ŞİMŞEK DIŞ DENGE İÇİN DE İYİMSER, AMA YA GERÇEKLER?..
Küresel ticaret iklimi açısından 2024 yılında olumlu bir beklenti yok. Gerek İsrail-Filistin, gerek Rusya-Ukrayna savaşları gerekse küresel ölçekte sıkılaştırma politikalarının sonucunda durgunluk beklentisi sebebiyle durum bu… Ancak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, her zamanki gibi iyimser! Şimşek, mayıs ayına göre 10.7 milyar dolar düşüşle 49.6 milyar dolara gerileyen yıllık cari açığın altın hariç 22.5 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirtti. 2023’te dış ticaret açığının Orta Vadeli Program (OVP) tahminin 6 milyar dolar altında gerçekleşmesine rağmen, yıl sonu cari açığın OVP’nin üzerinde olacağını değerlendirdiklerini söyleyen Şimşek, “Ekonomide dengelenmeye yönelik attığımız adımlar, altın ithalatındaki normalleşme ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılması sonucunda cari dengedeki iyileşme devam edecektir” diyor. Ancak, ihracatçılar 2024 yılında çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını sürekli belirtiyor. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa’da durgunluk sürecek gibi… Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik krizinin navlun fiyatlarına yansıması da küresel ticaret iklimini olumsuz etkileyecek en azından kısa vadede… Yani yine hayaller ve gerçekler arasındaki makas açık.
DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR 2022 KASIMI’NA GÖRE YÜZDE 27 AZALDI
Yabancı Sermaye Derneği (YASED), ‘Rakamlarla Uluslararası Doğrudan Yatırımlar Bülteni’ne göre, geçen yıl yüksek yatırım girişleri ekim ve kasım ayında gerçekleşti. Kasımda Türkiye’ye giren uluslararası doğrudan yatırımlar (UDY) miktarı 1 milyar 260 milyon dolar oldu. 2023 yılının onbir ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 27’ik düşüşle toplamda 9.2 milyar dolar düzeyinde UDY girişi gerçekleşti. Kasımda, UDY girişinin 642 milyon dolarını yatırım sermayesi girişleri, 256 milyon dolarını yabancı uyruklulara gayrimenkul satışı, 410 milyon dolarını borçlanma araçları oluşturdu. Yatırım tasfiyeleri 48 milyon dolar değerinde aşağı yönde etki etti. Kasımda gerçekleşen yatırım sermayesi girişleri, toplamda 642 milyon dolarlık bir hacme sahip oldu. Sektörel kompozisyonda 318 milyon dolarlık yatırım (yüzde 50) ile finans ve sigorta faaliyetleri öne çıktı. Kasım 2023'te Katar yüzde 47’lik payla Türkiye'ye yatırım sermayesi girişlerinde öne çıktı. Ortadoğu ülkelerinin payı ise yüzde 51...
BESİ SIĞIRI İTHALATININ
PİYASAYA OLUMLU ETKİSİ YOK
Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024 yılı için 600 bin baş besilik sığır ithal edecek. İthalatı, Et ve Süt Kurumu (ESK) ve Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği yapacak. ESK, besilik sığırların satış fiyatını da belirleyecek. Bakanlık ayrıca, besicilere sığır ithalatında kota belirledi. Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Bülent Tunç, bu yıl yurtdışından yaklaşık 800 bin canlı büyükbaş hayvan getirildiğini, ithal edilen canlı hayvanların küçük işletmelere bir faydası olmadığını belirtti. Tunç’a göre, canlı hayvan ithalatına rağmen fiyatlar yükseliyor. Bu tartışmanın ötesinde, hayvancılık sektöründe yapısal sorunlar bu tip palyatif önlemlerle çözülecek gibi değil. Küçükbaş hayvancılığın payının artırılmasından başta meraların rehabilite edilmesine, yerli yem üretiminin artırılmasına kadar pek çok sorunun çözülmesi gerekiyor. Bunlar kısa vadede çözülemeyeceğinden ötürü, enflasyon düşse bile et fiyatlarındaki artış sürecek ve orta ve alt gelir grubunun kırmızı ete erişimi tümüyle imkansız hale gelecek.
İÇ TALEPTEKİ PSİKOLOJİK ETKİ NE ZAMAN BİTER?
Son iki yıl içinde yaşananlar, tüketici davranışlarında psikolojik faktörlerin belirleyici olabileceğinin de bir kanıtı. Türkiye’de enflasyonun uzun süreli ve yüksek seyri, bunun yanı sıra, özellikle iki yıl boyunca ısrar edilen ’Türkiye Ekonomi Modeli’ ve çarpıtılan veriler ‘parasını kaybetmeme’ hedefli tüketim eğiliminin kalıcı olmasını getirmiş gibi görünüyor. İki yıl arka arkaya, pek de kimsenin inanmadığı TÜİK verilerine göre bile yüzde 65’lere ulaşan enflasyon, özellikle de temel tüketim maddelerinin fiyatlarında çok daha yüksek artışları getirdi. Bu da ‘daha pahalanmadan al’ yaklaşımıyla talebi tetikliyor. Belki de seçim sonrasında görevi teslim alan ve sıkılaştırma politikaları uygulayan ekonomi yönetiminin önündeki en önemli engellerden biri bu olacak. Zira ekonominin soğutulması için gerekli parasal tedbirler alınmasına karşın, tüketim eğilimi buna paralel bir düşüş sergilemiyor. Belki de vatandaşların önce verilere sonra da ekonomi yönetimine güvenini tekrar kazanması gerek. Bu ise işin en zor kısmı!
RAFTAKİ SÜT 50 TL’YE DOĞRU GİDİYOR
Pandemi döneminde ve öncesindeki süt fiyatlarını hatırlayabiliyor musunuz? Hatırlayamazsınız, çünkü neredeyse bugünkü fiyatlara göre en az yüzde 500 ucuzdu. O fiyatlama da doğru değildi ve belki de süt ve süt ürünlerinde bugün yaşanan krizin bir sebebi de o dönemde üreticilerin uyarılarına rağmen, doğru fiyatlandırma ve gerekli teşviklerin yapılmamasıydı. Sonuçta süt üreticileri, süt ineklerini mezbahaya gönderdi ve kriz başladı! Yakında rafta 35 TL civarında satılan sütü daha da pahalıya içeceğiz. Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt tavsiye fiyatının 22 Ocak’tan geçerli olmak üzere, üreticinin eline litre başına net 13.5 lira geçecek şekilde belirlenmesine karar verdi. Süt fiyatı geçen yılın temmuz ayında 11.5 TL olarak belirlenmişti. Duyuruda, soğutma, nakliye ve diğer cari giderler üretici tarafından karşılandığı takdirde, bu giderlerin üreticiye ilave olarak ödeneceği belirtildi. Ancak mesele, salt soğutma ve nakliye değil, sorunun temeli süt hayvancılığının temel girdilerindeki artış ve üreticilerin oligopol piyasa karşısında savunmasız olması. Siz bir de buna plansızlığı ekleyin, sonra da sütü daha da pahalıya içmeye hazırlanın!