YAZARLAR

Bir olimpiyat, bir darbe

İlginç bir yerdi Abhazya. Aynı masada; iki İslamcı, üç faşist ya da bir 12 eylül generaline suikast hazırladı diye aranan solcu bir polis komiseri olabiliyordu.

Otlar bürümüştü her yeri. Bayağı uzun, belini geçiyordu insanın. Arasından kurşun geçince, şöyle bir dalgalanıyorlardı. Sağa sola eğiyorlardı başlarını ve birkaç tanesi kopuyor olabilirdi. İlerde duvar vardı, ona ateş ediyorlardı. Üstünde olimpiyat işaretleri duruyordu hâlâ, halkalar birbirine geçmiş ve üstüne geldiğinde bir parça kopuyordu, oldukça büyüktü, Kalaşnikof mermisi çünkü.

Garip ama daha önceden hatırlıyor gibiydim burayı. 1980 olimpiyat oyunlarının yapıldığı yerlerden biriydi. O zamanlar Sovyetler Birliği idi burası. Şimdi Abhazya. Birkaç seri atış daha yaptı Abhaz arkadaşlar. Alışıktılar Kalaşnikofa. Herkesin vardı evinde, duvara asılı bir tane ya da iki-üç işte. ‘Arkadaş olacak, bazukamın mermisini çalmış’ diye yakınmışlardı bana, birkaç kere. Ne bileyim ihtiyaçları değişiyor insanın. Sonra yine boyunlarını eğdi uzun otlar, sağa, sola…

Bahçe içinde koca bir evde kalıyorduk. Genç bir Abhaz arkadaşla gelmiştim buraya. Bir Abhazya belgeseli yapıyordum. Onun tanıdığı 3-4 kişi vardı evde. Azerbaycan’da darbe yapmayı beceremeyince buraya kaçmışlardı. Aliyev, Elçibey, darbeyi ihbar eden Süleyman Demirel filan hatırlarsınız belki. Karışık işlerdi. Devlet devlet içinde. ‘Rusya’yı çok küçümsedik biz. En çökmüş halinde bile çok güçlüydü’ diyorlardı. ‘Biraz bekleyin’ demişlerdi patronları 'burada’... Başka ülkeye gidemiyorlardı. Faşisttiler tabii ki. Beni biliyorlardı. Konuşuyorduk bir şeyler içerken, dünyanın halinden. ‘Biz Che Guavera’yı çok severiz’ diyorlardı.

Bir olimpiyat halkası, iyice tozla buz oldu mermilerden. Zaten beş tane halka, fazlaydı bu olimpiyata. 64 ülke boykot etmişti 1980 olimpiyatlarını. Afganistan’ı işgal etmişti Sovyetler Birliği. Sonra kendisi yıkıldı. Cezaevinde seyrediyorduk olimpiyatları. Mesela bir Kübalı atlet kazanınca, biz de kazanmış oluyorduk. Ellerimizde plastik çay bardakları ayağa fırlıyorduk, son yüz metrede mesela. Afganistan da kaybetti, savaş hâlâ var. Şu meşhur ‘Almanlar yenilince biz de yenildik’ değildi sadece. Herkes yeniliyordu savaşta. Sonra öğrendik.

İnsanlardan bahsediyorum. Yoksa onlar, alçak olanlar, savaş ekip, para biçiyor…

İlginç bir yerdi Abhazya. Aynı masada; iki İslamcı, üç faşist ya da bir 12 eylül generaline suikast hazırladı diye aranan solcu bir polis komiseri olabiliyordu. Sonra biri eline kadehi alıp, ayağa kalkıyordu. Önce misafirden başlayıp, selamlıyor, güzel bir konuşma yapıyordu.

Sonra içiyordu kendi kadehinden, neredeyse herkes…

Evde de votka içtiğimiz oluyordu, darbeci arkadaşlarla! ‘Bak bak’ dedi biri, duvardan indirdi bazukayı. Mermisi yoktu yerinde gerçekten, ayıp bence de…

 

Metin Yeğin Kimdir?

Yazar, belgeselci, sinemacı, gazeteci, avukat, seyyah... CNN-Türk, NTV, Kanal Türk, Al Jazeera, Telesur televizyonlarına 200'e yakın belgesel ve kurmaca filmler yaptı. Türkiye'de Cumhuriyet, Radikal, Birgün, Gündem; dünyada Il manifesto, Rebellion gazetelerine köşe yazıları yazdı. Dünyanın sokaklarını anlattığı 10'dan fazla kitaba sahip. Dünyanın farklı yerlerinde yoksullarla birlikte evler inşa etti, bir sürü farklı işte çalışarak yazılar yazdı, filmler çekti. Birçok ülkede kolektif çalışmalara katıldı, kooperatif örgütlenmelerine öncü oldu. Ekolojik direnişlere katıldı, isyanlara tanıklık etti. Türkiye ve birçok ülkede öğretim üyeliği yaptı... Ve dünyayı değiştirmeye çalışmaya devam ediyor hâlâ...