Öfke geçici bir delilik halidir

Helenistik felsefeciler, öfkeyi geçici bir delilik hali olarak betimliyordu. Ünlü Stoacı filozofların öfkeyle yüzleşme ve onunla baş etme konusunda geçerliliğini asla yitirmeyen önerileri, yaşamı daha katlanılabilir kılıyor.

Massimo Pigliucci*

İnsanlar önemsiz şeylere (örneğin birileri araç sürerken trafik durduğunda) daha ciddi olanlar şeylerden (Suriye’de insanlar ölmeye devam ediyor ve kimse bunun hakkında bir şey yapmıyor) daha fazla sinirleniyor. Ancak genelde, öfke önemsiz sebeplerle açığa çıkar. Bu yüzden Amerikan Psikoloji Birliği, web sitesinde öfke yönetimine ayrılmış bir bölümü hizmete açmış. İlginç bir şekilde, Stoacı** filozof Lucius Annaeus Seneca’nın M.Ö. birinci yüz yılda yazdığı “Öfke Hakkında” adlı en eski tezlerden biri, oldukça çok okunuyor.
Seneca öfkenin geçici bir delilik olduğunu, haklı olduğumuzda bile asla öfke temelinde hareket etmememiz gerektiğini, çünkü “diğer kötü muameleler kararlarımızı etkiler, ancak öfke aklımızı etkilemektedir,” diye düşünüyordu; “diğerleri hafif hasarlar verir ve fark edilmeden büyürler; ancak insan aklı öfkeye birden bire kapılıverir… Yoğunluğu hiçbir şekilde kaynağı tarafından belirlenemez: Zira en basit sebeplerden en üst noktalara dek yükselir.”
Öfke yönetimi testi için en uygun güncel ortam internettir. Bir Twitter veya Facebook hesabınız varsa veya bir blog hakkında yazıyor, okuyor veya yorum yapıyorsanız, ne demek istediğimi anlıyorsunuz demektir. Lanet olası Twitter öfke seli, Birleşik Devletler’in şimdiki başkanı Donald Trump tarafından yeni zirvelere taşındı (gerçi bakış açınıza göre değişir).

AŞAĞILANMAK, HAKARETLER VE ÖFKE KONTROLÜ
Ben de çevrimiçi forumlarda ara sıra yazılar yazıyorum. Bir eğitimci olarak işimin bir parçası olduğu gibi, sanırım insaniyet koruyuculuğunun bir üyesi olarak da görevim bu. Dünyanın dört bir yanındaki insanlarla yapmış olduğum sohbetler samimi ve karşılıklı olarak öğretici bir işleve sahip; ancak zaman zaman işler kötü gidebiliyor. Kısa süre önce teknik bir konuda bana karşı çıkan tanınmış bir yazar, beni hemen “saçmalıklar bölümüne ait” diye etiketledi. Ah! Bu tür bir şeyden, özellikle de isimsiz bir trol değil de 200 binden fazla takipçisi olan ünlü bir insanın davranışından rahatsız olmamak nasıl mümkün olabilir? Başka bir Stoacı filozofun tavsiyesini uygulayarak, öğrencilerini şu şekilde uyaran (ikinci yüz yılda bir köleyken sonradan öğretmen olan) Epictetus: “Unutmayın ki kendi kendine zorluk çıkaran da eziyet eden de biziz, bunu yapan kendi dünya görüşümüz. Örneğin, hakaret etmek neye hizmet eder? Bir kayanın yanında durup hakaret ettiğinizde ne yapmış olursunuz? Birisi o kaya gibi durarak size yanıt verirse, hakaret eden kişi küfrü karşılığında ne kazanır?”

Gerçekten de böyledir. Elbette, hakarete karşı bir kayanın davranışını geliştirmek zaman alır ve pratik ister; ancak, böyle davranınca iyi hissediyorum. Peki, yukarıda bahsedilen hakareti yanıtlamak için ne yaptım? Bir taş gibi davrandım. Onu göz ardı ettim, enerjimi hakaret yerine başkalarından gelen orijinal soruları cevaplamaya harcayarak, yapıcı konuşmalar yapmaya çalışmak için elimden gelenin en iyisini ortaya koydum. Neticede, bahsettiğim ünlü yazar öfke içerisinde yaşarken, ben huzurumu korudum.
Bazı insanlar, öfkenin belirli koşullara, örneğin adaletsizliğe karşı bir tepki olarak doğru bir davranış olduğunu ve serinkanlı biçimde yönetilebilirse, eyleme geçmek için motive edici bir güç olabileceğini ifade ediyor. Fakat Seneca, serinkanlı bir öfkeden bahsetmenin, uçan domuzlar hakkında konuşmak gibi olduğunu söylüyor: Kısacası, evrende böyle bir şey mevcut değil. Stoacılar açısından motivasyona gelirsek; adaletsizliğe tanık olduğumuzda yaşadığımız öfke duygusunun sonucunda olumlu düşüncelerle veya dünyayı herkes için daha iyi bir hale getirme arzusuyla harekete geçmemiz gerekir. Öfke gerekli değil ve aslında genellikle kontrol edilebilir bir duygu.


 
Filozof Martha Nussbaum, Nelson Mandela’da hakkında yazdığı makalede, bu meselenin bilindik ve güncel bir örneğini aktarıyordu. Mandela, Güney Afrika’nın Apartheid (ırk ayrımcısı) hükümetince (27 yıllığına) hapishaneye gönderildiğinde, ona çok çok öfkeli olduğunu anlatmıştı. Mandela’nın öfkeli olmak için çok geçerli sebepleri vardı çünkü sadece ona karşı değil, aynı zamanda halkına karşı da büyük bir haksızlık yapılmıştı. Ancak bir noktada Mandela, öfkesini büyütmenin ve politik muhaliflerini insanlık-dışı canavarlar olarak düşünmede ısrar etmenin kendisini hiçbir yere götürmeyeceğini anlamıştı. Dostluğa olmasa bile, yıkıcı duyguların üstesinden gelerek, karşı tarafa ulaşmak ve güven inşa etmek ihtiyacı duydu. Kendi gardiyanlarıyla arkadaşlık etti ve sonuçta bir cins kumar oynadı: Daha iyi bir topluma kavuştu ve maalesef tarihte ender görülen huzurlu bir geçiş dönemine şahit olabildi.
İlginç bir şekilde, kişisel dönüşümündeki en önemli anlardan biri, bir mahkûmun hapishaneye kaçak olarak soktuğu ve mahkûmlar arasında dolaşan Stoacı bir filozof tarafından yazılan bir kitabın kopyası eline geçtiğinde gerçekleşmişti: “Marcus Aurelius’un Meditasyonları”. Marcus, eğer insanlar yanlış yapıyorsa, bunun karşılığında “onlara öğretmek ve onları kızdırmadan doğruyu göstermek” gerektiğini düşünüyordu. Mandela’nın bu kadar etkili yaptığı şey de tam olarak buydu.

SENECA’NIN STOACILIK KILAVUZU
Öyleyse, Seneca’nın tavsiyelerinden esinlenen öfke yönetimine yönelik modern Stoacı kılavuz şunlardan oluşabilir:
• Önleyici meditasyon egzersizleri yapın: Hangi koşulların öfkenizi tetiklediğini düşünün ve onlarla nasıl başa çıkacağınıza önceden karar verin.
• Belirtileri hissettiğinizde öfkenizi kontrol edin. Sakın beklemeyin, yoksa kontrolden çıkar.
• Mümkün olduğunca sakin insanlarla ilişki kurun; sinirli veya öfkeli olanlardan kaçının. Duygular bulaşıcıdır.
• Zihninizi rahatlatan bir müzik aleti çalın veya keyifli bir şeyler yapın. Rahat bir zihin kolay öfkelenmez.
• Sevimli, hoşa giden, rahatsız edici olmayan renklerle döşenmiş mekânlara gidin. Dış koşulların duygularımız üzerindeki etkisi oldukça büyüktür.
• Yorgunken bir tartışmaya dâhil olmayın, kısa sürede öfkeye dönüşebilecek duygulara daha yatkın olursunuz.
• Aynı nedenle, susadığınız veya aç olduğunuzda da münakaşalara girmeyin.
• Evrenin öngörülemezliği ve bazı insanların tahmin edilebilir kötülükleri karşısında savunma mekanizması olarak kendinize has bir mizah anlayışı geliştirin.
• Zihinsel mesafe koyma yöntemini uygulayın (Seneca, bunu yanıtı “geciktirmek” olarak nitelendiriyor); gergin bir durumdan nefes almanızı sağlayacak herhangi bir şeyle, yürüyüşe çıkarak veya tuvalete giderek bir süre uzaklaşın.
• Zihninizi değiştirmek için bedeninizi değiştirin: Yürüyüş hızınızı kasıtlı olarak yavaşlatın, ses tonunuzu alçaltın, hareketlerinizde sakin bir insanın davranışlarını uygulayın.
Her şey bir kenara, iyi bir yaşama giden yol için öncelikle başkalarına karşı yardımsever olun. Seneca’nın öfkeye ilişkin tavsiyeleri zamanın eleğinden geçti ve istisnasız herkesin onu dinleyerek yaşamında uygulamasını hak etti.

*Massimo Pigliucci, City College’da ve New York Şehir Üniversitesi’de felsefe profesörüdür. New York’ta yaşamaktadır.
**Stoacılık, kurucusu Kıbrıslı Zenon olan, Megara okulunun bir kolu olan felsefe okuludur. Helenistik felsefenin en önemli akımlarındandır. Stoacılar için insanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir. Dolayısıyla doğaya uygun yaşamayı felsefi olarak benimsemişler ve dünya vatandaşlığını savunmuşlardır. “Mutluluk, dış koşullara bağlı olmamalıdır,” önermesini dile getirmişlerdir. Öğretilerine göre, sosyal varlık olarak insanlar için mutluluğa giden yol şunlarda bulunur: Hayatta sana verileni kabul etmek, zevk arzumuz veya acı korkumuz tarafından kontrol edilmemize izin vermemek, etrafımızdaki dünyayı anlamak için aklımızı kullanmak ve tabiatın planındaki kendimize düşen görevi yapmak ve beraber çalışıp başkalarına karşı dürüst ve adil olmak.

 

Yazının aslı Aeon sitesinde yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)