İlericiler popülizmle nasıl mücadele etmelidir?

Son dönemlerdeki muhtelif krizler AB'yi bir araya getirmek yerine bölünmeleri daha da fazla su yüzüne çıkardı. Sosyal demokratlar neo liberal politikalardaki suç ortaklıklarıyla hâlâ yüzleşmediler.

 

Vivien Schmidt*

AB (Avrupa Birliği), son yıllarda Euro Bölgesi krizi, mülteci krizi, güvenlik krizi ve Brexit gibi aşamalı krizler yaşamaktadır. Ancak bu krizler, altmışıncı yıldönümünde ortak değerler gösterecek uyumlu cevaplarla AB’yi bir araya getirmek yerine, üye devletler arasındaki derinleşen bölünmeleri su yüzüne çıkardı. Dahası bunlara, AB ve üye ülkeler açısından büyük politika ve demokrasi krizleri eşlik ediyor.
AB düzeyinde, farklı krizlerin çözümündeki eylem eksikliği yerine, demokratik meşruiyet konularında giderek artan sorular gündeme gelmektedir. Bunun nedenleri arasında, AB’nin yönetim süreçleri, Konsey’deki liderlerin kapalı kapılar ardındaki siyasi pazarlıklarının hâkimiyeti ve Avrupa Parlamentosu tarafından ciddi bir denetim olmaksızın AB Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’ndaki yetkililer tarafından alınan teknokratik kararların üstünlüğü ile biçimlenen AB yönetişim süreçleri bulunmaktadır. Ulusal düzeydeki kaygılar, AB’nin varlığının seçilmiş hükümetlerin otoritesini ve geleneksel olarak tek başına sorumlu oldukları ve giderek artan sorunlar üzerindeki kontrolünü azaltan, çoğunlukla seçim vaatlerini yerine getirmelerini veya seçmenlerinin endişe ve beklentilerine yanıt vermelerini zorlaştıran noktalara odaklanmaktadır.

Veriler, AB entegrasyonuna artan bir karşıtlık ile siyasi aşırılıklar ve popülist partilerin yükselişine sahne olan Avrupa ülkelerinde, siyasi hoşnutsuzluğun ve huzursuzluğun arttığına işaret ediyor. Popülist (sağ-liberal ve ırkçı/ç.n.) politikacılar, vatandaşların mevcut ekonomi, siyaset ve toplumdan gittikçe daha az memnun oldukları bir dünyada öfkelerini yönlendirecek bir söylem ürettiler. Uzmanları ve ana akım medyayı reddeden bir ‘gerçek ötesi’ ortamda, retorik stratejiler ve ‘gayri meşru’ bir dil kullanarak yeni ve geleneksel medyanın konvansiyonel avantajlarından yararlanırken, tartışmaları yeni siyasi yönelimlerle çerçeveleyip siyasi manzarayı yeniden şekillendirdiler.
Popülist hareketlerin yükselişine neden olan zafiyetin altında yatan sebepler biliniyor. Bunlar, eşitsizlikteki artışı ve ‘geride kalanları’, ulusun değişen ‘yüzleri’ ile rahatsız olan bir sosyo-kültürel kimlik siyasetinin büyümesini ve ana akım siyasi kurumların ve parti siyasetinin içinin boşalmasını içeriyor. Fakat bu veriler, insanların öfkesinin kaynağını açıklamakta yardımcı olsa bile temel sorunlara değinmiyor: Neden popülizme yönelindi? Peki, sosyal demokratlar nerede?

İLERİCİLER POPÜLİST SAĞLA NASIL MÜCADELE EDER?
1920’lerden ve 1930’lardan beri görülmemiş biçimde popülist sağın yükselişi (özellikle aşırı sağdaki yükseliş), siyasi istikrar ve demokrasiye karşı bir meydan okumadır. İlericilerin, yurttaşları sağdaki popülist aşırılıklardan daha doğru amaçlara çağıran, olumlu mesajlar etrafında toparlayan yeni ve daha iyi fikirler üretmeleri gerekir. Bunların, sosyal medyanın yanı sıra geleneksel medya aracılığıyla etkili bir biçimde iletişim kurabildikleri geniş bir vatandaş yelpazesi içerisinde ilgi gören düşünceler olması gerekir. Peki hangi düşünceler?
İktisadi ve sosyo-ekonomik fikirlerle ilgili olarak, ilerici kesimlerden bazıları meseleleri yeniden tartışıyor. Sosyal demokrat partiler, mali piyasaların ve emek piyasalarının serbestleştirilmesi ve seçmenlerin büyük bölümünü popülist çağrılara karşı savunmasız bırakan, refah devletinin rasyonalize edilmesi üzerine yoğunlaşan sayısız neo-liberal politika konusunda kendi suç ortaklıklarıyla henüz yüzleşmek zorunda kalmadılar. Çoğu durumda sosyal demokratların ilerici gündeme getirdiği bu tür politikalar, sadece bazı insanlar açısından anlamlıydı: En üstteki sınıflar -2008’den bu yana sadece yüzde 1’lik değil, yüzde 20’lik üst sınıf- ya da diptekiler ne refah patlamasından ne de bir alt kademedeki refahtan faydalandı. İşte bunlar, kendilerini arka planda bırakılmış hisseden insanlar! Onlar git gide daha sinirli, kırgın ve güvensiz hissediyorlar. Açıklamalar ve cevaplar arıyorlar ve yalnızca aşırı sağ onlara cevap veriyor! Ancak önerdikleri şeyler korumacılığın arttırılarak serbest ticaretin sona erdirilmesi, AB’nin dağıtılması ve Avrupa’dan ayrılma; sınırların serbest dolaşıma ve göçmenlere kapatılmasından ibaret. Bu ise kendileri, ülkeleri, Avrupa ve dünya için bir felaket demektir. Öte yandan, popülistlerin endişelerine ilişkin olarak, özellikle refah devletinin ve işlerin korunması ile ilgili olanlar ele alınmalıdır; ayrıca, insanları en çok etkileyen kararlar üzerinde daha fazla ulusal denetim sağlanmasına yönelik popülist arzu görmezden gelinmemelidir. Önümüzdeki sorular şunlardır: Euro Bölgesi krizi bağlamında bunu yalnızca küreselleşme değil, aynı zamanda sorunlu ülkeleri ilgilendiren kemer sıkma koşullarında ve büyümeye yönelik yatırımları sınırlayan, herkese yönelik istikrar kurallarıyla nasıl gerçekleştireceğiz? Yanı sıra, AB’nin ulusal liderlerin neler yapabileceklerini kontrol etmesi ve bu liderlerin kendi vatandaşlarına karşı duyarlılıklarını sınırlaması hususunda genel olarak ne yapmalıyız?
EURO BÖLGESİ İÇİN İLERİCİ FİKİRLER
AB, Euro bölgesindeki üye devletlere, kendilerine uygun politikalar üretme esnekliğini geri vermelidir. Euro Bölgesi, kamusal söylemde bunu inkâr ederken, kurallar ve sayılarda ‘artan bir esneklik getirerek’, günümüze dek izlenen kuralları el altından yeniden yorumluyordu. Sonuç olarak, Euro Bölgesi performansı iyileştirmek için revize edilmiş olsa bile yine de krizi çözememiş olan uyumsuz politikalarla çalışıyor. Sonuçta, özellikle de Güney Avrupa’daki ülkeler sorun yaşıyor. Politik liderlerin -ve ilericilerin çoğunun- kuralların tekrar ele alınması için daha da zorlanması, böylece herkesin Euro’da ve aslında AB’de fayda görmesi için uğraşılması zamanı gelmiştir.
Kuralları gözden geçirmenin bir yolu da , Avrupa Dönem Başkanlığı’nın tüm uygulamalarını yukarıdan-aşağıya ‘istikrar’ politikalarıyla devam ettirmektense, aşağıdan yukarıya doğru ve esnek bir hale getirmekten, ayrıca kurallardaki istisnaları ve yeniden ayarlamaları esnek bir şekilde yorumlamaktan geçmektedir. Euro Bölgesi, halihazırda tüm üyelerinin finans ve ekonomi uzmanı bakanlarına ulaşan inanılmaz bir ekonomik koordinasyon yapısına sahip. Bu koordinasyonu, ülkelerin kendilerine has ekonomik büyüme modelleri ve kapitalizm çeşitleri açısından neyin işe yaradığını belirlemek amacıyla neden kullanmıyorsunuz? Dahası, yeni “rekabet edebilirlik konseylerini” veya mevcut mali konseyleri, yapısal düzenleme onay makamları yerine endüstriyel politika konseyleri olarak kullanın. Demokratik meşruiyeti artırmak için, ülkelerin yıllık bütçe döngüsü hakkındaki kararlar, Euro Bölgesi’ndeki diğer üye ülkeler ile Komisyon ve Avrupa Konseyi ile tartışılabilir. Buna ek olarak, Euro Bölgesi üyelerinin makroekonomik hedefler bağlamında genel hedeflere uyarken, kendi özel koşullarını yerine getirmek için daha fazla esneme yapabilmesine izin vermek için ECB (Avrupa Merkez Bankası) ile koordinasyon sağlanabilir.

Bu tarz bir aşağıdan-yukarıya doğru yaklaşım, sadece daha verimli bir ekonomik performansı teşvik etmekle kalmaz, aynı zamanda ulusal düzeyde daha yüksek bir demokratik meşruiyeti de teşvik eder. Bunun amacı, ülke ekonomilerinin sorumluluğunu ulusal hükümetlerin kontrol edebilmesi ve AB düzeyinde daha meşrulaştırıcı görüşmelerin teşvik edilmesidir. Bütün bunlar, popülist sapmanın önüne geçebilir; çünkü sağ ve sol ana akımın siyasi partileri, ekonomik sağlık ve kamu yararına farklı yöntemler hakkında tartışma ve önerilerle politikalarını birbirinden ayırmaya başlamış olsa bile, AB düzeyinde tartışmak ve meşruiyeti korumak gereklidir.
Bunun yanı sıra, bazıları (örneğin, Portekiz, İspanya, İtalya, hatta Fransa) bankaların veya devletlerin sağladığı önemli yatırım fonları olmaksızın aşırı borç yükü (Yunanistan ve İtalya) ile başedemezken, bazı ülkeler de yeterince yatırım yapılamayacak kadar çok artı (Almanya ve diğer daha küçük Kuzey Avrupa ülkeleri) ile devam ederse, mücadeleyi sürdürme konusunda başarılı olamayız. Avrupa İstikrar Mekanizması’nın ötesinde, fazladan bir dayanışma şekline ihtiyaç vardır. Eurobondlar, Avrupa genelindeki işsizlik sigortası, Juncker Planı’nıgölgede bırakan AB yatırım kaynakları, kendi kendini üreten bir AB bütçesi ve mağdurlar veya AB’ye göçmenlerle ilgili dayanışma fonları da dahil olmak üzere, diğer endişe alanları için yenilenebilecek yaratıcı fikirler gereklidir. Eğer bunu başaramıyorsanız, en azından üye devletlerin öz kaynaklarını şu anki gibi bütçe açığına ve borç hesaplamalarına eklemeden altyapı, eğitim ve öğretim, araştırma ve geliştirme, düşük faiz oranlarında uzun vadeli borçlar sağlama şeklinde kullanmasına izin verin.

AB’NİN GELECEĞİNİ YENİDEN TASARLAMA AMAÇLI İLERİCİ FİKİRLER
Son olarak, AB’nin kendisini, sert bir çekirdek halindeki Avrupa bölgesi etrafındaki tek ya da iki aşamalı bir alan olarak düşünmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Bunun yerine üyelerin, yumuşak bir çekirdeği olan AB’nin birçok farklı politika topluluğunda, farklı ikililer veya üçlülerin liderlik rolleri oynadığı, farklı ülke kümelerinin örtüşmesinden meydana gelen bir mekanizma içerisinde, çok hızlı biçimde çalışması gerekir. Burada AB, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nda liderlik rolünden geri çekilmeye karar vermesi muhtemel ve iki Avrupa nükleer gücünden biri olan İngiltere gibi birlikten çıkış yapan bir ülkede bile, diğer alanları bir kenara bırakarak itirazlarını sürdürebilir. Ortak Pazar’ın dışındaki politika topluluklarına katılımın değişim gösteren bir süreci olan AB entegrasyonunun geleceğini tasarlayarak, bu tarzdaki her bir topluluğun kendi özel yönetişim sistemini oluşturup daha da derinleştirmesine izin verebiliriz.
Ancak, bu tür farklılaştırılmış entegrasyonun işleyebilmesi için, bütün üye ülkelerin bu yumuşak çekirdekli AB’nin bir parçası olarak hissetmekle birlikte, katılım seviyelerine bakılmaksızın, kurumların tam üyeleri olması gerekir. Bu, tüm üyelerin tüm alanlarda konuşabilmesinin gerektiği, ancak (Konsey’de ve Avrupa Parlamentosu’nda) yalnızca katıldıkları gruplarda oy kullanması gerektiği anlamına gelir. Bütün üyeler en önemli politika topluluğunun, yani Ortak Pazar’ın bir parçası olduğundan beri, bu, çok sayıda oy kullanmalarını sağlamaktadır. (Bunun aksine, İngiltere veya Norveç gibi birlikten çıkan üyelerin söz hakkı olacak ve yalnızca katıldıkları alanlarda oy kullanacaklardır.) Euro Bölgesi açısından bu, gelecekte kimi üyelerin özkaynaklarını bir AB bütçesine ipotek etmeleri halinde, herkes konuyu görüşebilirken, yalnızca temsilcilerin oy kullanabileceği anlamına gelecektir (yanı sıra, ayrı bir Euro Bölgesi Parlamentosu yoktur, daha derin bir bütçe birliği üyeleri için ayrı oylamalar vardır).
Düğüm noktası olan sorun, siyaset ve demokrasi meselesi olmaya devam etmektedir. Şu anda AB, popülistlerin ulusal temsil konumundaki kurumları boşa çıkararak, kendilerinin halkın gerçek temsilcileri olduklarını iddia etmesine izin vererek, onların amaçlarına hizmet ediyor. Bu durumu değiştirmek için AB’nin vatandaşların temsil ve katılımını güçlendirmek konusunda daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Özellikle Euro Bölgesi için, bu, en azından Topluluk Yöntemine dönüş yoluyla, Avrupa Parlamentosu’nun karar alma sürecine daha fazla dahil olmalarını talep etmek demektir. Örneğin, Euro Bölgesi antlaşmalarını yürürlükteki mevzuata dönüştürmek, (oybirliği koşuluyla onaylanmış olan) bu mevzuatın değiştirilmesini imkânsız hale getirerek, politik tartışmalar yaratan bir çıkmaza sebep olacaktır. Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun, ulusal parlamentoların AB düzeyinde karar verme düzeyine ulaştırılması amacıyla daha fazla seçenek yaratması gerekecek. Dahası AB, bir bütün olarak vatandaş katılımını yaratmak hedefiyle yeni yollar geliştirmelidir.

SONUÇ
Popülist çekime verilecek yanıt, aşırı sağın ırkçı politikalarını -örneğin merkez sağın göçmenler konusunda yaptığı gibi- takip etmek değil, sosyal demokrasi ve ilericiliğin temel ilkeleri ile yeniden bağlantı kurarken, AB’yi ve politikalarını baştan itibaren yeniden düşünmektir. Uzun zamandır izledikleri sosyal adalet felsefelerini, demokratik temsile dayalı ve daha da Avrupalılaşmış ve küreselleşen bir dünyaya uygun hale getirmek için, ’21. yüzyılda sosyal demokrasi ne demektir’ gibi sorular kapsamlı bir biçimde tartışılmalı, yeni bir ilerici anlatım ortaya konmalıdır. Bunun anlamı, sadece Euro Bölgesi’nde yürütülen ekonomi politikası gibi bazı politikaların yeniden yerelleştirilmesi değil, aynı zamanda kurumlar vergisi politikası gibi diğer uygulamaların da küreselleşmeyi dikkate alması gerektiğidir.

*Vivien Schmidt, Avrupa Entegrasyonu programında Jean Monnet Programı Profesörü ve Boston Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Profesörüdür.

 

Yazının orijinali The Social Europe isimli sitede yayınlanmıştır (Çeviri: Tarkan Tufan)