Birakuji ve Kürt anayasacılığı

Kürt anayasacılığı “kime müyesser olursa...” şeklindeki öldürme ruhsatı üzerine kurulu değildir. Farklılıkların uzlaşma ve anlaşması üzerine kuruludur. Bu nedenle birakuji Türk tarih yazımındaki gibi bir zorunluluk değil bir facia olarak kaydedilmekte, Sezarist bir devletin değil farklı grup ve kesimlerin toplumsal birlik duygusunun tahrif edilmesi olarak anlaşılmaktadır.

Google Haberlere Abone ol

Orhan Gazi Ertekin*

Bugünlerde bir sözcük, Kürtler arasında derin bir ürperti ve tiksinti ile yeniden dillendirilmeye başlandı: Birakuji. Yani "kardeş katli"nin Kürtçesi... Fatih Kanunnamesi'ne bir yasal öldürme ruhsatı olarak giren ve "devlet aklı"nın olağan ve nesnel bir "tutum" olarak çağırdığı bu kavram Kürtler ve Kürtçenin içinde aynı biçimde yankılanmıyor. Kürtler, bu kavrama çok başka toplumsal anlamlar yüklüyor, birbirleri ile korkularını paylaşıp ürpertiyi yaygınlaştırmak istiyorlar. Türk siyasal kültürü ve Türk-Osmanlı hukukunun bu “kurucu” normu Kürt siyasal kültürü ve kamu hukuku düşüncesi açısından politik bir zorunluluk olarak değil yaşamsal bir kaygı ve 1990'lara dönük derin bir hüzün olarak yerleşiyor. Türk tarih yazımının “zorunlu kötülük” olarak kaydettiği “kardeş katli” Kürt tarih yazımında bir “toplumsal çılgınlık” şeklinde not ediliyor. Belli ki bu durum Ortadoğu’daki reel kamu hukuku düşünce ve gelenekleri ile “devlet bilim"leri üzerinde yeniden düşünmek için oldukça verimli bir alan yaratıyor.

BİRAKUJİ BİR ANAYASACILIK MESELESİDİR

En başından söylemek gerekir ki birakuji, bütün diğer devlet geleneklerinde de olduğu üzere gerçekte bir anayasa sorunudur. Adını da koyarak söyleyelim: Birakuji Kürt anayasacılığının bir sorunudur. Kürt hak hareketinden Kürt kamu hukuku düşüncesine ve oradan da Kürt devlet bilimine kadar uzanan geniş boyutlu politik-hukuki süreçlerin konusudur. İşte bundan dolayı birakuji nedeniyle apaçık ortaya çıkan "hukuk sorunu" kendi gerçek kavramları ile tartışılmalıdır. Şimdi ben bunu yapmaya çalışacağım...

Burada öncelikle "kardeş katli"nin Türk-Osmanlı devlet geleneği içindeki anayasal kurucu yerine kısaca değinip oldukça yeni kavram ve bağlamlar olarak önerdiğim Kürt devlet bilimi, Kürt anayasacılığı ve Kürt kamu hukuku düşüncesine geçeceğim.

TÜRK-OSMANLI KAMU HUKUKU GELENEĞI

Fatih Kanunnamesi'nin kardeşler arasındaki çatışmaya verdiği hukuki izin Türk-Osmanlı idare geleneği açısından oldukça temsil edici bir normu içerir. Buna göre Osmanlı tahtı, “kime müyesser olursa...” o şehzadenin olacaktır. Kardeşi öldürmek devletin ebed-müddet varlığı için bir gereklilik olarak tanınır. Bu kanuni ruhsat şehzadelerin daha ilk çocukluk dönemlerinden itibaren payitaht içindeki herhangi bir partinin, bir kadro hareketinin içinde yer almasının, onlarla bağ kurmasının veya geleneksel partilerin içine doğmasının, süreç içinde kendi konumunu avantajlı hale getirmek için ittifak ve uzlaşmaları harekete geçirmesinin, yeni kadrolara fethedilecek topraklar için “emir”ler (elü emürlüler "partisi") hazırlanmasının ve nihayet bütün bu hazırlıklardan sonra hangi kardeş askeri olarak üstün gelirse onun egemen olmasının normatif zeminini ortaya koymaktadır. Yeterli uzaklıktan bakıldığında tipik bir "Sezarlık" sistemi olduğu görülür bunun. Burada kurucu ilke toplumsal sözleşme ve uzlaşma değil devletin ebed-müddetidir. Bu ilke uzun süre açık yasal bir norm olarak uygulanmış, sonraki dönemlerde de "fiili norm" olarak varlığını sürdürmüş, oluşan devlet geleneği ve kamu hukuku kültürü iyi huylu şehzade Korkut'un dahi yaşamasına izin vermemiştir. Kardeş katli ile Sezarist gelenek ve buna ait kamu hukuku düşüncesi ve devlet bilimi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Tabii ki anayasacılık arasında da...

KÜRT KAMU HUKUKU DÜŞÜNCESİ VE KÜRT ANAYASACILIĞI

Kürtler için aynı "Sezarist" kamu hukuku ve devlet bilimi geleneği geçerli değildir kanımca. Son beş yıldır münhasıran Kürt hak hareketi, Kürt anayasacılığı, Kürt kamu hukuku düşüncesi ve Kürt devlet bilimi üzerine akademik düzeyde çalışıyorum. Artık bu adların verilmesi ve bu bağlamlar içine yerleştirilmesi gerektiğini düşündüğüm bir maddi tarihsel sürecin bütün veçheleri ile ortaya konulabileceği kanaatindeyim. Ayrıntılarını bir grup akademisyen ve aydın ile birlikte hazırladığımız ve Ocak 2021'de yayınlanmaya hazır hale geleceğini umduğum "Kürt Hak Hareketinin Doğuşu ve Yükselişi" kitabımızda görmek üzere şimdilik burada Kürt anayasacılığının temel karakteristiklerini ortaya koymak isterim.

Kürtlerin anayasacılık geleneğini 1514 Amasya ve İdris-i Bitlisi'ye kadar götürmek gerekir öncelikle. Kürtlerin Osmanlı'daki politik-hukuki statüsünün Karadağ ile birlikte bir istisna hali olduğunu hatırlatalım. İkinci olarak 1514'te "Kürt sancakları"nın kendi kurucu istisnaları ile Osmanlı'ya bağlandıklarını ve her bir mirliğin imzasını kendi adına ve bağımsız olarak attığını da hatırlayalım. Bu açıdan bakıldığında tarihsel olarak Kürt birliğinin en temel "kurucu" karakteristiği kendi içindeki bağımsız birimler arası ilişkide kuruluyor olmasıdır. Kürtlerin kendi içlerinde ve Ortadoğu'daki müesseseler ile ilişkileri açısından bu "bağımsızlık" meselesinin özellikle vurgulanması gerekiyor. Kürtlerin Ortadoğu imparatorluklarına bağımlılığı veya sonradan oluşan "Kürt özerkliği" dahi birliklere bağımsızlık temelinde katılma eğilimi yaratmış, bu durum Kürt anayasacılığı açısından tanınabilir yapısal bir özelliğe dönüşmüştür. David McDowall bir yerde şöyle yazmıştı: "İster Fars, ister Arap ya da sonrasında Türk olsun, merkezi hükümetlere itaat edermiş gibi görünerek mümkün olduğu kadar bölgesel bağımsızlık iddiasına bulunmak Kürt siyasal yaşamının kalıcı teması olmuştur... İsyan durumunda olmadıkları zamanlarda, merkezi ya da yerel hükümet görevlilerini resmen tanımaları gerektiğinde bile çoğu aşiret işlevsel bağımsızlığa ulaşmayı başarmıştı..." Kendilerini yönetme ve hatta resmi bağlılık halinde dahi kendini yönetme ısrarı özellikle dikkate değerdir. Bununla doğrudan bağlantılı ikinci önemli nokta ise Kürtlerin kendilerine bağlı müesseseler açısından bile kurucu güçlerin çoğul yapısının belirgin olmasıdır.

Bu iki özellik Kürt anayasacılığının tarihsel karakteristiğini de ortaya koyar. Kürtlerin bu açıdan ilk anayasal kurucu öyküsü olan 1514 Amasya anlaşmasıyla bağımsız beylikler olarak uzun yıllar varlığını sürdüren Kürt beylikleri Osmanlı ile ayrı ayrı bir anlaşma imzalamışlar bir yandan kendi özerkliklerini korurken diğer yandan da Osmanlı çatısı altında Safevi devletine karşı bir araya gelmenin getirdiği bir ortak politik sahanın içine girmişlerdir. Böylece “ekrad sancakları” altında bir araya gelmiş, kendi özerk alanlarını korumaya devam ederken özellikle İran karşısında ortak bir siyasal hayat ilişkisini geliştirmişlerdir. Yaklaşık 300 yıllık bir özel ve Osmanlı açısından istisnai "bağımsızlık" sürecinin sonunda Osmanlı merkeziyetçiliğinin hedefi haline gelmiş ve bugüne kadar gelen süreçler de Kürtlüğün tüm farklı kanatlarının bir yandan kendi özerk yapılarını korurken diğer yandan da ortak bir Kürtlük arayışının öznelerine dönüşmelerini sağlamıştır...

Osmanlı-ekrad sancakları anlaşması, yüzlerce yıl boyunca bu bağımsızlık duygusunun korunduğu bir ilişkiler sistemi doğurmuştur ve bu yönüyle Kürt anayasacılığının başlangıç noktası sayılabilir.

Bu karakteristik özelliklerden öncelikle çıkarılacak sonuç Kürtlerin sadece kendi dışları ile değil kendi içlerinde de "bağımsızlık" vurgusunun ne kadar yoğun olduğu gerçeğidir. Bu da Kürtleri, bir müessese kurma ve anayasacılık hareketleri açısından Likya Birliği ve ondan ilham alan Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslanabilir örnek bir tarihsel laboratuvar haline getirmektedir.

LİKYA BİRLİĞİ-ABD-KÜRT BÖLGESEL YÖNETİMİ

Bir defa Kürt anayasacılığının en karakteristik özelliği devlet kurucu güçlerin çoğul yapısıdır. Bağımsız bir geçmişten gelen yapıların kendi iradeleriyle bir araya gelmesi anlamına gelen bu durum Kürt anayasacılığını Amerika Birleşik Devletleri ve onun da ilham aldığı Likya Birliği ile aynı tarihsel anayasal mukayesenin içine yerleştirir. Kürt anayasacılığı bir defa Likya Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin anayasal gelenekleri içinden anlaşılabilir. Anlaşılmalıdır. Türk-Osmanlı geleneği üzerinden değil! Bunun en önemli ve baskın özelliklerinden birisi şudur: Federalist bir siyasal kültürün, denge ve özerkliklerin gücü ve etkisinin yoğunluğu...

Bu nedenle Kürt anayasacılığı “kime müyesser olursa...” şeklindeki öldürme ruhsatı üzerine kurulu değildir. Farklılıkların uzlaşma ve anlaşması üzerine kuruludur. Bu nedenle birakuji Türk tarih yazımındaki gibi bir zorunluluk değil bir facia olarak kaydedilmekte, Sezarist bir devletin değil farklı grup ve kesimlerin toplumsal birlik duygusunun tahrif edilmesi olarak anlaşılmaktadır.

KÜRT ANAYASACILIĞININ SORUNLARI

Gelelim birakujinin güncel karşılığına. Kürt anayasacılığının karakteristik gelenekleri aynı zamanda bugünün farklı Kürt gelenekleri arasındaki sorunlar ve çözümler için de geçerlidir kanımca. Kürtlerin Ortadoğu’nun milli devletlerine karşı verilen mücadelelerden oluşan Kürt hak hareketinden Kürt anayasacılığına, oradan da bir Kürt kamu hukuku düşüncesi ve Kürt devlet bilimine kadar gelen geniş bir politik-hukuki tecrübeye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Fakat, bunun sadece Kürtler için bir politik-hukuki tecrübe olmadığını aynı zamanda küresel bir örnek oluşturduğunu da akıldan çıkarmayalım. Ortadoğu'da ve dünyada önümüzdeki birkaç on yılın en önemli entelektüel gündemlerinin Kürt hak hareketi, Kürt anayasacılığı, Kürt kamu hukuku düşüncesi ve Kürt devlet bilimi soru ve sorunlarının olacağını öngörmek hiç de zor değildir.

Bu durum da Kürt bölgesel yönetimini daha özel bir ilgi merkezine dönüştürüyor. Talabani yazımızda Kürt Bölgesel Yönetiminin ve Talabani ve Barzani geleneklerinin bir araya gelişlerinin doğru bir tarihsel mukayese ile ele alınmadığını iddia etmiştik. Ve doğru mukayesenin Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluş süreçleri ve federalist yazılar üzerinden kurulması gerektiğini de ifade ettik. Bu durum Kürt bölgesel yönetiminin yaşadığı sorunlar ve çözüm yetenekleri açısından da oldukça belirleyicidir kanımca. Müesseseler ve liderlikler bir tarihsel geçmiş ve gelenek ile bağlıdırlar genellikle. Bu noktada ayrıntıları bir başka yazıda ortaya koymak üzere şunu açıkça ifade edebiliriz ki Mesud Barzani Kürt hak hareketini Kürt anayasacılığına ve Kürt kamu hukuku düşüncesine ve oradan da Kürt devlet bilimine taşıyan yegane kişidir. Bu örneğe yakın bir başka isim ise Celal Talabani'dir. Kuşkusuz onu/onları bağlayan bir Kürt anayasacılık geleneği vardır ve çözüm de oralardan yükselecektir. Bu geleneğin bundan sonraki somut politik gerçeklikteki karşılığı birakujinin geleceğini de belirleyecektir...

Nihayetinde şunu söyleyerek bağlayabiliriz belki: Uygarlıklarımız Habil ile Kabil kardeşlerin öyküsünde kuruldu ve ayrıldı. Ortadoğu'nun imparatorlukları ve cumhuriyetleri de aynı şekilde... Belki Ortadoğu'da yeni ve daha barışçı bir öykü kurmanın yolu geçmişi ve geleneği olanın geleceğini kurmaktan geçiyordur...

Öldürmeyen bir kardeşliğe ihtiyacımız var. Sadece Kürtler arasında değil.. Türkler, Farslar, Araplar vs. vs. bütün Ortadoğu'da...

 

*Demokrat Yargı Eşbaşkanı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR