’de savaş çoğu bölgede azalsa da sorunlar henüz çözümlenmiş değil. Peki, Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika politikaları ve güvenliğine ilişkin konularda uzmanlar neler söylüyor?

Philip Robins*

Bu sorunun basit bir cevabı yok elbette. Türkiye nüfus yapısı açısından karmaşık bir ülke. Nüfusun çoğunluğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim zaferlerinin temelini oluşturan yüzde 60’lık Sünni bir Türk toplumu oluşturuyor. Ancak muhalifler de mevcut. Özellikle Kemalist politikaları destekleyen Alevi nüfusu Erdoğan’ı destekleme eğiliminde değil ve Suriye’ye yönelik politikaları söz konusu olduğunda durum daha da karışık görünüyor. Dahası, 1990’larda ve 2000’li yılların başlarında Orta Doğu’da özellikle yabancı ülkelerin yol açtığı maceraperest girişimlere karşı çıkan Kemalist elitlerin az da olsa bir kalıntısı hâlâ varlığını koruyor. Ayrıca bir de Kürt meselesi var; sorunlu bir barış sürecinin ardından çatışmalar tekrar tırmandı.
Bunun dışında başka somut hedefler de söz konusu. En belirgin olanıysa, Erdoğan’ın kişisel amaçları. Halkın şampiyonu, başlangıçta “Arap Baharı”na karşı özellikle de Mısır özelinde tepki gösterdi. Sahada karşı devrim hareketleri yeşerdiğindeyse, Suriye’de İngiltere ve Fransa’nın başlattığı işin bir benzerini (en azından Libya’da) gerçekleştirme doğrultusunda jeopolitik bir fırsat olanağı gördü. Bu onun talihiydi, kaderiydi! Ancak karmaşa ortadan kaldırılamadı. Türkiye’de son yıllarda yaşanan terör saldırılarında 500 kişi hayatını kaybetti, ABD ile Suriye hakkındaki anlaşmazlık gittikçe büyüdü; özellikle de Suriye’deki etkin Kürt hareketi Ankara’nın en azından İran ve Rusya ile bir ortaklaşmaya gitmesini zorunlu hale getirdi. Türkiye’nin açık hedef durumu hâlâ devam ediyor.

 

Nigar Göksel / Uluslararası Kriz Grubu Türkiye Projesi Direktörü
İdeal bir dünyada Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve yönetimini, ideolojik ve stratejik açılardan Türkiye ile uyumlu kişilerin veya grupların elinde görmek istiyor. Ancak, 2015 Eylül’ünden sonra Rusya, Suriye’ye askeri müdahalede bulunarak orada baskın bir konum elde etti ve Türkiye, beklentisinin gerçekçi olmadığını anladı. Küresel ve bölgesel güç dengeleri göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin, cihatçılar dışında kalan ve Türk istihbaratı destekli güçlerin mümkün olduğu kadar çok bölgenin kontrolünü elinde tutmasını ve Suriye’nin geleceğinde daha büyük söz sahibi olmasını sağlamaya yönelik arzuları var.
Türkiye açısından, özellikle de Irak sınırından Akdeniz’e dek uzanan bölgede Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyeleri tarafından yönetilen bir yapı söz konusuyken, Suriye’de böyle bir oluşumun sürmesini önlemek mecburi bir durum. Bu, Türkiye’nin ulusal güvenliği ve jeopolitik bir “oyun değiştirici” olma iddiası karşısında hayati bir tehdit demektir. Bu nedenle Türkiye, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Koruma Birimleri (YPG) gibi Suriye’deki PKK destekli örgütlerin konumunu zayıflatmak ve ilerlemelerini engellemek için fırsat kolluyor. Öte yandan Türkiye, PYD ve YPG’ye karşı kendi güçlerinin ve müttefiki olan asi grupların askeri konumu güçlendirmeye devam ediyor.
Bir diğer temel hedef de Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin Suriye’de güvende kalmalarını sağlamak ve böylece Türkiye’deki 3.2 milyon Suriyeli mülteciyi barındırma konusunda karşı karşıya kalınan büyük zorluğun ortadan kaldırılmasını sağlamak. Bazı tahminlere göre İdlib eyaletinde 2-2.5 milyon kişi bulunuyor; bunların yarısı ülkenin farklı bölgelerinden buraya göç edenlerden oluşuyor. Rus destekli rejimin İdlib’e olası bir saldırısı bölgede devasa bir göç hareketine yol açabilir; bu sebeple Türkiye’nin bunu önlemek için güçlü argümanları mevcut.

 

Ziya Meral / İngiliz Ordusu Tarihsel Analiz ve Çatışma Araştırmaları Merkezi’nde görevli
2011’deki Suriye ayaklanmasından bu yana Türkiye’nin Suriye’deki hedefleri değişime uğradı. Başlangıçta diplomatik çabalar ve sonrasında artan askeri angajman yaklaşımı, nihayetinde Suriye’de bir rejim değişikliğini amaçlamakla birlikte, günümüzde öncelikli olan husus Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması. Politikasının öncelikli odağı, PKK ile bağlantılı grupların bölgede ilerleyişini durdurmak. Suriye’nin PKK birimleri tarafından yönetilen bölgelerini kendi iç güvenliği ve istikrarı açısından doğrudan bir tehdit olarak görüyor.
Suriye iç savaşı, düşünülebilecek her anlamda Türkiye’ye pahalıya mal oldu. Çatışma, PKK ile barış görüşmelerinin çökmesine neden oldu ve Türkiye’de son on yıldır Kürt sorunuyla ilgili atılan tüm olumlu adımların ortadan kaldırılmasında anahtar rol oynadı. Türkiye’ye yaklaşık 3 milyon Suriyeli mülteci geldi. Ayrıca, Esad yanlısı örgütlerden şüphe edilse de IŞİD tarafından düzenlenen terör saldırılarına yol açtı ve benzeri görülmemiş düzeyde sivil kayıplar yaşandı. Bu nedenle, hükümetin orta vadeli hedefi çatışmayı engellemek, mülteci hareketlerini durdurarak tersine çevirmek ve çatışmanın Türkiye’yi daha fazla etkilemesini önlemek.
Ankara, uzun vadede Suriye’nin yeniden inşasından ekonomik fayda sağlamayı ve bir sonraki adımın şekillendirilmesinde etkili bir güç olmayı hedefliyor. Kısa ve uzun vadeli bu hedeflere ulaşmak için Türkiye, bölgesindeki gelişmeleri doğrudan şekillendiren çıkar sahipleri arasında yer almak durumunda. Bunu yapmanın tek yoluysa, Türkiye’nin şu anda yaptığı üzere, Suriye’deki askeri etkisini büyütmekten geçiyor.

 

 

Soli Özel | Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü, Habertürk Gazetesi köşe yazarı
Rusya, İran ve Türkiye, 15 Eylül’de gerçekleştirilen Astana görüşmelerinde, Suriye’de yönetilmesi en zor alan olan İdlib eyaletinde dört çatışmasızlık bölgesi kurulmasına karar verdiler. Bu ülkelerin her biri, bölgedeki ateşkesi korumak için 500’er kişilik askeri güç konuşlandırma hususunda anlaştı. Konuşlanmalara ilişkin ayrıntıların büyük kısmının belirsiz olmasına karşın, bir Ortak Eşgüdüm Merkezi olacak ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a göre, Türkiye muhaliflerin bulunduğu alanlarda konuşlanacak ve Rusya diğer alanları kontrol edecek.
Türkiye, Suriye’deki El-Kaide üyesi Cephe üş Fetih el-Şam’ın yönetiminde olan Hay’at Tahrir el-Şam’a karşı Özgür Suriye Ordusu’nu destekliyor. Türk askeri kuvvetleri, Suriyeli Kürt Demokratik Birlik Partisi (PYD) tarafından kontrol edilen Afrin’in yakınında da konuşlandırılmış durumda. Bölgeyi iyi bilen gazeteci Fehim Taştekin’e göre, Türkiye farklı grupları bir araya getirip İdlib’de Hay’at Tahrir el-Şam karşıtlarını harekete geçirmeyi hedefliyor.
Bu anlaşmada Türkiye’nin dört temel hedefi var: Rusya ve İran’la işbirliği yapmak ve müttefiklerini Hay’at Tahrir el-Şam’a karşı savaştırma karşılığında, sınırında bulunan Afrin’de PYD’ye müdahale edebilmek; böylece Akdeniz’e ulaşan bir Kürt koridoru açılmasını önlemek istiyor. Ayrıca, İdlib’den yaşanabilecek 1.5-2 milyonun üzerinde bir büyük mülteci akınını önlemeyi amaçlıyor. Ankara bunların dışında, silahlı grupları kendi sınırlarından uzak tutmak istiyor. Ve en önemlisi de Türkiye Suriye’de asker bulundurarak, özellikle de IŞİD ‘İN yenilmesinin ardından ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor; bu yolla Suriye’deki büyük askeri operasyonlar da artık sona erecektir.

 

*Philip Robins, Oxford Üniversitesi’nde Orta Doğu politikaları profesörüdür.

Yazının aslı Carnegie Middle East Center‘da yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)