Diyarbakır: Sosyal dışlanma yok, mülteciler artık daha yerleşik

Hayata Destek Derneği Takım Lideri Coşkun: Diyarbakır’a gelen mültecilerin yüzde 85’i Kürt. Kentte, etnisite nedeniyle sosyal dışlanma yok ancak hizmet kapasitesi daraldıkça serzenişler yükseliyor.

Fotoğraf: Arşiv
Google Haberlere Abone ol

Semra Yansit

DİYARBAKIR - Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş sonrası milyonlarca Suriyeli, başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Aradan 11 yıl geçti, mülteci sorunu hala devam ediyor. Türkiye’deki ekonomik kriz derinleştikçe, mültecilere yönelik ayrımcı tutum körükleniyor ve siyasiler mültecileri hedef gösteriyor.  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’nin ev sahipliğinde Parlamentolar Arası Birlik (PAB) ile ortaklaşa düzenlenen Küresel Parlamenter Göç Konferansı’nda göçmenler konusuna dair şunları söyledi: “Esasen göç ve mülteciler meselesinde asıl yükü sesi çok çıkan gelişmiş toplumlar değil, kriz bölgelerine komşu bizim gibi ülkeler çekmektedir. Son 7 yıldır dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkeyiz. Suriye'deki çatışmalardan kaçan 3,6 milyon sığınmacıyı da topraklarımızda kabul ettik.” Erdoğan konuşmasında, yabancı karşıtlığının ve mülteci düşmanlığının körüklendiğine de dikkat çekti.

Hayata Destek Derneği, 2005 yılından beri mültecilerle ilgili sahada operasyon yürüten insani yardım kurumlarından biri. Mültecilerin yanı sıra mevsimlik tarımda çocuk işçiliğiyle mücadele, acil yardım ve sivil toplumda kapasite geliştirme alanlarında da çalışan dernek, mültecilerle ilgili 2012 yılından beri toplum temelli koruma, bireysel koruma ve geçim kaynağı destekleme gibi alanlara odaklanıyor. Hayata Destek Derneği’nin Diyarbakır ekibinden Proje Yöneticisi Abdullah Önder Özkul ve Koruma Takım Lideri Ömer Coşkun Gazete Duvar'a Diyarbakır’da yaşayan mültecilere ilişkin bilgiler verdiler.

Önder Özkul

‘KENTTE 25 BİN SURİYELİ YAŞIYOR’

Hayata Destek Derneği’nin Diyarbakır’da çalışmalarını 2015 yılından bu yana sürdürdüğünü söyleyen Önder Özkul, bugün geçmiş yıllara kıyasla Diyarbakır’da yaşayan Suriyeli mültecilerin artık daha yerleşik olduğundan bahsediyor: “Göç İdaresi’nin 28 Nisan 2022 verilerine göre, Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 762 bin 686. Diyarbakır’da yaşayan mülteci nüfusu ise 25 bin. Krizin en yoğun ve taze olduğu yıllar 2011 ile 2015 yılları arasındaydı. Savaşın daha hareketli olması ve kampların bir kısmının açık olması sebebiyle şimdiye kıyasla daha hareketli bir mülteci topluluğu vardı. Ancak şu an sınır kapıları kapalı, giriş çıkışlar daha kontrollü; kamplar da artık yavaş yavaş kapatılıyor ve topluluk içinde yaşama politikası geliştirildi. Bu yüzden mülteciler açısından daha az hareketlilik var ve mülteciler artık daha yerleşik yaşıyor.”

Ömer Çoşkun

'SAYI 4 YILDIR SABİT'

Koruma takımı lideri Ömer Çoşkun ise, Diyarbakır’daki mülteci sayılarının daha stabil olmasının, sınır şehri olmamasıyla bağlantılı olduğunu ifade ediyor: “Diyarbakır’a gelen kişiler yerleşmek amacıyla geliyorlar. Mevsimlik tarım alanlarının yapıldığı yerlerde bir hareketlilik söz konusu oluyor. Ancak Diyarbakır’da son 4 yıldır mülteci sayıları değişkenlik göstermiyor."

‘KİMLİKSİZ İNSAN SAYISI YÜZDE 5’

Mültecilerin Diyarbakır’a geldikleri ilk dönemde en çok kimlik kaydı sorunu yaşadığına, fakat bu sorunun artık çok yaygın olmadığına dikkati çeken Özkul “Birçok Suriyeli kimlik edinmedikleri için çok ciddi ve temel sorunlarla karşılaşıyordu. Eğitim, sağlık gibi en temel haklara erişimde zorluk yaşıyorlardı; hizmetlere nasıl erişebilecekleri konusunda ciddi bilgi eksiklikleri vardı. Ama şu an kimliksiz kişi sayısı yüzde 5 seviyesinde” dedi.

‘PASTA KÜÇÜLDÜKÇE SERZENİŞ DE ARTIYOR'

Türkiye’nin farklı yerlerinde mültecilere yönelik dışlanma ve ayrımcılığa dair vakalar duyuyoruz. Peki  Diyarbakır’da durum ne? Hayata Destek Koruma Takım lideri Ömer Coşkun, Diyarbakır’da sosyal dışlanmayı fazla gözlemlemediklerini söylüyor: “Genelde insanlar iş bulamama, ekonomik sıkıntı gibi sorunlardan şikâyetçi. Danışanlarımız sosyal uyum, mahallede istenmeme gibi sorunlar pek iletmiyor bize. Küçük küçük söylemler olsa bile genelleyebileceğimiz bir durum yok. Suriye’nin kuzeyinden Diyarbakır’a gelen mültecilerin yaklaşık yüzde85’i Kürt. Bu durum da mültecilerin Diyarbakır’da sosyal uyumla ilgili sorun yaşamamalarının bir sebebi olabilir. Ancak pasta küçüldükçe serzenişler de artıyor. Hizmet kapasitesi daraldıkça ve yoğunluk arttıkça, bazı yerel topluluk üyeleri bunun sorumlusu olarak Suriyelileri görebiliyor. Ama genel anlamda çok fazla sosyal dışlanma görmüyoruz.”

‘DİYARBAKIR AFGAN MÜLTECİLER İÇİN İSTASYON’

Afganistan’da Taliban rejiminin iktidara gelmesiyle pek çok Afgan, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bu dönemde 'Türkiye’ye Afgan akını' haberi de yayıldı. Hayata Destek Proje Yöneticisi Önder Özkul’a göre, bu haberler Diyarbakır açısından gerçeği yansıtmıyor: “Diyarbakır’da 40 ile 50 civarında ikamet kaydı bulunan Afgan mülteci var. Sosyal medyadaki ‘Diyarbakır Otogarı'nda yüzlerce Afgan var’ söylemi doğru değil. Diyarbakır, Afgan mülteciler için bu trafikte bir istasyon görevi görüyor, yani bir geçiş güzergâhı. Afgan mültecilerin de motivasyonu Diyarbakır’da yaşamak değil, İstanbul ya da Avrupa ülkelerine gitmek.”

Coşkun ise “Afganlar Türkiye’de şartlı mülteci bağlamında uluslararası koruma kimliğine sahip.  Türkiye’de Afgan mültecilerin kalabileceği, belirlenmiş bazı uydu iller var ve Diyarbakır bu uydu iller arasında değil” diyor.

‘EN TEMEL PROBLEM EKONOMİ’

Özkul, Suriyeli mültecilerin karşılaştığı en temel sorunun ekonomik olduğunu belirtiyor: “Türkiye’de Suriyeliler çalışabilir, ancak işverenlerin onlar adına gidip Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvuruda bulunması gerekiyor. SGK izin verdiği ölçüde kişiler çalışabiliyor, ancak sigortalı çalışan sayısı çok düşük. Bu sayının azlığı hem bürokratik sebeplerden kaynaklanıyor hem de kişiler kayıtsız sektörlerde çalışıyorlar. Her meslek çalışma iznine tabi değil. Diyarbakır sanayileşmiş bir kent değil; bu yüzden genelde inşaat ya da tarım-hayvancılık sektörlerinde çalışabiliyor mülteciler. Daha dezavantajlı olan gruplar geri dönüşüm-atık alanında çalışabiliyor. Suriye’de 4 kişilik bir ailede bir kişinin çalışması yeterliyken, Türkiye’de bir kişinin çalışması yeterli değil. Pandemi süresince mülteci nüfusu da çok zorluk çekti. Pandemi kurallarına uyulması açısından, özellikle dil bilmeyenler için oldukça zor bir süreçti. Güncel uygulamaları danışanlarımıza aktarmaya çalıştık, çünkü günceli takip edemiyorlardı. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemler, özellikle günübirlik geçimlerini sürdürenler için oldukça zordu.”

‘ÇOCUKLAR OKULA GİDEBİLSİN DİYE…’

Hayata Destek olarak, mülteci çocukların eğitime erişimi konusundaki çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Ömer Coşkun, şunları söyledi: “Çocuk yaşta evlilik, kız çocukların eğitime erişimi ve çalıştırılan çocuklar konusunda hala zorluklar yaşıyoruz. Okul dışı kalan çok çocuk var ama bu onların eğitime erişemediklerini göstermiyor. Diyarbakır’da okul çağında olan mülteci çocuk nüfusu 8 bin 700 civarında. Okula giden kayıtlı çocuk sayısı 4 bin civarında. yüzde60 oranında çocuk okula gitmiyor. Pandemi döneminde eğitime erişim yüzde70’lerde iken pandemi sonrası yüzde50’lere geriledi. Hayata Destek olarak, çocuk yaşta evlilik, çocuk işçiliğini önleme ve okullaşma konularında bilgilendirme oturumları düzenliyor; bireysel olarak çocukların okula gidebilmeleri için yönlendirmeler yapıyoruz.”

“Çocukların yüzde50’den fazlası dışarıda ya çalıştırılıyor ya evlendiriliyor ya da ev içinde çalıştırılıyor. Buna sadece ‘kültürel bir kod’ deyip geçemeyiz, burada kamunun da sorumluluğu var. Eğitime erişmemiş bir çocuğun takibinin yapılması gerekiyor. Sosyal Hizmet Merkezleri ve okullarda hizmet çok hızlı işlemiyor. Ancak son zamanlarda hem kamu hem de sivil toplum örgütlerin bu konu üzerine daha çok yoğunlaşıyor.” 

Özkul, Diyarbakır’da mültecilerin temel hak ve hizmetlere erişimi için çalışan çok fazla sivil toplum örgütünün olmadığını da dile getiriyor: “Diyarbakır’da ortak alanda çalıştığımız yaklaşık 4 sivil toplum kuruluşu var. Gerektiğinde işbirlikleri elbette kuruyoruz. İlgili kamu kurumlarıyla da işbirliğimiz var. Zaten konunun odağında İl Göç İdaresi yer alıyor. Bununla beraber sosyal çalışma alanında Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile ve okul kayıt dönemlerinde Halk Eğitim Merkezleri ve okul idareleri ile görüşmelerimiz oluyor” dedi.