Bir sosyoloğun Kütahya çini koleksiyonu

Kütahya’da gelişen çini ve seramik sanatının önemli örneklerini bir araya getiren Gülten Taner’le Kütahya çiniciliğinin dönemsel özelliklerini, çini ve seramiklere yansıyan siyasi ve sosyal toplumsal yaşamı ve çini sanatçısı Sıtkı Usta’yı konuştuk. Taner, “Koleksiyonerlik sadece bir hobi değildir. Koleksiyoner olmak insanı geçmişe yolculuk yapmaya, bazen bir çocukluk anısına, bazen bir duyguya götürür” dedi.

Google Haberlere Abone ol

İZMİR - Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun biçimde seramik üretimine sahne olan Kütahya, Osmanlı Dönemi’nde de bu sanatı geleneksel yöntemleriyle yaşatmış bir kent.

İznik çiniciliğinden sonra ikinci büyük çini merkezi olarak bilinen Kütahya’da çinicilik, Osmanlı’dan günümüze geleneksel Türk sanatlarında önemli bir alanı, kültürel bir zenginliği temsil ediyor. Bu özellikleri dolayısıyla Kütahya çinileri, koleksiyonerler için de önemli objeler arasında yer alıyor.

Koleksiyonunda, 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman diliminde Kütahya’da gelişen çini ve seramik sanatının önemli örneklerini bir araya getiren Gülten Taner’le, Kütahya çiniciliğinin dönemsel özelliklerini, Kütahya çini ve seramiklerine yansıyan siyasi ve sosyal toplumsal yaşamı ve dünyaca ünlü çini sanatçısı Sıtkı Usta’yı konuştuk.

Gülten Taner

‘KOLEKSİYONERLİK SADECE BİR HOBİ DEĞİLDİR’

Koleksiyonculuk nedir? Siz koleksiyonerliği nasıl tanımlıyorsunuz?

Koleksiyonerlik, severek, uğraş vererek, okuyarak, sergileyerek, yayımlayarak, kaybolmaya yüz tutmuş, bazen de kaybolmuş objelerin bulunup sahip çıkılmasıdır. Tabii bu objeleri edindikten sonra geçmişlerinin öğrenilerek bilgi sahibi olunması ve paylaşılması, koleksiyonun gelecek kuşaklara aktarılması için önemli.

Özetle, koleksiyonerlik sadece bir hobi değildir. Koleksiyoner olmak insanı geçmişe yolculuk yapmaya, bazen bir çocukluk anısına, bazen bir duyguya götürür. Bu şekilde öğrendiğimiz bilgiyi tasnif etmeye ve paylaşmaya iter bizi.

‘ESKİ ESNAFLARIN ANTİKACILIĞI BIRAKMASIYLA BİR DEVİR SON BULDU’

Sizin koleksiyonerliğe ilginiz ne zaman başladı, koleksiyonunuzun geçmişi ne zamana dayanıyor?

Çocukluğum ve lise dönemim şu an Urla Sanat Sokağı olarak anılan sokakta ve o çok renkli kültürel mozaiğin içinde geçti. İlkokuldayken peçete biriktirmeye başladım. Daha sonra ailemin tarlaya ektikleri tohumlardan biriktirmeye başladım ve hatırı sayılır bir Ata tohumu birikimim oldu. Yıllar içerisinde iğne oyaları, boncuk oyaları, Aydın yöresine ait Efe oyaları koleksiyonum da gelişti.

Kütahya çini ve seramiklerine olan ilgim ise 1998 yılında Ege kasabalarını ve köylerini dolaşırken başladı. Buralardaki küçük antika dükkanlarını keşfederek eski Anadolu el sanatları örneklerini daha yakından tanıma fırsatı bulmuş ve çok etkilenmiştim. Böylece “Kütahya Seramikleri Koleksiyonu” serüvenim başlamış oldu. Sosyolog kimliğim ve profesyonel iş yaşamımın da endüstriyel sektörde olmasının etkisiyle bu objelere, zanaatkarlarına, üretim biçimi ve süreçlerine olan ilgim gittikçe arttı.

İlk olarak İstanbul’da bir antikacıdan aldığım Kütahya tabağının tamirat görmüş olduğunu ne ben ne de antikacı fark etmemiştik. Sonradan tamiratlı olduğunu görüp beni aramış “Hay Allah nasıl fark edemedik, ben artık o tabağı size satamam” demişti. Arkadan da eklemişti, “Ama çok güzel restore etmişler, ben bile anlamadım”. İşte bu eski esnafların antikacılığı bırakmaları ile bir devir de son buldu. Bunların yerine internet satışları başladı. Halbuki o esnaflarla muazzam bir karşılıklı bilgi alışverişi söz konusuydu.

‘EVLİYA ÇELEBİ, KÜTAHYA ÇİNİLERİNDEN ÖVGÜYLE SÖZ EDER’

Kütahya çini ve seramiklerinin tarihçesi ve en temel özellikleri nedir?

Kütahya ve çevresinde zengin kil yatakları nedeniyle Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun bir şekilde seramik üretimi yapılmıştır. 17 ve 18. yüzyıllarda en yetkin örneklerini veren Kütahya, daha sonra ürün çeşitliliğini azaltıyor. Kütahya çiniciliğinin bu dönemdeki durumlarıyla ilgili pek bir bilgimiz olmamakla birlikte 17. yüzyılda kendisi de Kütahyalı olan Evliya Çelebi, Kütahya’nın çinilerinden ve güzelliklerinden övgüyle söz eder. 18. yüzyılda Kütahya atölyelerinin üretimleri, İznik çiniciliğinin etkisinin azalmasıyla birlikte hız kazanıyor ve 18. yüzyıl, modern, kullanışlı ve gündelik hayata ilişkin ürünlerin arttığı bir dönem oluyor. 19. ve 20. yüzyıl başlarında üretim tekrar canlanıyor.

En erken tarihli Kütahya çinileri ise 1377 yılına tarihlenir. Kurşunlu Camii minaresinin şerefesindeki tek renk, sırlı tuğlalar buna güzel bir örnek teşkil eder. Sert beyaz hamurlu, sır altı tekniğiyle yapılan bu seramikler fincan, hokka, buhurdanlık, matara, limonluk gibi rahat fırça darbeleri ve günlük hayatın giyim kuşamı, bitkileri ve değerleriyle bize çok şey anlatır.

Çini ve seramik bileşenleri, kuvars oranı düşük, esnek yapısı itibari ile çalışılması daha kolay, beyaz ve kremsi bir yapıdadır. İznik ürünlerinden esinlenerek lale, karanfil, gül, bahar dalları ve yapraklarından oluşan bezemeler kullanılmıştır. Bunun yanında geometrik kompozisyonların denendiği örnekler de var. Erken Dönem örneklerde beyaz astar üzerine sırsız sarı, kırmızı, yeşil, kobalt-mavisi, turkuaz ve mangan moru kullanılmıştır. Bu dönemde daha ziyade serbest el desenleme uygulandığını görüyoruz.

‘KÜTAHYA, BİR ‘KENT SANATI’ OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞ’

Sizce siyasi ve sosyal toplumsal yaşamın Kütahya çini ve seramiklerine yansımaları nasıl?

İznik çiniciliği bir ‘saray sanatı’ olarak gelişmişken, Kütahya bir ‘kent sanatı “olarak ortaya çıkmış. Mimaride ve gündelik hayatta yoğun bir şekilde kullanılması, evliliklerde hediye olarak verilmesiyle çok zengin bir çeşitliliğe bürünmüş ve günümüze kadar gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında çini üretiminde aksamalar olmuş ve 1922 yılında Yunan işgali esnasında bazı ustaların hayatını kaybetmesi, bazı Ermeni ustaların da kentten ayrılmasıyla üretim durmuştur.

Kurtuluş Savaşı sonrası atölyeler teker teker açılmaya başlamış; ekonomik zorluklar nedeniyle çini üretiminin eski parlak günlerine dönmesi ise ancak devlet desteğiyle yeni ustalar yetiştirilerek sağlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde daha çok günlük kullanım için basit formlarda kumlama tekniğiyle yapılmış, gösterişten uzak sürahi, kül tablası, şekerlik, pekmezlik gibi ihtiyaca yönelik üretimler ön plana çıkmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalmamıza rağmen porselen ithalatı aksamış ve çini ürünler uygun olmadığı halde mutfak eşyası olarak kullanılmıştır. Bu olgu, dönem içinde birçok fabrikanın açılmasını tetiklemiştir. 1970’li yıllarda Kütahya çiniciliği en hızlı dönemine ulaşmış ve sayıları 22 ye yükselmiştir.

Günümüzde yaklaşık 500 civarında değişik kapasitede işletme olduğu düşünülüyor. Bazı işletmelerin ihracata başlamasıyla Kütahya çiniciliği dünyaca tanınan bir marka oldu. Tabaklarda, meyveliklerde, fincan, sigaralık ve sürahilerde işlenen manzaralar, kıyafetler, bitkiler, evler, Kütahya’nın gündelik hayatı ile ilgili bilgiyi bize aktarıyor. Ancak son yıllarda değişen ekonomi ve beğeni kavramları Kütahya seramiklerinin bir yandan yozlaşmasına neden olurken diğer yandan bazı atölyelerin kaliteyi zirveye taşıdığına tanık oluyoruz.

.

‘KÜTAHYA ÇİNİCİLİĞİNE YENİ BİR ANLAYIŞ VE BOYUT GETİRDİ’

Kütahya’da çinicilik sanatı son dönemlerde kendi içinde pek çok çini ustaları yetiştirmiş. Sıtkı Olçar da o ustalardan birisi... Kütahya çiniciliğinde farklı bir yol izleyerek kendi sitilini yaratan Sıtkı Usta sizce Kütahya çiniciliğine neler kattı?

1973 yılında Sıtkı Olçar tarafından kurulan Osmanlı Çini Atölyesi, Selçuklu, İznik, Kütahya seramiklerinin bazı özelliklerini çağdaş formlara uyarladı. Çiniciliğe büyük bir tutkuyla bağlı olan Sıtkı Usta, kendi atölyesini kurduktan sonra antik desen ve formları uyguladığı çinilerde kendi biçim ve öz arayışına girdi. Kütahya çiniciliğine yeni bir boyut ve anlayış getirdi. 300 yıldır çözülemeyen Mercan Kırmızısı’nı çözmek için uğraştı.

Sıtkı Bey’in eserleri birçok özel koleksiyona ve müzelere konmuş ve Sıtkı Bey, eserlerini “Sıtkı” ismiyle imzalamıştır. Maalesef kendisinin zamansız aramızdan ayrılmasıyla bayrağı kızı devraldı ve çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca sağlığında UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” Ödülü'nü aldığını da söylemeden geçmeyelim. Kendisini rahmetle anıyorum.

.

Koleksiyonunuzda ne tür ve hangi tarihlere giden örnekler mevcut?

Kolleksiyonumda toplam 250 adet obje bulunuyor. Bu objeler 18. yüzyılın sonu yastık tabanlı, fıçı biçiminde gövdeli, tek şerit kulplu, beyaz hamurlu, beyaz astarlı, şeffaf, firuze, sır altında siyah dekorlu, gövde altı sırsız, kabartma noktaları siyah boya ile yapılmış, yuvarlak madalyonlu daldırma kupalar, aynı dönem kirazlı kaseler. Ayrıca 19 ve 20. yüzyıl sürahi, tabak, vazo, şişe, iftariyelik, meyvelik ve biblolar mevcut.

Bunların içerisinde 20. yüzyıl başlarına tarihli dantelli seriler, ayrıca 19. yüzyıl ortalarına tarihli iki renkli, turkuaz ve mavi renkli çalışmalar mevcut. Günlük hayat düşünülerek üretilen kahve soğutmalık, İzmir Fuarı‘nın açılışı sebebiyle yapılan kül tablaları, yumurtalıklar, kahve fincanları, sigaralıklar, şekerlikler, lokumluklar, çaydanlıklar, işlevsel ve modern parçalar da var.

Bu arada duvar menekşeliklerinden de söz etmeden geçmek istemiyorum. Kalp şeklinde üzerleri ceylan figürlü, koçbaşı şeklinde mini duvar vazoları, insanların evlerini süslemek için belki de o zamanlarda bulabildikleri veya satın alabildikleri dekorasyona yönelik sosyal bir olgu olarak karsımıza çıkıyor.

Bu objeler farklı kullanım alanları için üretilmiş, işlevlerini tamamlamiş ve kolektif hafızamıza kazınmış olarak geleneksel materyal kültürümüzün nadide örneklerini oluşturmakta. Sosyo-kültürel olarak taşıdıkları değer nedeniyle, paha biçilmez bu nadide objeleri bir araya getirmek, araştırmak hem çok keyifli bir süreç hem de araştırırken kendimi geliştirdiğim bir serüven oldu.

‘KENDİNİZE BİR HEDEF VE SINIR KOYUN‘

Son olarak; koleksiyonerlik yapmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?

Benim küçük yaşlarda başlayan merakım, zamanla bilinçli bir koleksiyonerliğe evirildi. Bu sizi eğiten, geliştiren ve olgunlaştıran bir süreç aslında… Yıllar geçtikçe deneyiminiz, koleksiyon temanızla ilgili bilgi birikiminiz, kültürel zenginliğiniz artıyor. Zamanla koleksiyonerliği, daha da önemlisi koleksiyonunuzu yönetmeyi öğreniyorsunuz. Meraklarınız, ilginiz ve yaşam koşullarınız gibi birçok etmen hangi alanda koleksiyon yapacağınızı belirliyor.

Benim tutkum geleneksel sanatlara oldu. Zamanla başat koleksiyon temam Kütahya seramikleri ve çinileri olarak gelişti. Merak ve heyecanınız bir koleksiyon kültürüne dönüştüğünde daha rafine tercihler yapıyorsunuz. Elbette başlangıçta bilmeden satın aldıklarım da oldu. Ancak öğrendikçe bilgi ve sezgi devreye giriyor ve daha sonraları bir antikacıya girdiğinizde nereye bakacağınızı, neyi alacağınızı hemen hissediyorsunuz. Tabii bilgi ve tecrübe zaman içerisinde görerek, dokunarak, okuyarak elde ediliyor.

Sabırlı olun, kendinize bir hedef ve sınır koyun, konuya odaklanın. Satın almadan önce mutlaka araştırın, tavsiyelere başvurun, mümkünse hemen karar vermeyin. Biraz zaman isteyin, tekrar tekrar bakın ve öyle satın almaya karar verin.