CHP'de Örsan Öymen de adaylığını açıkladı: 'Sıkışıp kaldık'

Örsan Öymen genel merkezde yaptığı açıklama ile Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı yarışacağını duyurdu.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR- Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen'in yeğeni Prof. Dr. Örsan Kunter Öymen, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek CHP Genel Başkanlığı'na aday olduğunu açıkladı. Eski CHP PM Üyesi Öymen, Özgür Özel'in ardından adaylığını açıklayan ikinci isim oldu.

Prof. Dr. Örsan K. Öymen, “Ne yazık ki partimiz mevcut genel merkez yönetiminin temsil ettiği statükocularla, sahte değişimciler arasında sıkışıp kalmıştır. Bir kısır döngü söz konusudur. CHP, çıkmaz sokağın içerisindedir. O nedenle bizim mutlaka bir üçüncü bir yol açmamız gerekiyor. Bir başka yol açmamız gerekiyor. Bu yol, Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu yol, Atatürk’ün aydınlanma devrimlerinin yoludur. Bu yol, Altı Ok yoludur. Bu yol, sosyal demokrasi ve demokratik solculuğun yoludur. Bu yolu açmak için 38. Olağan Kurultay’da CHP Genel Başkan aday adayı olmaya karar verdim” dedi.

Öymen, bugün saat 16.00’da CHP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısıyla Genel Başkanlığa aday olma kararı aldığını duyurdu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Semra Dinçer, Genel Merkez girişinde karşıladığı Öymen’e, toplantının yapıldığı ikinci kattaki salona kadar eşlik etti. Ayrıca Öymen’in basın toplantısı, CHP’nin kurumsal X (Twitter) hesabından da yayınlandı.

Öymen, şöyle konuştu:

“Buraya Anıtkabir’den geldik. Biraz önce CHP’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret ettik. Oradan da buraya geldik. Haziran ayında ‘CHP İlke ve Demokrasi Hareketi’ adlı bir hareketi kurduk. Temel amacımız parti içi demokrasinin sağlanması ve partinin kurumsal kimliğine, ilkelerine, ideolojisine sahip çıkılması. Bu çerçevede 24 Haziran’da bir bildiri yayınladık. Seçimlerden sonra seçim analizini de içeren bir bildiriydi. Daha sonra sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na açık bir mektup yazdık. Onu da 4 Ağustos’ta medyayla paylaştık. Aynı basın toplantısında bu hareketin içinden bir genel başkan aday adayı çıkartacağımızı da açıklamıştık. CHP’deki kongre ve kurultay sürecini bu yıl yapılan seçimlerle birlikte ele almak gerekiyor. Seçimlerden sonraya denk geldi malum. Burada birkaç tespiti öncelikle ortaya koymak isterim.

'CHP’NİN OYU YÜZDE 22-26 BANDI ARASINDA BİR YERE TAKILMIŞTIR'

Birincisi mevcut yönetimin ve genel başkanımızın liderliğinde 13 yılda girilen seçimlerin tamamı kaybedilmiştir. 13 yılda 12 seçim kaybedilmiştir. 5 Milletvekilliği Seçimi, 3 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, 2 referandum ve 2 belediye seçimi. Belediye seçimlerinde birisinde İstanbul, Ankara, Adana, Antalya gibi şehirlerin kazanılması göreceli olarak başarıdır. Türkiye çapında kaybedilmiş bir seçimdir. CHP’nin oyu yüzde 22-26 bandı arasında bir yere takılmıştır. Partimiz, oylarını uzun yıllardır artıramamıştır. Bu daha önceki dönemi de kapsıyor. Deniz Baykal’ın döneminde de hatta barajın altında kaldığı dönemler de oldu. 12 Eylül’den sonra partimiz yeniden açıldıktan sonra ne yazık ki bu oy oranının arasına sıkışmış durumda. Üçüncü tespit, yüzde 48 alınan oy elbette önemli, değersiz değil. Daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet partilerinin gösterdikleri Cumhurbaşkanı adaylarının aldığı toplam oy ile aynı. Daha önce muhalefet partilerinin de gösterdikleri adaylar vardı. Onların oylarını topladığın zaman o da yüzde 48 ediyor. Elbette tek adayla girmiş olması önemli bir gelişme. Ne yazık ki mevcut yönetimle bu oy oranında bir artış sağlanamamıştır.

'BUNU KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUZ'

Genellikle şöyle bir anlayış var. ‘CHP’nin oyu zaten 22-25’tir. Bunun üzerine çıkamaz’ gibi Kaderci, determinist diyeceğimiz bir anlayış. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. CHP’de bir yönetim değişikliğinin olmaması durumunda, genel başkanlık dahil buna, önümüzdeki belediye seçimlerinde de başarılı bir sonucun alınma olasılığı oldukça düşüktür. Bütün araştırmalar, halktan gelen tepkiler, ilçe kongrelerindeki hava bunu göstermektedir. Ne yazık ki CHP tabanında da çok ciddi bir tepki oluşmuş durumda bir yönetim değişikliği gerçekleşmediği için. Normalde demokratik bir ülkede bir genel başkan bir veya iki seçimi kaybettiği zaman istifa eder veya yeniden aday olmayacağını açıklar. Bu demokratik ülkelerde bir teamüldür, demokrasinin gereğidir. Ne yazık ki partimizde böyle bir gelişme yaşamadık. ‘Türkiye demokratik bir ülke değil’ diye cevap verilebilir. Ama CHP, demokrasiyi savunan, demokrasi için mücadele veren ve Orta Doğu’daki ülkeleri değil gelişmiş ülkelerdeki Batı Avrupa’daki ülkeleri siyaseten örnek alan, Sosyalist Enternasyonal’in üyesi olan bir parti. Bu kadar çok seçim kaybedip bu kadar uzun süre genel başkanlık görevine devam eden başka bir örnek bu gelişmiş ülkelerde var mıdır, ben baktım bulamadım.

'BU NEDENLERDEN BİR TANESİ DE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ SORUNU'

Bu seçimin kaybedilmesinin birçok nedeni olabilir. AKP hükümetinin baskıları bunlardan bir tanesidir, bu reddedilemez. AKP hükümetinin baskıları altında gerçekleşmiş bir seçimdir. Ama sadece tek bir seçimden bahsetmiyoruz. Girilen tüm seçimlerde bir yenilgi söz konusu.  Ayrıca tek başına nasıl doğada çoklu nedensellik vardır, bir şeyin tek bir nedeni yoktur. Toplumsal olaylarda da çoklu nedensellik vardır. Bir şeyin tek nedeni yoktur, tek bir nedene indirgeyemezsiniz. Burada da AKP’nin baskıları konusunda CHP yönetiminin belki yapabileceği fazla bir şey yoktu. Ama CHP yönetiminin yapabileceği şeyler vardı. Bu nedenlerden bir tanesi de parti içi demokrasi sorunu. Parti organlarının çalıştırılmamış olması, partide oligarşik bir yapının oluşması ve kararların yukarıda 5-10 kişi tarafından veriliyor olmasından dolayı birçok lojistik, stratejik ve ideolojik hatalar yapılmıştır. Parti Meclisi’nde ayrıntılı tartışmalar yürütülmeden kararların alınması büyük hatalara neden olmuştur. Örneğin listeler konusu. Yüzde oyu 1-2’yi bulmayan siyasi partiler 39 milletvekili elde etmiştir CHP listelerinden. Bu halkın egemenliği ilkesine, temsiliyet ilkesine aykırı bir durum. Temsiliyetin gasp edilmesi anlamına geliyor. Örgütlerimizde ayrıntılı bir şekilde tartışılsaydı bu büyük hata yapılmazdı.  Örgütün seçime hazırlanması için daha büyük bir motivasyon sağlanabilirdi.

'CHP, KİMLİĞİNİ YİTİRMİŞTİR VE KAYBETMİŞTİR. CHP, İLKELERİNDEN UZAKLAŞMIŞTIR'

CHP, kimliğini yitirmiştir ve kaybetmiştir. CHP, ilkelerinden uzaklaşmıştır. Bir siyasi partinin üyesi kurultay tarafından belirlenen partinin temel ilkelerine uymakla yükümlüdür. Partinin temel ilkelerinin ne olduğu bellidir. Altı Ok. Cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, milliyetçilik, devrimcilik, sosyal demokrasi, demokratik solculuk ve bunlara bir bütün olarak sahip çıkılması. Bu bir çoktan seçmeli sınav gibi değil. Keyfinize göre istediğiniz ilkeyi seçebilirsiniz, istediğinizi bir kenara atabilirsiniz gibi bir durum söz konusu değil. Partimizde ideolojik bir bütünlük de sağlanamamıştır. Bu halkta güven ve tutarlılık sorununa yol açmıştır. Partinin neyi temsil ettiği belirsizdir.

'ALTI OK 1920-1930’LARDA KALMIŞ DEMEK BİR AKIL TUTULMASIDIR'

Cumhuriyetçilik halk egemenliği anlamına gelir. Monarşinin anti-tezidir. Halkçılık, oligarşinin anti tezidir. Yani yetkinin belli bir zümrenin elinde odaklanmasının anti tezi. Devletçilik, serbest piyasacılığın, özelleştirmeciliğin anti tezidir. Laiklik, teokrasinin anti tezidir. Milliyetçilik asla ırkçılık ve şovenizm değildir. Ümmetçiliğin anti tezidir. Bizi birleştiren şey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Onun da temeli Anayasa’dadır. Milliyetçilik, laikliği tamamlayan bir kavramdır. Devrimcilik, statükoculuğun, muhafazakarlığın anti tezidir. Günümüzde AKP iktidarında monarşik, oligarşik, özelleştirmeci, serbest piyasacı, teokratik, ümmetçi, muhafazakâr, statükocu bir uygulama var mı? Var. Bunlar geçerli. Bunların anti tezi olan altı ok 1920-1930’larda kalmış demek bir akıl tutulmasıdır. Tarihsel ve siyasal gerçeklere tamamen aykırıdır. Sosyal demokrasi ve demokratik solculuk bunu tamamlayan bir unsurdur. Sosyal demokrasi ve demokratik solculuk, karma ekonomik modeli savunur.  Sosyalist Enternasyonal’de de bu açık bir biçimde yer alır. Özel sektörün karşısına güçlü bir kamu sektörünün getirilmesi, daha çok kazanandan daha çok vergi alınması, yoksul kesimin vergi yükünün hafifletilmesi, sendikaların güçlendirilmesi gibi yollarla ekonomik ve sosyal adaletin sağlanmasını hedefler.

'İSİMLER DEĞİŞTİ, SORUNLAR GEÇEN YILLAR İÇERİSİNDE DEĞİŞMEDİ'

Altı Ok ile sosyal demokrasi arasında bir karşıtlık yaratmaya çalışmak hem partimizin tarihsel ve kurumsal kimliğine aykırıdır. Hem de partimizde çok ciddi ideolojik ve kadrosal bölünmelere yol açacaktır. Ne yazık ki bu konuda yıllardır parti yönetimi gereğini yapmamıştır. Ben benzer eleştirileri, Deniz Baykal döneminde, 2003-2008 yılları arasında, 5 yıl PM üyeliği yaptım. Aynı eleştirileri o zaman da yöneltiyordum. Ne yazık ki aynı eleştirileri hala yapmak zorunda kalıyoruz. İsimler değişti, sorunlar geçen yıllar içerisinde değişmedi.

'SORUNLARIN PARÇASI OLAN KADROLAR DEĞİŞİMİ NASIL SAĞLAYACAK? TEMEL SORU BU'

Bir değişimden, değişim hareketinden söz ediliyor. Bu konuda birçok girişim gerçekleşiyor. Genel Başkan aday adayı olduklarını söylüyorlar. Acaba bu arkadaşlarımız az önce saydığım yanlışlar, hatalar dahil, seslerini çıkartmışlar mıydı? O sorunların parçası olan kadrolar değişimi nasıl sağlayacak? Temel soru bu. Sorunun parçası olanlar sorunu nasıl çözecekler? Hatta ses çıkarmayarak yapılan hatalara ortak oldular. Zaman zaman da birçok kararın altına imza attılar. Dolayısıyla bu değişim taleplerinde bir samimiyet göremiyorum.

'CHP GENEL BAŞKAN ADAY ADAYI KAPALI KAPILAR ARDINDA BELİRLENECEK BİRİSİ MİDİR'

CHP Genel Başkan aday adayı kapalı kapılar ardında belirlenecek birisi midir? CHP Genel Başkan aday adayı kapalı kapılar ardında birtakım müzakerelerle mi belirlenir? Yoksa örgütten tabandan, ilçelerin, illerin, seçmenin onlarla da görüşerek ve görüşleri alınarak bu sürecin yürütülmesi daha doğru olmaz mı? Kapalı kapıların ardından neler döndüğünü çok iyi bilmiyoruz ama şöyle bir algı oluşuyor. ‘Emanetçi’, ‘uydu’ genel başkan aday adayı gibi izlenimlere yol açıyor. Değişim talebinde bulunanlar partinin temel ilkelerine, Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine ne kadar sahip çıkıyorlar? Atatürk’ün aydınlanma devrimlerine, altı ilkeye de demokratik solculuk ile birlikte sahip çıkmamız, bu ilkeler doğrultusunda tarım, sanayi, teknoloji, eğitim, sağlık, ulaşım, iletişim projelerin geliştirilmesi gerekiyor. Mevcut yönetim ile değişim talebinde bulunup yönetime talip olanlar arasında ne kadar fark var? Belki nüanslar olabilir. İdeolojik bağlamda radikal bir farkı ben göremedim.

Şimdi şeyler duyuyoruz. ‘Atatürk ilkelerine sahip çıkalım, altı oka sahip çıkalım. Seçimi kaybettik. Bir de böyle deneyelim.’ Daha önce AKP’yi taklit ederek seçim kazanacaklarını zannedenler, şimdi Mustafa Kemal Atatürk’ü taklit etme işine girdiler. Mustafa Kemal Atatürk, taklit edilemez. Atatürk, kavranabilir, özümsenebilir ama taklit edilemez. Koşullara göre ilke geliştiremezsiniz. Halka güven vermez. Siyaset bir kariyer yapma platformu değil, bir dava, ideoloji işi.

'ÜÇÜNCÜ BİR YOL AÇMAMIZ GEREKİYOR'

Ne yazık ki partimiz mevcut genel merkez yönetiminin temsil ettiği statükocularla, sahte değişimciler arasında sıkışıp kalmıştır. Bir kısır döngü söz konusudur. CHP, çıkmaz sokağın içerisindedir. O nedenle bizim mutlaka bir üçüncü bir yol açmamız gerekiyor. Bir başka yol açmamız gerekiyor. Bu yol, Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu yol, Atatürk’ün aydınlanma devrimlerinin yoludur. Bu yol, altı ok yoludur. Bu yol, sosyal demokrasi ve demokratik solculuğun yoludur. Bu yolu açmak için 38. Olağan Kurultay’da CHP Genel Başkan aday adayı olmaya karar verdim. Sizlerin vasıtasıyla kamuoyuyla paylaşıyor ve bunu ilan ediyorum. İlkeler sadece bir sözcükten ibaret değillerdir. İlkeler aynı zamanda projelerinizle, çözüm önerilerinizle karşılığının olması gerekir.” (HABER MERKEZİ)