YAZARLAR

Çözüm sürecinin filmini kim çekti?

HDP’ye karşı silaha dönüştürülen çözüm süreci üzerinden çok ciddi bir hafıza mücadelesi var ve muhalefet bu mücadeleyi hakkıyla veremiyor. Dolayısıyla iktidar hem kendisinin hem de muhalefetin yakın tarihini dilediği gibi yönetip şekillendiriyor ve işine geldiği gibi kullanıyor.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kendisini “mahpus” olarak değil, “siyasi rehine” olarak görüyor.

Aynı sıfat pekâlâ HDP için de kullanılabilir. Zira AKP ve çeperindeki koalisyon HDP’ye, üstelik çözüm sürecindeki faaliyetleri üzerinden açıkça rehin muamelesi yapıyor.

Her başarısız askeri, siyasi, ekonomik, hatta diplomatik faaliyetin bile acısı doğrudan HDP’den çıkarılıyor. Hapishanelerdeki binlerce üyesi yetmiyormuş gibi her gün onlarca, yüzlerce HDP’li gözaltına alınıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi TBMM’nin en etkin, üretken insan hakları savunucusu milletvekili, çözüm süreci ve hemen sonrasında attığı birkaç tweet üzerinden derdest edilmek isteniyor.

Pervin Buldan, iktidarla kamuya açık müzakere süreci kapsamında gittiği Kandil’de çektirdiği fotoğraf üzerinden hedef alınıyor. 

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, İdris Baluken, Sebahat Tuncel, Aysel Tuğluk, Çağlar Demirel dâhil HDP’nin en önemli kadroları hem çözüm sürecindeki açıklamaları, faaliyetleri dolayısıyla sürekli hedef gösteriliyor hem de yıllardır hapiste tutuluyor.

Fakat iktidar mensuplarının çözüm sürecinde sarfettiği bazı sözlerin zaman zaman sosyal medyada dolaşıma girmesi dışında, altı yıldır soluksuz devam ettirilen bu uzun erimli operasyona karşı etkili bir karşı-hafıza çalışması yapılmadı, yapılmıyor.

Halbuki HDP’nin şu günlerine dair iktidardan gelen ilk net mesaj 7 Haziran seçimlerinden bir gün sonra, 8 Haziran 2015 tarihinde, dönemin başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan tarafından verilmişti: “HDP bundan sonra çözüm sürecinin ancak filmini yapar.” 

HDP’nin belki de en fazla hayıflanması gereken nokta derli-toplu bir “çözüm süreci filmi” yapmamış olması. Çünkü HDP’nin yapmadığı filmi AKP her gün, günün ihtiyaçlarına göre kurgulayarak çekiyor ve HDP’ye karşı işlevselleştiriyor.

Ama buna mukabil iktidar mensuplarının çözüm sürecinde yapıp ettiklerine, kamuoyuna açık alanlarda söylediğine dair parça parça sosyal medyada dolaşan kayıtlar dışında etkili bir “filmi” çekilmiş değil.

Eğer HDP çözüm sürecinin filmini yapsaydı, iktidar bugün, çözüm sürecindeki faaliyetleri yüzünden HDP’ye bu kadar yüklenemez, HDP’lilerin iktidardan mesaj götürdüğü Kandil’de çekilmiş fotoğrafları aleyhte delil olarak kullanamaz mıydı? Elbette kullanılırdı. Ama yine de ortada bir “film” olurdu, olmalıydı.

Aynı şey bugün Fethullahçılıkla suçlanan CHP için de geçerli.

Eğer AKP’nin Fethullahçılarla ittifak halinde olduğu dönemin derli toplu bir filmi çekilmiş olsaydı, dünün Fethullahçıları, dünün Fethullah karşıtlarını bugün Fethullahçı olmakla bu kadar rahat suçlayamaz mıydı? Elbette yine yaparlardı. Ama yine de ortada bir “film” olurdu, olmalıydı.

Çünkü AKP’nin elindeki en büyük koz, tekelinde tuttuğu medya aracılığıyla her gün hafıza şekillendirmesi ve kitleleri bunun üzerinden yönlendirebilmesi.

HDP’ye karşı silaha dönüştürülen çözüm süreci üzerinden çok ciddi bir hafıza mücadelesi var ve muhalefet bu mücadeleyi hakkıyla veremiyor. Dolayısıyla iktidar hem kendisinin hem de muhalefetin yakın tarihini dilediği gibi yönetip şekillendiriyor ve işine geldiği gibi kullanıyor.

İktidar her türlü zaafını, skandalını, başarısızlığını öyle veya böyle HDP’ye, HDP’yi de PKK’ye bağlıyor. Diğer muhaliflerini, örneğin CHP’yi de HDP üzerinden PKK’ye bağlıyor. Çemberi daha da genişleterek, örneğin İYİ Parti’yi CHP’ye, CHP’yi HDP’ye ve oradan da PKK’ye bağlıyor. Bütün bunları yapabilmesini, küçük nefret odaklarından beslenen kasabalı eşraf siyasetinin bir mahareti olarak da, çıkmaza girmiş bir iktidarın son çırpınışları olarak da okumak mümkün.

Ama sonuç değişmiyor: Hafıza kartı iktidarın elinde olduğu için istediği görüntünün üstüne istediği sesi, müziği döşeyebiliyor, kurguyu dilediği gibi güncelleyerek değiştirebiliyor.

Peki tüm bu kurmaca filmin nihai hedefi HDP’yi kapatmak için “yeterli gerekçe” üretmek mi?

Bir kere iktidarın HDP’yi kapatmak için ikna etmek zorunda olduğu, somut delil olmadan hareket etmeyecek bir yargı mekanizması yok. Devletin “tak” diye önüne koyup da yargının “şak” diye yerine getirmeyeceği bir hüküm yok.

Peki mesele HDP’yi kapatmak için delil üretmek değilse ne?

Zannedildiği gibi “kamuoyunu" iktidarın kurguladığı film üzerinden olası bir kapatma uygulamasına mı hazırlıyorlar?

İktidarın hedef kitlesini ikna için parmağını bile oynatmaya hacet duymadığını günübirlik seyahat için Türkiye’ye uğramış turistler bile biliyor.

O halde bunca tantana ne diye? HDP eğer bir siyasi rehineyse, bu rehinenin karşılığında kimden, ne isteniyor?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef alırken HDP için "Seçimlerde 4 tane oy alabilmek için olmadık kalıba giriyorsunuz. Lanet olsun oylarına. Onların oylarının Allah belasını versin" ifadelerini kullandı.  

Şimdiye kadar HDP’ye bela okuyan iktidar mensupları ve onun hudut bilmez yandaşları artık doğrudan HDP seçmenini hedef alarak konuşuyor. HDP’ye oy veren 6 milyon insana yöneliniyor, parmak sallanıyor, tehditler savruluyor. Çünkü HDP’ye oy verenlerin seçme ve seçilme hakları yasal veya fiili olarak askıya alınmadığı sürece, HDP’nin kapısına kilit vurmanın iktidarı korktuğu sondan kurtarmayacağı biliniyor. Zira HDP kapatıldığında, tabanını oluşturan 6-7 milyon seçmen, ibreyi AKP’nin aleyhine çevirecek başka bir siyasal taktiğe pekâlâ başvurabilir.

Dolayısıyla AKP’nin elinde işine geldiği görüntüleri kullandığı sayısız “çözüm süreci filmi” olabilir ve buna mukabil HDP, iktidarın propaganda gücüyle bu anlamda baş etmemiş, edememiş, edemiyor olabilir.

Ama mesele artık bir siyasi parti olarak HDP’den çıkmış, ona oy veren toplumsal kesimlerle özdeşleşmiş durumda. Önümüzdeki mesele ise olası seçimlerin “filmini” halkın mı, elinde her türlü zor aygıtı bulunan iktidarın mı çekeceği.

Düzeltme notu: 18 Ocak 2021 tarihli “Kurdurulmayan bir partinin hikâyesi” başlıklı yazımda, İnsan ve Özgürlük Partisi'nin (PİA) “Özedönüş Hareketi” ile ilişkili olduğunu ifade etmiştim. Fakat Özedönüş Hareketi yetkilileri beni arayıp PİA ile herhangi bir ilişkilerinin kalmadığını, 7 yıl önce düşünsel, siyasal bir ayrışma yaşadıklarını söylediler. Özedönüş Hareketi yetkilileri, PİA ile tamamen farklı bir yolda olduklarını aktarmamı özellikle rica ettiler...

 

İrfan Aktan Kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.