Tanrı bağırıyordu ‘devrim’ diye: Rahip gerilla Camilo!

Yazar Gabriel Garcia Marquez, okul arkadaşı Camilo için, "Kendisini feda ettikten sonra başta ona inanmayan pek çok insan inanmaya başladı" diyor. Peki 'sosyalist rahip' ve ELN gerillası Camilo Torres nasıl bir hayat yaşamış ve ölmüştü de Marquez böyle söylemişti?

Kavel Alpaslan  kalpaslan@gazeteduvar.com.tr

Latin Amerika tarihinde sosyalizm ile ‘yoksulun tek çıkışı’ olarak din arasındaki ince çizgi çoğu zaman kaybolur. Katolik gelenekli sosyalist akımlara ya da sosyalist gelenekli Katolik akımlara ev sahipliği yapan topraklarda bu nedenle pek çok kişinin ‘din yolu’ sosyalizmden geçiyor. Kolombiya Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) gerillası rahip Camilo Torres de bu isimlerden.

Arjantinli devrimci Ernesto ‘Che’ Guevara’nın, “Tüm devrimcilerin görevi devrimi yapmaktır” sözünü “Tüm Hristiyanların görevi devrimci olmaktır” şeklinde uyarlayan Camilo, 1929’da başkent Bogota’da oldukça zengin bir ailede dünyaya gelir. Ailesiyle birlikte uzun yıllar Avrupa’da yaşar. Ülkelerine döndüklerinde Camilo, hukuk eğitimi almak üzere Kolombiya Ulusal Üniversitesi’ne girer.

‘SADECE ÖLÜ KAHRAMANLARA İNANA KITA’

Üniversitede, Kolombiya ve Latin Amerika’nın yakın tarihinin pek çok noktasında karşımıza çıkan Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez ile tanışır Camilo. İkili arasındaki dostluk sürüp gider. Öyle ki bugün yönetmen olan Marquez’in oğlu Rodrigo Garcia Barcha’yı doğumundan sonra Camilo vaftiz etmiştir. Ölümünden yıllar sonra arkadaşı hakkındaki belgeseli izleyen Marquez, “Camilo efsanesi hakkında benim ilgimi çeken şey, sadece ölü kahramanlara inanan Latin Amerika için yapılan çok üzücü bir ‘gösteri’ ” ifadelerini kullanır.

Camilo, hukuk fakültesini dini hayatına başlamak üzere bırakır, ruhban okuluna yazılır. İlahiyat eğitimini bitirip rahipliğinin onaylanmasından sonra sosyoloji eğitimi almak üzere Belçika’ya gider. Hristiyanlığın sınıfsal yorumu üzerine çalışan Camilo, sosyoloji tezini ‘Bogota’nın proleterleşmesi’ üzerine yapar. Çalışması kıtada büyük yankı uyandırır. Doğu Avrupa’daki Doğu Almanya gibi sosyalist ülkeleri ziyaret edip Marksist tartışmalar yürütür. Camilo hayatının pek çok anında sosyalist düşünceye yakındır ancak Avrupa’daki sosyoloji çalışmaları ve ziyaretleri, kendine has Katolik-sosyalizm anlayışının yaratılmasında çok etkili olur.

 

DAĞLARIN RAHİBİ

Camilo 1960’da Ulusal Üniversite’nin sosyoloji departmanında çalışmaya başlar. Latin Amerika’nın Fidel Castro liderliğindeki 26 Temmuz Hareketi’nin (M-26) etkisiyle silkelendiği bu dönemde kuşkusuz en büyük örgütlenme alanlarından biri de üniversitelerdi. Üniversitedeki çeşitli olaylarda Camilo’nun devrimci öğrencilerden yana tavır alması kiliseyle ilişkilerini gerse de katıldığı bir radyo programında ‘Kiliseye ait malların kamulaştırılması gerektiği’ yönündeki sözleri ipleri kopartır. Camilo, bu olayından kısa bir süre sonra görevden alınır.

Bu süre içinde Camilo, ‘Birleşik Cephe’ adıyla siyasi faaliyetlerin de doğrudan örgütleyicisi konumda yer almaktaydı. Bu çalışmalar sırasında ortadan kaybolan Camilo’nun, ‘Bir adım dahi geriye değil, özgürlük ya da ölüm’ sözleriyle bitirdiği açıklamasıyla ELN saflarına katıldığı anlaşılır. Camilo’nun manifestosu olarak yorumlayabileceğimiz metinde işçilere, öğrencilere, kadınlara ve Hristiyanlara yazılmış pek çok bölüm bulunmaktaydı.

‘KİLİSEYİ BIRAKTIM, RAHİP OLMAYI DEĞİL’

Sırtında tüfeği, güler yüzle poz veren Camilo’nun yazdığı bu metinde en çok dikkat çeken bölüm ‘Hristiyanlara mesaj’ kısmı olmuştu. Bu bölüm, Hristiyanlara verilen basit bir mesajdan çok daha ötedeydi, Camilo burada aslında kendini de açıkça anlatıyordu:

“Katoliklikte temel olan komşuna olan sevgidir. Bu sevgiyi gerçek kılacak eylemler aranmalıdır. Sadaka vermek, birkaç ücretsiz okul, birkaç konut planı… ‘hayır’ olarak bilinen her şey, aç çoğunluğu doyurma, çıplak çoğunluğu giydirme, hiçbir şey bilmeyen çoğunluğu eğitme konusunda başarısız olmaktadır. Çoğunluğun refahı için daha etkili araçlar aramalıyız…

…Ayrıcalıklı azınlıktan gücü almak bir gerekliliktir. Devrim, fakirlere yemek verecek, çıplakları giydirecek, hiçbir şey bilmeyenleri eğitecek bir hükümeti yaratacak yoldur. Herkese sevgiyi düşleyen Hristiyanlar için devrim bu yüzden bir gerekliliktir. ‘Tanrıdan başka otorite yoktur’ (St. Paul, XIII, 1) sözü doğrudur ama St. Thomas da otoritenin somut hali, halk tarafından yapılanıdır der…

…Ben kilisenin sağladığı ayrıcalıkları ve verdiği görevleri arkamda bıraktım ama bir rahip olmayı bırakmadım. Ben kendimi komşum uğruna devrime verdim. Devrimden sonra Hristiyanlar, komşuya olan sevgisiyle yönlendirilen bir sistem yarattığımızın farkına varacaklardır.

Kavganın yolu uzundur. Haydi şimdi başlayalım!”

ELN saflarında Camilo Torres

‘RAHİP GERİLLA’NIN KÖKLERİ

Peki ilk bakışta ‘sıra dışı’ gelse de, bir rahip nasıl gerilla olmuştur? Bu sorunun cevabı Latin Amerika’nın ta kendisinde yatıyor. Kıtanın dini yapısı ve geleneği diğer bölgelere göre biraz daha farklı. Her ikisi de Katolik olduğu için İspanya’yla karşılaştıralım: İspanya’da kilise daima kraliyetin, oligarşinin hizmetinde kalmış bir kurumdu. İspanya İç Savaşı’nda cumhuriyetçilerin, komünistlerin ve anarşistlerin kiliseye duyduğu öfke buradan geliyordu. Latin Amerika’nın dini yapısı ise daha farklı gelişmiştir. Elbette temel itibariyle kilise oligarşiyle aynı yolda yürüyordu. Ancak İspanya’dan farkı, burada alternatif akımların ortaya çıkması oldu.

Kilisenin ‘sol’ yüzü olan ‘Kurtuluş Teolojisi’, kıtadaki alternatif akımların en somut temsilcisiydi. Bu alternatifi yaratan nedenler ise tarihte yatıyor. Bilindiği üzere Latin Amerika’nın ‘Katolikleşme’ süreci İspanyol işgali ile başlayan uzun ve kanlı bir dönemi kapsar. Fakat kilise Latin Amerika’da bir kurum olarak ortaya çıktıktan sonra Vatikan’la sürekli sürtüşmeler yaşadı. İlk sürtüşme henüz İspanyol işgali sırasında, Madrid’deki tahtın yanında değil de yerlilerin yanında saf tutan nesil ile yaşandı. İkinci sürtüşme de Meksika ulusal bağımsızlık savaşında, Meksika’nın yanında saf tutan nesil ile… Bu nedenle ‘Kurtuluş Teolojisi’nin gelişim sürecinde Latin Amerika kilisesinin, kraliyet ve Vatikan ile ilişkisindeki gerilimin rolünü yadsıyamayız.

‘KENDİNİ FEDA ETTİYSE DOĞRUDUR’

Camilo 1965 yılında dağa çıktıktan kısa bir süre sonra, Şubat 1966’da Kolombiya ordusuna karşı düzenlenen bir eylemde vuruldu ve hayatını kaybetti. Camilo’nun ölümü, gerilla olmasından çok daha fazla yankı buldu. Cenazesine binlerce insan katıldı. Marquez, halkın Camilo’yu bağrına basmasını şöyle anlatıyor: “Camilo, inandıkları şeyler uğruna kendisini feda ettikten sonra başta ona inanmayan pek çok insan ‘ah, eğer kendini bunun için feda ettiyse, doğruyu söylüyordur, haklıdır’ diyerek inanmaya başladı.”

Ölümünden hemen sonra 1968’de Medellín (Kolombiya) kentinde Latin Amerika piskoposları genel konferansı gerçekleşti. Konferans boyunca ifade edilen fikirlerin pek çoğu, kilisenin yoksulların sistematik baskıya uğramasını ve Üçüncü Dünya toplumlarının sömürüye maruz kalmasını kınaması gerektiği yönündeydi. İlk bakışta aşırı gelmese de, kilise açısından ‘radikal’ değerlendirmesi yapılabilecek kararlardan sonra Latin Amerika’da ‘sol Katolik’ damar güçlendi. Bunda Camilo’nun ölümünden sonra -ya da önce- ‘doğruyu söylediğine inanların’ payı da vardı.

OKULUNA ELİNDE SİLAHIYLA RESMEDİLMEK

Kıta dışında pek bilinmese de Camilo bugün Latin Amerika halkları için özel bir noktada duruyor. Mütevazı kişiliği, rahiplik geçmişi ve sosyalist duruşuyla Camilo, tüm Latin Amerikalı işçilerin rahatlıkla kabul edebileceği bir sınıf lideriydi. Bugün Kolombiya’daki herhangi bir sokakta adı karşınıza çıkabilir…

 

Bogota’daki Ulusal Üniversite’nin Hukuk Fakültesi girişi

Camilo’nun da ruhban okuluna gitmeden önce eğitim gördüğü Ulusal Üniversite’nin hukuk fakültesi girişinde öğrenciler, sırtında tüfeğiyle ‘Rahip Gerillayı’ resmettiler. ELN çok yakın bir süre öncesine kadar devletle doğrudan savaşan bir örgüttü. Camilo’nun da bu örgütün lider kadrolarından olduğu herkes tarafından biliniyordu. Ancak o, Kolombiya’da öyle bir figür oldu ki, ismi de resmi de aradaki savaşa rağmen her yerde karşınıza çıkabiliyor.

Sözleri Uruguaylı Daniel Viglietti’ye ait olan, Şilili müzisyen Victor Jara’nın da seslendirdiği şarkıda yine karşımıza Camilo çıkar: “Camilo’nun düştüğü yerde / Bir haç doğdu / Ama tahtadan değil / Işıktan… / Derler ki kurşundan sonra / Bir ses duyuldu / Tanrı bağırıyordu / ‘Devrim’ diye!”

Kaynaklar:

1- http://www.semana.com/especiales/articulo/el-cura-guerrillero/60097-3

2- https://www.telesurtv.net/news/A-50-anos-de-la-siembra-de-Camilo-Torres-El-Cura-Guerrillero-20160212-0047.html

3- http://www.filosofia.org/ave/001/a230.htm

4- http://www.marxist.com/camilo-torres-catholic-marxism170206.htm

5- http://www.marcha.org.ar/camilo-torres-el-fuego-y-la-palabra/

6- https://elpais.com/internacional/2016/02/15/colombia/1455491913_703377.html

7- https://www.eln-voces.com/descargas/libros/eln/022-MENSAJES-CAMILO.pdf