Çocuk hapishaneleri kapatılsın!

Prof. Taşkın'la çocukların cezaevlerindeki durumuyla ilgili konuştuk. Taşkın çocuk hapishanelerinin kapatılması gerektiğini belirtti ve Covid-19 salgınının mahkum çocuklar üzerindeki etkisini anlattı.

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç* kiraczafer@yandex.com

Geçen haftaki yazımda Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun, bizim yargıçlardan, yargı mensuplarından beklediğimiz budur” açıklaması üzerine “Sayın Bakan çok alametler belirdi, kopsun kıyamet. Sizin sorumlu olduğunuz bakanlığa bağlı hapishanelerde 12-17 yaş arası 3 bin çocuk var, yılda yaklaşık 11 bin çocuk hapishanelerle tanışıyor. Ceza infaz sisteminde çocuğun durumu cehennem yeri gibi” demiştim.

20 Kasım Çocuk Hakları Günü epeyce hareketli geçti, çocukların her alanda yaşadıkları sorunlar birçok platformda tartışıldı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki genel başkan yardımcısının peş peşe yaptığı çalışmalar heyecan yarattı. CHP’nin çocuklar için çok fazla sorumluluk alıp çalışması temel görevlerinden olmalı. Bu konuda bilgi ve birikim, sivil toplum örgütleri ve alana hizmet veren uzmanlarda var. Şimdi önemli olan çocuklar yararına politikalar üretmek.

CHP’nin çalışmasından biri BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kabul edildiği 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle; salgın döneminde cezaevlerinde artan çocuk hakkı ihlallerini görünür kılmak amacıyla düzenlenmiş basın toplantısı. CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca başkanlığında oluşturulmuş İnsan Hakları Çalışma Grubu’nun yaptığı saha ziyaretleri ve sonuçları paylaştılar.

İkinci çalışma Sosyal Politikalardan Sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yüksel Taşkın tarafından hazırlanan rapor.

Bu alanda çalışanlar açısından rapor çok umut verici. Yüksel Hocama sorduğum sorular ve yanıtlar şöyle...

‘Hayata zaten mağlup başlamış çocukları topluma kazandırmalıyız’ diyerek “Çocuk Adalet Sisteminde Karşılaşılan Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlığı ile hazırladığınız raporu açıkladınız. Bakanlığa çağrı yaptınız: ‘Tüm çocukları tahliye edin.’ Heyecan yaratan bu çalışmanıza ilişkin beklentiler oluştu. Raporunuzdan anlaşılacağı gibi, çocuk adalet sistemi yeni baştan düzenlenmesi gerekecek kadar kötü durumda. Siz sorunları nasıl açıklıyorsunuz? 

Çocuğun yüksek yararı kavramı en temel ilkedir. Toplumsal yaşam ile ilgili tüm düzenlemelerin odağında çocuğun dikkate alınması, çocuğa önem ve öncelik verilmesi gereklidir. Türkiye'nin toplam nüfusu içindeki çocuk sayısı 22,9 milyon ve çocuklar çok ciddi sorunlar yaşıyor. Ancak bu sorunların çözülmesinde çocuğun yüksek yararı dikkate alınmıyor. Çocuklar, “yoksulluk”, “şiddet ve dayak”, “ihmal, istismar ve taciz”, “madde bağımlılığı”, “yeterli düzeyde gerçekleşmeyen katılım hakkı”, “ifade, inanç ve vicdan özgürlüğü”, “ayrımcılık”, “kaliteli ve yeterli bakım ve koruma eksikliği”, “düşük nitelikli eğitim”, “sağlık”, “adalet”, “özgürlüğünden yoksun bırakılma” ve “sosyal hizmetlere erişim” gibi sayabileceğimiz çok sayıda sorun ile karşı karşıya. Bütün bu sorunları Türkiye’nin sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklerinden ve de uygulanan sosyal politikalardan bağımsız değerlendiremeyiz. 18 yıldır iktidarda olan AKP’nin derinleştirdiği çocuk sorunu, adaletsiz gelir dağılımı, işsizlik, yetersiz ve niteliksiz eğitim, yoksulluk, şiddet gibi sorunlardan ve çocuğa bakış açısından kaynaklı devlet politikalarından bağımsız ele alınamaz.

2019 yılında suça sürüklenme nedeni ile güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 168 bin 250. Yine verilere baktığımızda 2019 yılında, 29 bin 78 çocuk hakkında verilen hapis cezası kararlarının tüm mahkûmiyet kararları içindeki oranı yüzde 37,4 ve bu son 5 yılın en yüksek oranı. Suça sürüklenen çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı ceza ve tedbirlere başvurulması en son çare olması gerekirken bu veriler, adalet sisteminin çarpıcı bir şekilde çocuklar için daha cezalandırıcı bir hale dönüştüğünün somut göstergesi. 
Bu veriler aslında başka bir gerçeği de gözler önüne seriyor. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” çıkışı yargı sistemimizin içinde bulunduğu kaosu gösteriyor. ‘Tutukluluk istisnadır’ sözleri pek çok siyasi davada uygulanmadığı gibi çocuklar için de uygulanmıyor. 

Türkiye’de 12 olan ceza sorumluluğu yaşı da çok düşük. Yasal değişiklikler yapılarak ceza sorumluluğu yaşının Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi’nin işaret ettiği gibi en az 14’e yükseltilmesi gerekiyor. Tutuklama yasağı da yaş ve ceza üst sınırı bakımından genişletilmeli. Onarıcı adalet, süratli yargılama gibi yaklaşımlar esas alınmalı. Çocuk adalet sisteminin amacı cezalandırmak değil; çocuğun suç ile kurduğu ilişkinin nedenlerini belirlemek, ihtiyaçlara uygun destek mekanizmalarını saptayarak çocuğa sunmak, çocuğun toplumla kalıcı ve olumlu ilişki kurmasını sağlamak ve suç ile yeniden ilişkilenmesini önlemektir. 

Çocukların yeniden suçla ilişkilenmelerinin bu politikalarla çok ilgisi var. Önlemek için yapılması gerekenler neler? 

“Çocukların yüksek yararı” ilkesiyle çelişen mevcut çocuk adalet sistemi, çocuk yargılanmasına infaz sisteminde bir standart sağlayamadığı gibi tahliye sonrasında uygun destek mekanizmalarına erişemeyen çocukların da yeniden suça sürüklenmesini engelleyemiyor. Bizim bakış açımıza göre, hayata zaten mağlup başlayan çocukların yeniden cezaevlerine döndükleri bu kısır döngüden kurtarmak, en başta sosyal devlet olmanın gereğidir. 

CHP olarak her zaman güçlü bir sosyal devletten yana olduk. Bugün ne kadar haklı olduğumuz çok daha iyi anlaşılıyor. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu, “Günümüzde yeni devletçilik güçlü sosyal devleti savunmaktır” tezi, önümüzdeki süreçteki politikalarımızın ana fikrini de özetlemektedir. Sosyal devletin yoksullukla mücadelede yakalayacağı her başarı, çocukların suça sürüklenmelerini de engelleyici etkilere sahip olacaktır. Yoksulluğun tasfiyesi uzun vadeli bir süreç olduğuna göre, dezavantajlı çocuklara yönelik pozitif ayrımcılığı esas alan destekleyici programlara da ihtiyaç vardır.  AKP iktidarında çocuklarımıza sosyal devletin koruyucu ve önleyici olanakları sunulmuyor. 

Raporunuzda tahliye süreci kurgulanmalı diyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?  

Çocuğun gelişim aşamaları ve suça sürüklenmesine neden olan sebepler, tüm süreç ve kararlarda temel alınmalı. Çocukların ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve desteklenmeleri, suç ile ilişkilenmelerinin önlenmesi açısından önemli. Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’nın hazırlamış olduğu öneriler bu anlamda çok değerli. Yaptıkları araştırmalardan anladığımız kadarıyla “etkili bir sağaltım sürecine tabii olmamış, örgün eğitim hakkından mahrum bırakılmış, ailesi ile görüşmesi sınırlandırılmış, en temel insan haklarına erişimde sorun yaşamış bir çocuğun, tahliye sonrasında da destek hizmetlerinden faydalanamaması” suç ile ilişki kurmasına neden olan ortama geri dönmesine ardından da yeniden adli sisteme girmesine neden oluyor.  Bu bağlamda, çocuğun topluma en iyi şekilde uyum sağlayabilmesi için çocukların tahliye süreci, özellikle eğitim, psikolojik destek ve istihdam ayağında kapsamlı bir şekilde oluşturulmalı. Bu süreç hem tutuklu hem hükümlü çocuğu kapsamalı. Ayrıca denetimli serbestlik hizmetleri, çocuğun sadece yükümlülükleri ile değil hakları ile ilgili de bir program hazırlayıp destek sunmalı. İstihdamda tutuklu ve/veya hükümlü çocuk kotası ile eğitim bursu imkanları yasal zemine kavuşturulmalı.

Salgın sürecinde çocukların tahliye edilmesi uluslararası kuruluşlarca da önerilmesine rağmen gerçekleşmedi. Salgından çocuklar nasıl etkileniyor? Örneğin aileleriyle açık görüş yapamıyorlar, neler yapılmalı? 

UNICEF’in dünya genelinde yaptığı çağrı bizim ortaklaştığımız bir çağrı. Acilen, kapalı kurumlara yeni çocuk kabulünün askıya alınması ve güvenle tahliye edilebilecek tüm çocukların tahliye edilmesi ve alıkonulma hali devam eden tüm çocukların sağlık ve esenliklerinin korunması sağlanmalı. Covid-19 salgını sürecinde birçok duruşma yapılamadı, infaz kurumlarına ziyaretler kısıtlandı. Cezaevlerinde bulunan çocuk tutuklu ve hükümlüler ile ilgili bilgiler sınırlı tutuldu, bağımsız izleme ve denetim mekanizmaları çalıştırılamadı. Dolayısı ile cezaevindeki çocukların korona virüsünden de nasıl etkilendiği tam olarak bilinemiyor kamuoyu tarafından. Zaten kapalı olan kurumlar daha da kapalı hale getirildi. Çocukların aileleri ile görüşleri sınırlandırıldı. Çocuklar, ceza infaz kurumlarında yetişkinler gibi aileleri ile 3 kapalı, 1 açık görüş yapıyordu. Pandemi öncesi dönemde dahi çocukların dış dünya ve aileleri ile ilişkilerinin bu şekilde sınırlı olması çocuk gelişimini son derece olumsuz etkileyen, adeta çocukları ikinci kez cezalandıran nitelikte bir uygulama. Çocukların sahip olduğu ziyaret hakkı bakımından, tüm görüşlerin açık görüş olarak yapılmasına dair yasal değişiklik mutlaka yapılmalı. Salgın devam ederken aylardır süren ziyaret kısıtlamasının çocuklar üzerinde yarattığı olumsuz etkiler gözetilerek, maske, mesafe, temizlik kurallarına uygun şekilde açık görüş günleri düzenlenmeli; görüş yapılamayan çocukların aileleri ile düzenli bir şekilde görüntülü görüşme yapmaları sağlanmalıdır.

İnfaz kurumlarındaki çocukların büyük kısmı yoksulluk içinde. Ailelerinden harçlık alamayan çocuklar infaz kurumlarında temiz içme suyu, ek gıda ve ek hijyen malzemelerine erişemiyor. Bu çocuklara ayni nakdi yardımın sağlanması ve hijyen malzemeleri, gıda ürünleri ve temiz içme suyunun ücretsiz olarak tedarik edilmesi gerekiyor. 

Cezaevlerinde bulunan çocuk tutuklu ve hükümlüler ile ilgili bilgiler sınırlı, bağımsız izleme ve denetim mekanizmaları yok. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) çalışmıyor ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapmıyor.  

Çocuğun yüksek yararı için, kamu kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin, ailelerin, uzmanların işbirliği içinde çalışması gerekiyor. Ancak AKP hemen hemen her alanda bunu tercih etmiyor. 

Çocuk hapishanelerinde yaşanan, haksız tutukluluk, işkence, istismar gibi hak ihlalleri sıklıkla medyaya yansıyordu. Salgınla daha da kapalı hale gelen kurumların her zaman olduğundan daha fazla izleme ve raporlamaya tabii tutulması gerekiyor. Sayın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e daha önce yaptığım çağrıyı yeniliyorum: Ceza infaz kurumları, bağımsız uzmanlardan ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan kurullar tarafından sosyal mesafe, hijyen ve maske önlemleri alınarak izlemeye açılması gerekiyor. Çocuk adalet sistemi ile ilgili bir an önce atılması gereken adımları atın! Biz her zaman iktidardan bağımsız, alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının denetim yapmalarını savunduk. İlkemiz bu. 

CHP iktidarında çocuk hapishaneleri kapatılacak mı? Bu alanda emek vermiş ve bu talebi dillendiren sivil toplum örgütleri var. Umutlanalım mı?  

Tüm bu önemli ve çarpıcı sorunlar 18 yıllık AKP politikalarından kaynaklı olarak daha da derinleşti. Bu sorunlar geçici politikalar ve temelsiz uygulamalarla çözülemez. Çocuk hapishanelerinin kapatılmasına ilişkin CHP olarak 2015 yılında bir kanun teklifi verdik. Gerekçesinde de “Çocuk cezaevlerinin kapatılarak hakkında tutuklama veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan çocukların çocuk eğitim evlerinde tutulması ve bu kurumların cezalandırma değil sosyal ve psikolojik destek ile yönlendirme ve eğitim amaçlı olarak yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır” ifadeleri yer alıyordu.  Bu teklifimiz bugün de geçerlidir.

Umarım teklif olarak kalmaz ve çocuk hapishaneleri kapatılır. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sesleniyorum; Korkmayın çocuk hapishaneleri kapatılınca kıyamet kopmaz, hem çocuklar yararına hem de toplum yararına çok yararlı bir iş yapmış olunur. Göreceksiniz suçla ilişkilenen insan sayısı azalır.

Yapın bunu. Korkmayın!

‘Çocuk hapishaneleri kapatılsın.’

*İnsan Hakları Çalışanı