DP Genel Başkanı Uysal: Aday konusunu son toplantıya bırakmadık

Akşener'in açıklamalarından sonra sessizliğini koruyan Altılı Masa liderlerinden Uysal, sürecin günübirlik öfkelerle değerlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledi.

Google Haberlere Abone ol

ANKARA - Türkiye, yakın tarihe damga vuran seçimlerden birini geride bıraktı. Siyasi yelpazenin farklı noktalarında duran altı parti, muhalefet seçmeninin uzun yıllardır yaşamadığı bir umudu inşa etti. Aylar boyu süren çalışmalarla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni değiştirmek ve parlamenter sistemi güçlendirerek yeniden inşa etmek gibi büyük bir iddia ortaya koydu. Ancak sonuç, belki de asla yan yana gelemeyecekken ‘iktidar değişsin' diye bir araya gelen milyonlarca seçmeni hayal kırıklığına uğrattı. Altılı Masa'nın inşa ettiği umut 14 Mayıs akşamı sönümlendi, 28 Mayıs akşamı da yok oldu.

Tüm bu süreçte gün yüzüne çıkmayan bazı gerilimler İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in son dönemdeki açıklamalarıyla açığa çıktı. Akşener'in adayın kim olacağının son toplantıya kadar konuşulmadığı, iki belediye başkanı formülünden diğer liderlerin haberi olmadığı gibi açıklamaları karşısında liderler sessizliklerini korudu. O liderlerden biri de Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal'dı.

ADAY KONUSUNU SON TOPLANTIYA BIRAKMADIK

Seçimlerden önce Kılıçdaroğlu'nun aday olması gerektiğini açıkça ilk ifade eden Uysal, sürecin günübirlik öfkelerle değerlendirilmesinin yanlış olduğu görüşünde.

Akşener'in, aday meselesinin son toplantıya bırakıldığı açıklamasını “Adayın kim olacağı görüşülmez olur mu?” sözleriyle karşılayan Uysal, “Aday konusunu son toplantıya bırakmadık. Her siyasi parti karşılıklı olarak değerlendirmelerini yaptı” ifadelerini kullandı. 

'İKİ BELEDİYE BAŞKANI FORMÜLÜNÜ İYİ PARTİ SÖZCÜSÜ'NÜN AÇIKLAMALARINDAN DUYDUK'

Akşener'in “iki belediye başkanının cumhurbaşkanı yardımcısı olması” formülünden diğer liderlerin haberleri olmadığına ilişkin sözlerini de değerlendiren Uysal, bu konuda kendilerine bir bilgilendirme yapılmadığını, iki belediye başkanı formülünü televizyonda, İYİ Parti Sözcüsü'nün açıklamalarından duyduklarını ifade etti. Geride kalan süreçte İYİ Parti ve CHP arasında güç dengesi kuramadıklarını ifade eden Uysal, yaklaşan yerel seçimlere ve olası anayasa değişikliğine ilişkin tutumlarını da anlattı.

Uysal'ın sorularımıza yanıtları şöyle oldu:

‘CUMHURİYET KAZANIMLARININ KIYMETİNİ BİLENLER ENİNDE SONUNDA GALİP GELECEK’

Seçimden hemen sonra yaptığınız bir değerlendirme var: “Bu seçim kazandık diyenlerin kaybettiği, kaybettiği zannedilen Millet İttifakı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun kazandığı bir seçimdir.” Seçim sonrasında yaşanan tabloyu, muhalefetin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Hala aynı fikirde misiniz?

Türkiye'de rekabet eden bir değerler manzumesiydi. Millet İttifakı’nda temel hak ve hürriyetleri, anayasal devlet düzenini önceleyen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendisine sunduğu hukukun, refahın, güvenliğin, fırsat eşitliğinin kıymetini bilen toplumsal kümelerin tercihi var. Bunun karşısında Cumhur İttifakı adı altında keyfi bir rejim, parti olma hüviyetinden çıkmış adeta bir organize suç şebekesine dönüşmüş bir yapı var. Kimlik siyasetini ve bu denklemdeki kutuplaşmayı derinleştirerek pozisyonlanmaya çalışan bir iktidar aklı var. Aslında bu iki değerler manzumesinin bir rekabetiydi.

20 yıldır AKP eliyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir ‘devr-i sabık’ muamelesi uygulanmasına rağmen cumhuriyet değerlerinin dünyaya ayak uydurduğu bir sürecin içerisinden geliyoruz. O açıdan “kazananların kaybettiği, kaybettiği görünenlerin kazandığı” bir süreçti. Türkiye bir kör sokağa düşeli maalesef uzun zaman oldu. Ama Türkiye'nin kademe kademe gelişen bir tarihi yürüyüş güzergahı var. Dönem dönem iki ileri bir geri, Mehter Marşı gibi de olsa istikametimiz belli. Ben bu toplumun, bu milletin o istikametten ödün vereceğini zannetmiyorum. Cumhuriyet kazanımlarının kıymetini bilmiş insanlar kümesinin eninde sonunda galip geleceği kanaatindeyim.

‘SÜRECİ GÜNÜBİRLİK ÖFKELERLE DEĞERLENDİRMEK YANLIŞ OLUR’

Seçimden sonra başta Altılı Masa olmak üzere muhalefet çok dağınık bir görüntü verdi, Altılı Masa'da olan bitene ilişkin kamuoyuna yapılan açıklamalar şaşkınlık yarattı, Masa'nın hitap ettiği seçmen kitlesinde umutsuzluk, hatta öfke hakim olmaya başladı. Nerede hata yaptınız?

İçinde bulunduğumuz şartların olağanüstü özelliğini iyi kavramak lazım. Günübirlik hissiyat parlamaları, günübirlik öfkelerle değerlendirmek yanlış olur. Tarihsel olarak değerlendirmeliyiz. Başarısızlığımız var, bu başarısızlığın içerisinden kendi adımıza küçük zaferler çıkarsak neye yarar?

‘YÜZDE 48’LİK TOPLUMSAL MUHALEFET DİNAMİĞİNİ AYAKTA TUTMAK BİRİNCİL VAZİFEMİZ’

Benim 28’i akşamı altını çizdiğim temel değerlendirme şu oldu: Cumhuriyet'ten yana, demokrasiden yana irade koymuş yüzde 48’lik toplumsal muhalefet dinamiğini ayakta tutmak birincil vazifemiz. İkinci turun sonunda, 28’i akşamı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde de bu değerlendirmemi ilettim.

Sonuçta ikinci turu yüzde 60’a 40 gibi bir dengeyle bitirme hedefi vardı, bu olmadı. Karşımızda yüzde 35’e düşen bir iktidar ile itirazı olan yüzde 65’lik bir kesim vardı. Bize düşen vazife itirazı olan bu yüzde 65’lik kitleyi azami düzeyde sandığa götürmek, bunun için gerekli enstrümanları, usulleri ortaya koymaktı. O usul ve enstrümanları ortaya koymakta eksikliklerimiz oldu ki bu netice ortaya çıktı.

‘YÜZDE 48’İ PAMUKLARA SARMAK ZORUNDAYIZ’

Ama bütün olumsuzluklara, hukuksuzluklara, dayatmalara rağmen bunun için irade koymuş bir toplumsal kesim oluştu. Bu iradeyi koyan kitlenin psikolojisini bırakın kırmayı motivasyonunu daha da arttıracak bir tutum sahibi olmak mecburiyetindeyiz. Bu yüzde 48’i pamuklara sarmak zorundayız. 

‘SEÇİM SÜRECİNE DAİR AÇIKLAMALARI ÜZÜNTÜYLE TAKİP EDİYORUM’

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Altılı Masa’da yaşanan bazı tartışmaları kamuoyuyla paylaştı. Bu açıklamaların seçmendeki kırgınlığı, küskünlüğü artırdığı yorumları yapıldı. Akşener'in bu tavrını ve tarzını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Konjonktürel olarak motive olmuş, başarıyla kilitlenmiş bir toplumsal kitlenin istediği neticeyi alamayışı ve sonrasında gelen bir takım farklı değerlendirmeler dediğiniz fonksiyonu görüyor. Bunu üzüntüyle takip ediyorum.

‘AKŞENER KENDİ MAHALLESİNE HİTAP EDİYOR’

Özelde kişiler üzerinden bir değerlendirme yapmak istemem. Yüzde 50+1 dengesi sebebiyle Türkiye'de siyasi partileri bir araya getiren, birtakım işbirliklerini mecbur hale getiren bir sistem var. Siyasetin rekabet pratikleri açısından bunları uyumlu hale getirebilmek de zor iş. Ayrıca sohbetimizin başında bahsettiğim iki aks var Türkiye’de. O aksların arasında mahallelere hapsolmuş bir siyaset ve yankı odaları var. İster istemez siyasetçiler kendi mahallesine de hitap ediyor. Netice itibariyle siyaset bir süreç yönetimi. Bu noktada İYİ Parti de değerlendirmeler yapıyor. Açıklamaları bu çerçevede değerlendirebilirim.

İYİ Parti ve Akşener son açıklamalarıyla kendi mahallesine mi hitap ediyor?

Elbette. Kendi seçmen kitlesi var. Parti kurulları var. Oralarda o değerlendirmeleri yapıyorlardır.

‘BEN DEMİŞTİM’ SEZONU AÇILDI TÜRKİYE'NİN CAN ALICI GÜNDEMLERİ VAR’

Akşener, aday belirleme sürecine dair itirazlarını anlatırken Kılıçdaroğlu’nun “Meral Hanım imzalamıyorsa imzalamasın. Biz beşimiz imzalayalım çıkalım” dediğini açıkladı. O gün ne oldu?

Bu detaylarla ilgili bir mahremiyet var. Bir değerlendirme yapmak istemem. Şimdi ‘ben demiştim’ sezonu açıldı ve biz de bir şeyler söyleyebiliriz ama bugün Türkiye'nin can alıcı gündemleri var. Elbette kamuoyunu net bir şekilde bilgilendirmek gibi bir vazifemiz de var ama tüm bu meseleler birincil tartışma konusu değil. Ayrıca partiler, liderler olarak hala hukukumuzu sürdürüyoruz. Gerekli değerlendirmeleri yaparız, yapıyoruz.

Hangi liderlerle temasınızı sürdürüyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu'yla da, Sayın Akşener’le de görüşüyorum. Nezaket ziyaretleri olabiliyor. İster istemez o döneme dair değerlendirmelerimiz oluyor. İçinde bulunduğumuz halle ilgili de birtakım değerlendirmeler yapma imkanımız oldu.

‘ADAYIN KİM OLACAĞI TARTIŞILMAZ OLUR MU?’

Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair tartışmanın aylarca yapılmamış olması da bir başka tartışma konusu. 3 Mart akşamına kadar bu konuyu hiç tartışmadınız mı?

Tartışma yürütülmez olur mu? Uluslararası ilişkilerde de bu böyledir. Devlet başkanları düzeyinde bir toplantı düzenlenirken o toplantının öncesinde, arkasında pek çok hazırlıklar yapılır. Bu süreç içerisinde her siyasi parti kendi içinde de değerlendirmeler yaptı. Kamuoyunun önünde birtakım açıklamalara bağlanmasa da her siyasi parti usul ve esasla ilgili değerlendirmelerini yaptı. Netice itibariyle cumhurbaşkanlığı seçimi bir kişi karakteri üzerinden sürüklenecek bir seçim. İçinde bulunduğumuz tarihi şartların, ülkenin şartlarının, siyasetin şartlarının, siyasetin güç dengelerinin ortaya koyduğu sınırlar var, imkanlar var, riskler var. O çerçevede herkes değerlendirdi.

‘ADAYI TARTIŞMAYI SON TOPLANTIYA BIRAKMADIK’

Şöyle bir genel yanılsama var; “son toplantıya bırakıldı” gibi. Aslında son toplantıya bırakılmadı. Resmi olarak konuşulmadı gibi görünse de her siyasi parti karşılıklı olarak bütün bu değerlendirmeleri yaptı.

Siz Kılıçdaroğlu’nun aday olması gerektiğini ifade eden ilk liderdiniz. Bu görüşünüzü, açıklamadan önce Sayın Akşener’e de ifade ettiniz o zaman?

85 milyonun gözünün projektörle dikildiği bir toplantıda neyin konuşulacağı açıktır. Bu meseleyi karşılıklı açıklamalarla daha fazla sündürmek istemem. Her şey meydanda.

‘İYİ PARTİ VE CHP ARASINDAKİ GÜÇ DENGESİNİ SAĞLIKLI KURAMADIK’

Tüm süreçte en temel hatalarınız neler oldu?

Şu stratejik hatamızı ifade etmem gerekir; Siyaset son tahlilde bir güç denklemi.
Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti'nin Altılı Masa içerisinde güç ölçekleri itibariyle farklı konumları vardı. Masanın iki güçlü aktörü bu iki parti. Sürecin başında o güç dengesini sağlıklı kurmak gerekirdi. Bu konudaki endişemi sürecin başında ilgili genel başkanlarla da paylaşmıştım. Ama o dengeyi kuramadık.

‘KEŞKE MUTABAKATI SÜRECİN BAŞINDA SAĞLAMIŞ OLSAYDIK’

6 Mart’ta imzaladığımız mutabakatın her şeyin önünde olduğu kanaatindeyim. Keşke o mutabakat çok daha erken, işin başında sağlanmış olsaydı ve gereksiz birtakım tartışmalara sebebiyet vermeseydik.

‘AMACIMIZ SUÇLU BULMAK, BİRİLERİNİ İDAM ETMEK DEĞİL’

Daha başka değerlendirmeler de yapabiliriz ama amacımız bir suçlu bulmak, birilerini idam etmek, birini suçlu ilan etmek değil.

‘İKİ BELEDİYE BAŞKANI FORMÜLÜ’NÜ İYİ PARTİ SÖZCÜSÜ’NÜN AÇIKLAMALARINDAN İZLEDİK’

Akşener'in masaya geri dönüşünü sağlayan “İki belediye başkanının cumhurbaşkanı yardımcısı olması” formülünden sizlerin haberdar olmadığını söyledi Akşener. Haberdar değil miydiniz?

Böyle bir bilgilendirme olmadı. Toplantı başlamadan evvel İYİ Parti Sözcüsü'nün yaptığı birtakım açıklamaları izleyebilmiştik ancak. O vesileyle bilgi sahibi olduk.

'DOĞRU FORMÜL BİR CUMHURBAŞKANI YARDIMCISIYDI'

İtirazınız oldu mu bu formüle?

Aday isimleri konuşulmadan hatırı sayılır bir zaman dilimi öncesi, doğru stratejinin bir cumhurbaşkanı adayı ve bir cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olduğu fikrimizi Sayın Kılıçdaroğlu'na ifade etmiştim. Ama olmadı.

ÇOK SAYIDA AKTÖRLE SEÇMENİ ENDİŞEYE SEVK ETTİK’

Sonuç itibariyle baktığınızda “etkili ve yetkili cumhurbaşkanı yardımcısı” hüviyetleriyle liderlere iki büyükşehir belediye başkanının katılması seçmen nezdinde bir güvensizliğe sebebiyet verdi. “Bu kadar çok sayıda aktörün olduğu bir yerde Türkiye nasıl yönetilecek” gibi bir endişeye sevk ettik seçmen kitlesini.

Akşener’in ‘kazanacak aday’ ısrarı hakkında ‘Akşener haklı çıktı’ diyenler de var ‘Bu ısrar Kılıçdaroğlu’na kaybettirdi’ diyenler de var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Elbette kişi çok çok önemli ama Türkiye bir şahsı değil bir değerler manzumesini, bir sistemi oyladı. Onun daha fazla oy almasını sağlamamız gerekirdi. Ama biz seçmenin bu manadaki itirazını sandığa yansıtacak usul ve enstrümanları yeterince ortaya koyamadık ki böyle bir netice çıktı.

 

KAZANACAK ADAY TARTIŞMALARI YIPRATICI OLDU’

Kazanacak aday ısrarının Kılıçdaroğlu’nu yıprattığı yorumuna katılır mısınız?

O tartışmalar tabii çok yıpratıcı tartışmalar oldu. Bugünden bakınca daha net görebiliyoruz. Çünkü oy verme ihtimali yüksek birtakım kitlelerde duygusal kopuşlar yaşandıktan sonra onları toparlamak zor olur.

 

Bir bütün sürece dair kamuoyunun bilmesi gerektiğini düşündüğünüz başka bir nokta var mı?

Her şey ortada. Tarihe karşı sorumluluğumuz var. Özel bir durum olursa yeri zamanı geldiğinde açıklamalar yaparız. Ama bugün tekrar tekrar altını çizmek istediğim şey şu; O yüzde 48’e karşı sadakat sorumluluğumuz her şeyin önünde. 

'İKTİDAR PARTİSİNİN BELEDİYELERİNİ HEDEF ALIRIZ’

Bu sadakatin ve sorumluluğun ne kadar kıymetli olduğunu göreceğiniz yeni bir döneme giriyoruz; yerel seçim. Yerel seçimde tutumunuz ne olacak?

Bizim temel ölçümüz Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ve her geçen gün rengi koyulaşan bu keyfi iktidara karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmek. Toplumsal muhalefetin vicdan hizasında durmaktır bizim için esas olan ve orada duruyoruz. Kendi hazırlığımızı yapıyoruz. Mümkün olan en azami seçim çevresinde siyasi parti olarak kendi varlığımızı koymayı hedefliyoruz. Ama temel tercihlerle karşı karşıya kalındığı noktalarda partinin kurulları farklı değerlendirmeler yapacaktır. Burada da öncelikli olarak iktidar partisinin belediyelerinin olduğu noktaları hedef alırız bir muhalefet partisi olarak. 

YENİ ANAYASA KONUSUNDA UYANIK OLMAK LAZIM'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni Anayasa çağrısına ilişkin değerlendirmeniz ne olur? 

Birinci Meşrutiyet’ten bu yana şöyle bir türkü söylüyoruz; Anayasa gelecek, dertler bitecek.
Ortada bir kazan kaynıyor. Sayın Erdoğan’ın sürekli o kazanın altına bir odun atması lazım. Bu numaraları gördük. 2010 referandumu hepimizin hafızasında. “FETÖ'yle beraber
devleti ele geçireceğiz” diyerek yapılan anayasa değişikliğinin Türkiye'yi nasıl bir darbenin eşiğine getirdiğini, oradaki sorumluluklarını hatırlasınlar. Bugün de amaçları üzüm yemek değil bağcı dövmek.

İktidarın demokrasi, hukuk devleti, temel hak hürriyetlerle ilgili 20 yıllık şeceresi ortada. ‘Gömlek değiştiriyoruz’ diyerek giydikleri demokrasi gömleğinin ne kadar bol geldiği de ortada. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını tanımayan hakimleri yüksek yargıya üye yapan, bakan yardımcısı yapanlar bugün yeni anayasa yapacakmış. O açıdan çok dikkatliyiz. Parti olarak biz de bütün bu sürece bir azami dikkat kesilerek hazırlığımızı yapacağız. Muhalefete karşı yürütülecek bir kumpas kampanyasına karşı da hazırlıklı olmak lazım. Bu ülkenin temel değerlerini gereksiz tartışmaya açmanın esnetmenin yolu olarak bu tartışmaları iktidar geçmişte de yaptı. O açıdan çok uyanık olmak lazım.

AK Parti Türkiye’de sağ partilere oy veren seçmenin öncelikli tercihlerinden oldu, 20 yıldır muhafazakar ve sağ seçmenin oyunu alarak iktidarda kalmayı başardı. İYİ Parti AK Parti’nin alternatifi olduğunu söyleyerek 2028 seçimlerine hazırlanıyor. Merkez sağ denilince akla gelenin Demokrat Parti olması gerektiğini düşünüyor musunuz? Merkez sağda güçlü bir alternatif olacak mısınız?

Demokrat Parti merkez sağın tescilli markasıdır. Elbette böyle bir hedefimiz var. Biz darbeler dahil pek çok operasyonun neticesinde bu noktaya geldik. Bugün Türkiye'nin tek bir açığı var;

makul - merkez sağ açığı. Bizim bütün hedefimiz kimliklere hapsolmuş ve uçlara kaymış siyaseti merkez sağ siyaset değerler temelinde makul çoğunluğu temsil edecek bir güçlü pozisyona taşımak. Bütün çabamız bunun içindir.

AK Parti işine geldi mi ‘Menderes’ der, işine geldi mi ‘Özal’ der, işine geldi mi ‘Demokrat Parti’ der ama biz 10 yıldır AK Parti’nin sistematik hukuksuzluklarına muhatap olmuş bir siyasi partiyiz. Yani onların demokrasiden, hukuktan ne anladığını biliyoruz. Demokrasi dediğimiz sonradan öğrenilecek bir şey değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve milletinin milli güvenlik şemsiyesi demokrasidir, hukuktur, laikliktir. Beslendiğimiz damar orasıdır.