Devletliler, sivil siyasetçiler, seçimler ve HDP

AKP’nin öncelikli hedefi seçimleri kazanmak. Bunun için HDP’ye yapacağı operasyonlarla, ‘1 Kasım etkisi’ yaratacak işler yapmaya, HDP’den yüzde 2 bile olsa seçmen koparmaya çalışıyor. AKP, HDP’yi sokağa çekecek her hamleyi deneyecektir. Muhalefet partileri HDP’ye yapılan operasyonların seçimi kazanmak için bir koçbaşı olarak kullanıldığını görmeli, HDP ile ilişkileri ve dayanışmayı geliştirmelidir.

Google Haberlere Abone ol

Ahmet Saymadi* 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde IŞİD’in Kobanê saldırısını protesto için yapılan sokak eylemlerine dair soruşturma kapsamında, o tarihte HDP’de MYK üyesi olarak görev yapan 24 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Gözaltına alınanlar arasında Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen de vardı ve o tarihte MYK üyesi olan ancak bugün milletvekili olan 7 kişi için de fezleke düzenlenmişti. HDP’ye yapılan operasyon dalgası, Ankara merkezli soruşturmayla sınırlı kalmadı. 30 Eylül’de DTK Diyarbakır çalışanlarına yapılan operasyonda 17 kişi, 1 Ekim’de Kars Belediyesi’ne yapılan operasyonda 19 kişi gözaltına alındı. 10 günde 100’ün üzerinde HDP’li gözaltına alındı, çoğu tutuklandı. HDP’ye Kobanê olaylarının altıncı yıl dönümünde yapılan bu operasyonlar, 4 Kasım 2016 tarihinde HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 12 vekilin gözaltına alınmasından bu yana yapılan en kapsamlı operasyondu. HDP’ye yapılan operasyonların önümüzdeki genel seçimlerle bağlantısı olduğu açık. Dolayısıyla bu operasyonun sebeplerine ve nereye varacağına dair öngörüde bulunmadan önce biraz geriye gitmekte ve seçimlere o yönüyle bakmakta yarar var.

Türkiye’de Kürt seçmenin, genel seçmene oranı kabaca yüzde 20. Bu yüzde 20’lik Kürt seçmenin oylarını, Kürt Demokratik Hareketi’ne ait siyasi partiler ve İslamcı-muhafazakar gelenekteki partiler bölüşüyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 genel seçimlerinde DEHAP’ın aldığı oy oranı yüzde 6 civarındaydı ve kalan Kürt oylarının neredeyse tamamını AKP almıştı. Yıllar içerisinde DEHAP’tan HDP’ye dönüşen Kürt Demokratik Hareketi 7 Haziran 2015’e gelindiğinde Kürt halkından aldığı oy oranını yüzde 6’dan yüzde 11’e yükseltmiş, üzerine yüzde 2 civarında da Kürt olmayan seçmenden oy almıştı. Kürt seçmenin kalan yüzde 9’luk kısmının oyunu ise AKP almıştı. Ancak bugün gelinen aşamada AKP’nin Kürt seçmenden oy alması oldukça zor görünüyor.

2015’ten bu yana AKP’nin Kürt halkına karşı genel tutumu, HDP’ye mesafeli olan Kürt seçmeni, AKP’nin alternatifi durumundaki DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’ne yönlendiriyor. AKP önümüzdeki seçimlerde, HDP’ye oy vermeyen Kürt seçmenleri yine AKP çevresinde tutmak, HDP’ye oy veren Kürt seçmenin de bir kısmını HDP’den koparmak istiyor. Türkiye’de partisiyle bağı en güçlü olan seçmen, HDP seçmeni, dolayısıyla AKP’nin murat ettiği şeyi başarması kolay değil. Ancak 7 Haziran’dan 1 Kasım’a gidilen süreçte, AKP, halka çok ağır bedeller ödeterek bunu yapmayı “başardı”. AKP’nin aklındaki yine bu: AKP, HDP’den yüzde 2 civarında bile seçmen koparabilirse kendisi açısından büyük başarı sayacak. HDP’yi yargı yoluyla kapatmadan kadrosuz bırakmak, tabela partisi haline getirmeye çalışmak, kışkırtmak, kriminalize etmek dahil her türlü girişim seçime kadar sürebilir. Seçimin kaybedilmesi ve yenilenmesi durumunda, bu uygulamalar şiddetlenerek devam edebilir. Tıpkı 7 Haziran’da kaybedilen seçimin yenilenmesi ve 1 Kasım’da AKP’nin yeniden iktidara gelmesi gibi...

Peki 7 Haziran’dan 1 Kasım’a nasıl gidildi? Seçmenin kararını ne değiştirdi? Güç dengeleri ne yöne evrildi?

Türkiye’de siyasi partiler güçlerini iki noktadan alıyor: Birincisi halk desteği, ikincisi ise devlet içerisindeki kadroları. Halk desteğiyle iktidara gelen bir siyasi parti, devlet kadroları içerisinde güçlü değilse, tam anlamıyla ‘‘İktidar’’ olmuş sayılmaz. AKP hükümeti 2002 seçimleriyle iktidara geldikten sonra, ‘‘Askeri vesayet rejimi var,’’ ve ‘‘Yargı yürütmeye engel oluyor,’’ diyerek, tam manasıyla iktidar olamadığını vurguluyordu.

Türkiye kuruluşundan beri; İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden kalan, tek parti dönemiyle devam eden, askeri darbelerle perçinlenen bir resmi ideoloji ve bu ideolojiyle yetiştirilen kadrolarca yönetiliyordu. AKP hükümeti de iktidara geldiğinde devlet kadroları içerisinde bu kadrolarla karşılaştı. Kemalist ve milliyetçi çizgideki bu kadroların siyasi partilerdeki karşılığı CHP ve MHP’ydi. 2002 ila 2014 arasında CHP ve MHP birçok noktada ortak bir siyasi hat izledi. Ergenekon ve Balyoz davalarını birlikte izlediler, Kürt sorununun çözümü için devam eden diyalog sürecine birlikte karşı çıktılar, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmelettin İhsanoğlu’nu ortak aday olarak gösterdiler.

Devlet içerisinde Kemalist ve milliyetçi çizgideki bu kadrolar dışında ciddi miktarda Fethullah gülen Cemaati kadrosu da vardı ancak kritik görevlerde değillerdi. AKP iktidara geldikten sonra, kendi devlet kadrolarını ‘‘Fethullah Gülen Cemaati kadroları’’ içerisinden devşirdi. AKP önce cemaat üyelerini önemli yerlere atadı, ardından Cemaat üyelerinin önünü biraz daha açmak ve daha kritik görevlere getirmek için 2008’de Ergenekon ve ardından Balyoz operasyonlarını başlattı. AKP’nin gerçekten iktidar kurmaya başladığı tarihe 2008 diyebiliriz.

Bu zaman diliminde iki kritik gelişme daha oldu. Birinci husus, 2010 yılında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir kaset komplosu sonucu istifa etmesiydi. Devlet içerisindeki Kemalist kadrolarla ilişkisi oldukça iyi olan Baykal’ın yerine, Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmiş olması çok şeyi değiştirdi: CHP üst yönetiminin, devlet içerisindeki Kemalist kadrolarla bağı zayıfladı. İkinci husus ise AKP ve AKP’nin devlet içerisindeki örgütlenmesi işlevini gören Fethullah Gülen Cemaati arasındaki çekişmeydi. Bu çekişme, Şubat 2012’de Hakan Fidan’ın savcılık tarafından ifadeye çağrılmasıyla kamuoyu tarafından görünür oldu, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonuyla da zirveye ulaştı. Devlet içerisindeki Kemalist ve milliyetçi kadrolar AKP’ye zaten karşıydı. AKP’nin artık kendi kadrosu olarak gördüğü Gülen Cemaati’yle de bağı kopmuştu. Devlet içerisindeki kadrolar düzeyinde çok zayıflayan AKP, 7 Haziran 2015 seçimlerini ağır bir yenilgiyle kaybetti.

7 Haziran seçimlerinden sonra AKP adına Ahmet Davutoğlu CHP ile ‘istikşafi görüşmeler’ adı altında koalisyon görüşmeleri yaparken; Erdoğan da başka bir görüşme trafiğinin içerisindeydi. Erdoğan devlet içerisinde kendisine karşı olan Kemalist ve milliyetçi kadrolarla yeniden iktidara gelmek için, ‘‘Çözüm sürecinin’’ bitirilmesi ve Gülen Cemaati’nin tasfiyesi üzerinden pazarlık yapıyordu. Aslında Devlet Bahçeli daha 7 Haziran gecesi, AKP’ye yeniden iktidar olabileceğinin sinyalini, ‘‘Erken seçim olabilir’’ diyerek vermişti.

Nihayetinde Erdoğan’ın MHP üzerinden devlet içerisindeki Kemalist ve milliyetçi kadrolarla yaptığı pazarlık ‘‘olumlu’’ sonuçlandı. Türkiye 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kanlı bir süreçle gitti. IŞİD, Suruç ve Ankara saldırılarını gerçekleştirdi. Kürt illerindeki ‘‘özyönetim girişimleri’’ şehirlerin yıkılması ve binlerce insanın yaşamını yitirmesiyle sonuçlandı. Sonunda 7 Haziran’da yüzde 40 oy alan Erdoğan, hem MHP’yi muhalefetten koparıp iktidarın küçük ortağı yaptı hem de iki partinin oy oranını toplamı yüzde 62’ye çıkardı.

AKP’nin 1 Kasım’da iktidara gelmesinden sonra pazarlığın ikinci aşamasına geçildi: Seçimlerden 8 ay sonra Gülen Cemaati’nin merkezinde olduğu 15 Temmuz darbe girişimiyle, devlet içerisindeki tüm cemaatçi kadrolar büyük ölçüde tasfiye edildi. Bu tasfiye dalgasından HDP’li ve sosyalist görüşlü memurlar da nasibini aldı! Darbe girişiminden 4 ay sonra ise HDP’ye operasyon yapıldı. HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’la birlikte birçok milletvekili tutuklandı. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarıyla tasfiye edilen kadrolar beraat etti ve göreve döndü. Hasılı ittifakın tarafları, alacaklarını aldı.

AKP’nin devlet içerisindeki Kemalist ve milliyetçi kadrolarla 2015’te kurduğu ittifak bugün hala sürüyor. AKP devlet içerisindeki Kemalist ve milliyetçi kadrolar karşısındaki gücünü halk desteğinden alıyor. Dolayısıyla bu ittifakın sürmesi için bir seçimin olması ve AKP’nin ittifak ettiği güç odaklarına rüştünü ispat etmesi gerekiyor. İttifak sürse de taraflar siyaset gereği daha fazla güçlenmek ve birbirlerinden kurtulmak isteyecektir. AKP toplumda rıza üretip seçimi kazanamazsa bu ittifakın dışına itilerek tasfiye edileceğinin farkındadır.

Ancak burada bir başka husus devreye giriyor: AKP’nin ittifak ettiği devlet içerisindeki Kemalist kadroların CHP yönetimiyle bağı zayıf. Milliyetçi kadroların ise İyi Parti’yle bağı zayıf. Olası bir iktidar değişikliğinde, bu kadrolar yeni hükümetle sorun yaşayabilir. Erdoğan olası bir seçim yenilgisinin ardından, bu ittifak güçlerine başka tavizler vererek iktidarda kalmanın yollarını arayabilir ve bu arayış karşılık bulabilir. Bu tavizlere parlamenter sisteme geri dönüş, cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması, bürokrasinin gücünün artması, cumhurbaşkanın partisiz olması örnek verilebilir. Pazarlığın ana göstergesi yürütmenin yetki alanının daraltılıp bürokrasinin yetki alanının genişlemesidir.

Hasılı AKP’nin işi zor; çünkü 2015’ten bu yana çok şey değişti. MHP’den ayrılan isimler Meral Akşener başkanlığında İyi Parti’yi kurdu. AKP’den ayrılan Ali Babacan Deva Partisi’ni, Ahmet Davutoğlu da Gelecek Partisi’ni kurdu. Döviz uçtu, koronavirüs zaten kötü olan ekonomiyi daha da sarstı, işsizlik arttı, enflasyon yükseldi... Erdoğan seçimleri kazanmak için elinden geleni yapıyor, yapacak. Milliyetçi muhafazakâr tabanı konsolide etmek için Akdeniz’de Yunanistan’la, doğuda Ermenistan’la gerilime giriyor. Muhalefetin bir araya gelmemesi için HDP’ye operasyon yapıyor, bu operasyonlarla bir taraftan da Millet ittifakını çatlatmaya çalışıyor. CHP içerisinde cumhurbaşkanı arayışına giriyor, isimleri tartıştırıyor, Muharrem İnce tartışmasına dahil oluyor, İyi Parti’yi MHP’ye davet ettiriyor ve İyi Parti’nin kongresine müdahale etmeye çalışıyor... Erdoğan’ın hali, elinde şemsiyeyle güvercin kafesini karıştırdığı fotoğrafını hatırlatıyor. Bir taraftan ülke dışını diğer taraftan muhalefeti karıştırıyor. İstediği karışımı elde edene kadar da duracak gibi görünmüyor.

AKP’nin öncelikli hedefi seçimleri kazanmak. Bunun için HDP’ye yapacağı operasyonlarla, ‘‘1 Kasım etkisi’’ yaratacak işler yapmaya, HDP’den yüzde 2 bile olsa seçmen koparmaya çalışıyor. AKP, HDP’yi sokağa çekecek her hamleyi deneyecektir. Buna Kobanê’ye operasyon yapmak ve operasyonlara karşı sokağa çıkanları tutuklamak; adliyenin tozlu raflarına kaldırılmış dosyaları tekrar indirmek, hatta beraat kararı verilen dosyaları yeniden yargılama konusu yapmak dahil olabilir. HDP’nin kapısından içeri girmek bile suç sayılabilir. Kürt halkına karşı 1990’ları anımsatan arabayla kaçırma, helikopterden atma gibi olaylar ise, HDP’yi yıpratmak için sadece yargı yolunun değil ‘‘gayri nizami harp’’ usullerinin de devreye girdiğinin, başka bir sertleşme evresine geçildiğinin göstergesidir.

HDP seçmeni her şeye rağmen partisiyle olan bağını büyük ölçüde korur. Partinin geleneği güçlü, deneyimi var. Ancak tek başına bu, AKP’yi yenilgiye uğratmaya yetmez. HDP’ye yapılanlara sessiz kalmak, Erdoğan’ı sadece cesaretlendirir. Muhalefet partileri HDP’ye yapılan operasyonların seçimi kazanmak için bir koçbaşı olarak kullanıldığını görmeli, HDP ile ilişkileri ve dayanışmayı geliştirmelidir. Seçimler için, AKP seçmenini de kapsayacak bir çatı aday ve ortak program etrafında tutum almanın yollarını mutlaka aramalıdır. Bunun dışındaki her fiil AKP’nin işine yarar.

 * HDP Parti Meclisi Üyesi / 09 Ekim 2020

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR