YAZARLAR

Demokrasi ‘in’, damat ‘out’

Önümüzdeki günlerde, muhtemelen hukuk devleti, demokrasi ve temel haklar sözcüklerini, Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra iktidar sözcülerinin ve basındaki temsilcilerinin ağzından daha çok duyacağız. Baksanıza, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün yalnızca telaffuz edilmesi dahi piyasaları nasıl etkiledi.

Daha şubat ayının 19’unda, "Demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet söylemlerini, FETÖ ile mücadeleyi sulandırmak, FETÖ tehdidini hafifletmek için kullananlar, bu millet için en az FETÖ zihniyeti kadar tehlikelidir" diyordu. Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “kontrollü darbe” iddiası nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu’na bu sözlerle çıkışıyordu. Erdoğan’ın bu konuşmasından birkaç hafta önce ittifak ortağı MHP’nin üç milletvekilinin oluşturduğu komisyon, Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Geçtiğimiz hafta, Kılıçdaroğlu’nun televizyon konuşmaları ve basına verdiği demeçlerde suç unsuru tespit eden savcılık dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle TBMM’ye fezleke gönderdi. Böylece TBMM tarihinde ilk kez bir partinin oluşturduğu komisyon aracılığıyla ana muhalefet lideri hakkında fezleke hazırlandı. Fezlekeye göre, Kılıçdaroğlu suç unsuru taşıdığı iddia edilen konuşmalarında iktidarın yargıyı siyasallaştırdığını söylemiş, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu, belediyelere yapılan kayyım atamalarını eleştirmiş, Türkiye’nin beka sorunu olmadığını söylemiş ve İstanbul seçimlerini iptal eden YSK’yi eleştirmişti. Cumhuriyet’in haberine göre, fezlekede Kılıçdaroğlu’nun suçu ve suçluyu övme suçunu basın yoluyla işlediği iddia ediliyor, bu sebeple sadece dokunulmazlığının değil, aynı zamanda seçme ve seçilme hakkının da kaldırılması isteniyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığı 19 Şubat tarihli aynı grup konuşması, akıllarda daha çok “dün onu beraat ettirmeye kalkıştılar” çıkışıyla kaldı. Arka planda Gezi eylemlerine dair barkovizyon görüntüleri akarken, “dün onu beraat ettirmeye kalkıştılar” diyerek bugün tutukluluğunun 1113. gününde bulunan Osman Kavala’yı suçluyordu. Osman Kavala, Gezi davasından yargılanan 9 kişi ile birlikte 18 Şubat günü beraat etmiş ve aynı gün bu sefer 15 Temmuz darbe girişimi suçlaması ile tutuklanmıştı. Bu beraat sebebiyle Erdoğan Kavala’yı bir kez daha Soros’un Türkiye ayağı olmakla suçluyor, "Her kim Gezi olaylarını masum bir çevre hareketi olarak tanımlıyorsa ya gafildir ya da taammüden bu ülkenin ve milletin düşmanıdır" diyordu. “Bizim ve milletimizin gözünde Gezi'nin ve bu kalkışmanın önünde yer alanların hükmü asla değişmeyecektir" diyerek yargının verdiği beraat kararının onun gözünde bir hükmü olmadığını ilan ediyordu. Bu konuşmasında Erdoğan, “Gezi olayları”nın kamuya maliyetinin 1.4 milyar dolar olduğundan da söz ederek, bir bakıma Gezi eylemlerini ekonomideki kötüye gidişten de sorumlu tutmuştu.

Üzerinden neredeyse dokuz ay geçmiş olan konuşmayı şimdi hatırlatmamın sebebini tahmin etmiş olmalısınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta partisinin genel başkanı sıfatıyla yaptığı bir dizi konuşmada ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlattığından söz etti. Önce Gazete Duvar’da Hakkı Özdal’ın da ele aldığı 11 Kasım tarihli AKP meclis grubu konuşmasında bir yıldır Türkiye’nin demokratik hukuk devleti kimliğini güçlendirmek için bir dizi reform yaptıklarını belirtti. Bu reformların “ülkemizdeki çeşitli kesimlerle birlikte yerli ve uluslararası yatırımcılara da hitap ettiğini" söyledi ve önümüzdeki aylarda “hukuk devleti ilkesini güçlendirme, öngörülebilir, kolay erişilebilen, hızlı ve etkin işleyen yargı sistemi konusunda yeni adımlar” atacaklarını müjdeledi. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül bu konuşmanın hemen ertesi günü, yargı mensuplarına seslenerek “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Yargı konjonktüre, birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar” diyordu. Daha sonra, Erdoğan’ın meclis grubuna seslendiği gün, HSK’nin acele kayıtlı bir yazıyla Osman Kavala’yı tutuklayan ve tahliye talebini reddeden hakimlerin isim listesini istediğini öğrendik. HSK, haber ortaya çıkınca yazılı bir açıklama yaparak terfilerle ilgili rutin bir çalışma olduğunu ifade etse de, akıllarda Erdoğan’ın müjdelediği, Adalet Bakanı’nın sitemkâr sözlerle yargı mensuplarından talep ettiği “adalet nihayet yerini mi bulacak acaba?” sorusu uyanmıştı bir kere. Kaldı ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, HSK’nin bunun rutin bir işlem olduğunu açıkladığı saatlerde, partisinin Tekirdağ’daki 7. Olağan İl Kongresi’nde yerli ve yabancı yatırımcılara “ülkemize güvenmeleri ve süratle yeni yatırımlara başlama” çağrısında bulunurken “ekonomik büyümeyi, kalkınmayı, refahı ve istikrarı sağlamanın en önemli yollarından birinin hukuk devleti ilkesi olduğunu” bildiklerini söylüyordu. Üstelik bu sefer, insan hakları eylem planından da söz ediyor, “ekonomideki yeni dönemin ruhuna uygun şekilde” temel hakların korunacağını ve mülkiyet hakkının geliştirileceğini, önümüzdeki yılın ilk aylarında bu konulara meclisin gündeminde öncelikle yer verileceğini vaat ediyordu. Yani temel haklar da, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü gibi ilkeler de, iç ve dış yatırımcıların gönlünü almak ve mülkiyet haklarının tehdit altında olmadığının güvencesini vermek için dahi olsa, bir kez daha, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla AKP’nin gündemine girmiş oluyordu.

Bütün bunların üzerine, geçtiğimiz cumartesi partisinin Kars ve Karaman kongrelerinde yaptığı “ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” açıklamaları geldi. Erdoğan bu konuşmasında “demokrasi” seferberliğinin ne anlama geldiğinin de ipuçlarını veriyor, partisine her yıl 1 milyon yeni üye kaydetmeyi hedeflediğini, Türkiye’nin kaderi ile partisinin kaderinin bir olduğunu söylüyordu. Zaten, 18 yıllık iktidarı boyunca millet özlemini çektiği haklara, özgürlüklere kavuşmuş, demokrasi ve kalkınma ikliminden ülkenin 81 vilayeti de yararlanmıştı.

Önümüzdeki günlerde, muhtemelen hukuk devleti, demokrasi ve temel haklar sözcüklerini, Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra iktidar sözcülerinin ve basındaki temsilcilerinin ağzından daha çok duyacağız. Baksanıza, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün yalnızca telaffuz edilmesi dahi piyasaları nasıl etkiledi. Kuşkusuz iktidar, ekonominin kötüye gittiğini ve bir reform gerektiğini bir anda fark etmiş olmadığı gibi, ülkede demokrasi, yargıda bağımsızlık olmadığını da Joe Biden’ın ABD’ye başkan seçilmesinin, Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan istifa etmesinin ardından keşfetmiş değil. Konjonktür böyle gerektirdi. Öte yandan Cumhurbaşkanı’nın ilan ettiği bu “seferberliği” kimse ülkeye demokrasi gelecek, basın artık özgür, tutuklu siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler serbest kalacak, yargı bağımsız olacak, insanlar tutuklanma korkusu olmadan görüşlerini rahatça dile getirip iktidarı eleştirebilecekler, OHAL ve KHK mağduriyetleri giderilecek, herkes eşit vatandaşlar olarak hak ve özgürlüklerden yararlanabilecek diye okumuyor. Zaten demokrasi dediğiniz, yabancı yatırımcıların ülkeye rahatça, malvarlıklarına el konulmayacağından ve mülkiyet haklarının yargı tarafından korunacağından emin olarak gelebilmelerinden başka nedir ki?


Ülkü Doğanay Kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.