Don Kişot Osman'dan 'asbest' gemisi yorumu: Yüzen tabut

Çevre ve toplumsal olaylarda tepkisini kendine özgü eylemleriyle ortaya koyan 'Don Kişot Osman' lakaplı aktivist Osman Akkuş, 600 ton asbest yüklü uçak gemisini 'yüzen tabut' olarak nitelendirdi.

Google Haberlere Abone ol

Cihan Başakçıoğlu

İZMİR - Brezilya Donanması'na ait, içerisinde 600 ton asbest barındırdığı iddia edilen 'NAe São Paulo' uçak gemisinin Aliağa'da söküleceği tartışmaları ile asbest barındıran ve depremde zarar gören binaların yıkımı İzmir gündemindeki yerini koruyor. Son olarak kentte özellikle hasarlı eski binaların birçoğunun asbest yüklü olduğu ifade edilirken, 'katil toz' olarak tanımlanan asbest konusunda kontrolsüz bina yıkımları bir çok çevre aktivistinin tepkisine neden oldu. Kentte yaşananlara bir tepki de 'Don Kişot Osman' lakaplı çevre aktivisti Osman Akkuş'tan geldi.

Kamuoyunda 'Don Kişot Osman' lakabıyla bilinen Osman Akkuş, Türkiye'nin birçok noktasında, çevre katliamı ve doğa talanına yönelik geliştirdiği kendine özgü eylem tarzıyla hafızalardaki yerini koruyor. İspanyol romancı Miguel de Cervantes Saavedra'nın romanının ana karakteri Don Kişot benzeri giyim tarzı, kalkanı, mızrağı ve atıyla çevre ve toplumsal olaylara tepkisini dile getiren Osman Akkuş, son dönemde kentin gündeminde ciddi yer kaplayan katil toz asbest ile ilgili Gazete Duvar'ın sorularını yanıtladı.

'YÜZEN TABUT...'

Brezilya'dan gelecek olan 600 ton asbest yüklü geminin Aliağa'da sökümü ne gibi sonuçlar doğurur?

Yüzen tabut dediğim bu gemi bugün yola çıksa karasularımıza girmesi yaklaşık 20 gün. Önümüzde daha çok uzun zaman var. Haziranda Türkiye'de olacağı söyleniyor. İronik ama umarız Dünya Çevre Günü 5 Haziran'da Türkiye'ye girmez. Biz şimdiden güçlü bir kamuoyu oluşturup bu yüzen tabutu ölümcül yüküyle durdurabiliriz. Geçmişte de bunu yaptık. Geçmiş yıllarda 1995'te Amerikan Gemisi'ni durdurmuştuk. O gemide de nükleer atık ve tonlarca asbest vardı. O günlerde bugüne nazaran daha ilkel iletişim araçları ile bir araya geliyorduk ve çok zordu.

Söz konusu bu gemi yıllarca Fransa'nın emperyal amaçlarına hizmet etmiş ve Pasifik Okyanusu'nda yüzlerce kez nükleer silah denemelerinde bulunmuş dolayısıyla biz yaşam savunucuları olarak bu geminin tekrar ait olduğu yere Fransa'ya gidip orada sökülmesini talep ediyoruz. Biz dünyanın tehlikeli atık çöplüğü değiliz. İçindeki ölümcül yükle ait olduğu ülkede kalmalıdır.

'BU KİRLİ TİCARETİN TÜRKİYE AYAĞINDA HANGİ SİYASİLERİN PARMAĞI VAR?'

Asbestli gemi sökümü konusunda Türkiye'nin seçilmesi sizce bir tesadüf mü?

Avrupa'da çevre duyarlılığı ve ekolojik hassasiyet çok önemlidir. İnanılmaz bir kamuoyu baskısı vardır. Bu da söz konusu sökümü çok maliyetli kılmaktadır. Neredeyse bu gemiyi bize bedava vermeye razılar. Çünkü çevre yasaları Avrupa'da caydırıcı. Öte yandan söküm maliyeti ve işçilik bizde çok ucuz. Yani insan hayatının hiçbir değeri yok, güçlü bir kamuoyu yok. Çevre ahlakı, siyasi ahlak yok. Aydın sorumluluğu deseniz 'eh işte'. Ancak en çok da bilim insanları ortada yok. İçimizi en çok acıtan da budur. Bilim insanlarının korkunç sessizliği...

600 ton olduğu iddia edilen asbestin ve söküm esnasında yüzlerce ton diğer sıvı atıkların yaratacağı tehlike ortadayken insan şu soruyu sormadan edemiyor. Bu kirli ticaretin Türkiye ayağında hangi siyasilerin parmağı var?

Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler var. Ancak hepimiz biliyoruz ki Aliağa bu konuda sabıkalı. Zaten bu yüzdendir ki bölgede Türkiye ortalamasının çok çok üstünde bir kanser vakasına rastlanmaktadır. Biz yaşam savunucularına tüm kesimlere çağrıda bulunuyoruz. Yeryüzüne ve bu topraklara borcum var diyen herkesi göreve davet ediyoruz. Söküm maliyeti ve insan hayatının ucuz olduğu ülkelerin başında Bangladeş, Pakistan ve Türkiye geliyor. Hindistan'ın sökmeyi reddettiği bu yüzen tabut ölümcül tüm yüküyle Türkiye'ye gelecek. Biz bu gemiyi karasularımıza sokmayacağız.

'UYMAMAK VE UYGULAMAMAK İÇİN YASA ÇIKARILIR MI? TÜRKİYE'DEYSENİZ ÇIKARILIR...'

Asbest tehlikesiyle gündemde olan diğer konu İzmir depreminin ardından gelişen yıkımlar. Yıkımlar konusunda ne gibi önlemler alınmalı? Alınması gereken önlemler sizce alınıyor mu? Bu konuda ne yapılmalı?

Hepimiz görüyoruz. Az hasarlı veya hasarlı yaklaşık bin 800 binanın yıkılacağı söyleniyor. Yıkımlar tüm hızıyla sürüyor. Ancak hiçbir önlem yok. Gelişmiş demokrasi uygulanan ülkelerde ya da insan hakları ve çevreye duyarlı ülkelerde olduğu gibi o bina giydirilmiyor. Hava ile irtibatı kesilmiyor. Adeta depremde yıkılır gibi bina yerle bir ediliyor. Buna ben vahşi yıkım diyorum. Bu vahşi yıkımlardan bir an önce vazgeçilmeli. Uymamak veya uygulamamak için yasa çıkarılır mı? Türkiye'deyseniz çıkarılır. Aralık 2010'da bakanlar kurulu kararıyla çıkarılan bir yasaya göre her türlü asbestin kullanımı ve ticareti yasaklanmış, ayrıca buraya iş kanunu ile ilgili bir takım maddeler eklenmiş. Ama gelin görün ki İzmir'de yıkımlar olanca hızıyla devam ediyor ve asbestli tozlar rüzgarlar kanalıyla kentin her yerine taşınıyor.

Söz konusu tozun vücudun direncini zayıflattığı bilindiği için pandemiye davet çıkarması da olasıdır. Katil toz asbestin havaya karışması acil bir şekilde engellenmeli. Aksi halde çoluk, çocuk, yaşlı herkes önümüzdeki zamanlarda kansere yakalanacaklardır. Bunu bilim insanları söylüyor.

'SOYER'İN 'DÜNYA KENTİ İZMİR' TANIMLAMASINA GÖLGE DÜŞÜRÜYOR'

Yerel yönetimler sizce yıkımlar ve asbest konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor mu?

Bu konuda başta çevre ve şehircilik bakanlığı olmak üzere İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı ve meslek örgütlerini konuya duyarlı olmaya davet ediyorum. Sadece binada çalışan işçiler değil, bölgede yaşayan ve her gün o bölgeden geçmek zorunda olanlar için ciddi riskler var. Söz konusu binalar giydirilmeli, iş güvenliği uzmanlarının denetiminde yıkılmalı ve içerde çalışan işçiler güvenli elbiselerle çalışmalı, oradan uzaklaşmadan temizliğini yapıp eve temiz bir şekilde gidebilmelidir. Aksi halde giysileri aracılığı ile eve taşıdığı asbestli tozlardan çocukları da nasibini alacaklardır. Kanser o çocukları da yakalayacaktır.

Öte yandan özellikle Bayraklı genelde ise tüm İzmir'de belli aralıklarla hava kalite ölçümleri yapılmalı ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Vahşi yıkımlar, çevre duyarlılığı ve ekolojiye verdiği önem ile haberlere çıkan Tunç Soyer'in 'dünya kenti İzmir' tanımlamasına gölge düşürüyor.

'Katil toz' asbest konusunda kamuoyuna, yetkililere bir çağrınız var mı?

Kamuoyuna ve konuya muhatap olan kurumlar ve yetkililere acil çağrımdır; vahşi yıkımlar sadece İzmir'de değil kentsel dönüşüm adı altında neredeyse tüm illerimizde yapılmaktadır. Katil toz asbestin Kuzey Afrika'dan gelen toz bulutu kadar basında yer bulamaması düşündürücüdür. Doğanın kendi eliyle taşıdığı mineralli toza tepki veren araç sahipleri çocuklarını kanser yapacak olan asbestli tozun farkında bile olmadan yıkım alanlarının yanından işlerine gidip gelmektedirler. Bir an önce ama bir an önce yıkım yönetmeliği çıkarılmalı ve hayata geçirilmeli. Doğanın maliyeti sıfır değildir ve gelecek kuşakların da yaşam hakkı kutsaldır.