'Bir gün duyarsınız Nietzsche gibi tımarhanelik olmuşum'

Evrensel kabul ‘barınma hakkı’ diye bir şey varken fahiş fiyattaki kiralara nasıl alışıldı? Mekânda Adalet Derneği’nden Yaşar Adanalı, konutun metalaştığını söylüyor. Sultangazi’de oturan adına Süleyman diyeceğimiz bir kişi 25 yıllık bir binanın bodrum katında oturuyor. 6 aydır iş arayan Süleyman “Kendimi Kafka’nın böceği gibi hissediyorum” diyor. Kadıköy, Yeldeğirmeni’nde oturan Nurgül Toprak, İstanbul’dan taşınacaklarını paylaşıyor.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Evrensel kabul olarak ‘barınma hakkı’ diye bir şey varken fahiş fiyattaki kiralara nasıl alışıldı? Maaşların yarısının kiraya verilmesi bu ülkeye özel bir piyasa koşulu mu? Muhit muhit değişen kiralar sosyo-ekonomik olarak bize ne söylüyor?

Mekânda Adalet Derneği’nden, şehircilik uzmanı Yaşar Adanalı, fahiş kiraları “evin gayrimenkulleşmesi, ekonomik getirisinin barınmak gibi kullanım değerlerinin önüne geçmesiyle” ilgili olduğunu söylüyor.

Yaşar Adanalı

 

“Konut metalaşmasının sonucu bu. Ev yatırım aracı haline geldi. Birçok insan banka kredisiyle oturdukları evin dışında konutlar aldılar. İnşaat sektörü devlet tarafından teşvik edildi, 2000’ler boyunca markalı konut projelerinin sayısı patladı. 2002’de yaklaşık 160 bin konut birimi için yapı ruhsatı alınırken bu sayı 2017’de 1.3 milyona çıktı. Neredeyse 10 kat arttı. Stok konut şişti. Ancak bu konutlar barınma sorununu en derinden yaşayanlara yönelik inşa edilmediler. Yatırım amacıyla, adeta dövize, mevduata, hisse senedine yatırıma alternatif olarak pazarlandılar.”

‘KAMU AKTÖRLERİ KİRA ARTIŞINI ENGELLEYECEK POLİTİKALARI DEVREYE SOKMUYOR’

Adanalı, İstanbul’da deprem riskinin de konut piyasasında kiraları yukarı doğru çeken bir faktör olduğunu belirtiyor. Muhit muhit değişen kiralar sosyo-ekonomik olarak bize ne söylüyor?

“En temelde güvenli, işimize, kentsel hizmetlere ulaşılabilir, kente entegre yerlerde kiralamak istediğimizde çok yüksek bedellerin bizi beklediğini söylüyor. Yani kentin belli semtlerindeki kiralık konutlar belli bir gelirin altındaki insanlar için ödenebilir olmanın çok ötesinde. Bu da semt semt sınıfsal ayrışmayı derinleştiren bir durum ortaya koyuyor” diye yanıtlıyor Adanalı.

Peki dünyada nasıl? Barınma hakkının gaspını yasal olarak engelleyen mekanizmalar var mı?

Adanalı, dünyanın birçok metropolünde hanelerin gelirlerinin büyük kısmını kiraya yatırmak zorunda kaldıklarını söylüyor fakat istisnai durumların da olduğunu belirtiyor:

“Gayrimenkul fiyatları sürekli artarken insanların net kazançları yerinde sayıyor. Ödenebilirlik, yaşamaya elverişli konut hakkının en temel başlıklarından biri. Farklı ülkelerin koyduğu sınırlar mevcut; işte bir hanenin gelirinin üçte birinden fazlasını kiraya yatırmaması gibi. Veya kira artışlarını tamamen yasaklayan şehirler de var. Kamu aktörleri kira artışını engelleyecek politikaları devreye sokmadığında kentliler piyasanın insafına kalıyor ki piyasanın insafsızlığını anlatmaya gerek yok.”

‘ESKİ KİRACI OLDUĞUMUZ İÇİN KİRAMIZ DÜŞÜK, EV SAHİBİ ÇIKMAMIZI BEKLİYOR’

Okul öncesi öğretmeni Nurgül Toprak, Kadıköy Yeldeğirmeni Mahallesi’nde oturuyor. 9 yıldır oturduğu evin kirası görece olarak düşük fakat ücretsiz izne çıkartıldığı için eve tek maaş girdiğini ve zorlandığını anlatıyor:

“Yeldeğirmeni’nde son yıllarda fiyatlar arttı. Eski kiracı olduğumuz için şu anda biz aslında uygun bir fiyatta oturuyoruz ama her zam zamanı çok ciddi kavgalar vererek oturuyoruz. Ev sahibi diğer artışları emsal gösteriyor. Bir çocuğumuz var. Bir de pandemi nedeniyle ücretsiz izne çıkartıldım. Şu an eve tek maaş giriyor. Tek maaşla sağlam, yeni, güzel bir evde oturmak mümkün değil.”

Toprak, 9 yıldır oturdukları binadan başka bir eve taşınmalarının şu fiyatlarla mümkün olmadığını ifade ediyor:

“Depreme dayanıklı, yeni eve çıkmak isterseniz kiralar 3 bin liradan başlıyor. Eve giren tek maaşla bu kiraları ödemek mümkün değil. Bu şartlar altında İstanbul’da yaşanabilecek bir durum kalmadı. Biz şehir değiştirmeyi düşünüyoruz. Ev sahibinin bize birkaç sene müsaade etmesini rica ettik. Zaten açıkça söylüyor. ‘Siz çıktığınızda 2 bin 500’den aşağı kiraya vermem’ diye.”

‘BU SALGIN BİZE YARAMADI’

Sultangazi’de oturan, tek yaşayan bir kişi Iğdır’dan İstanbul’a çalışmak için geldiğini paylaşıyor. Adına Süleyman diyeceğimiz kişi 6 aydır işsiz olduğunu, bodrum katında, 25 yıllık eski, rutubetli bir evde oturduğunu çünkü kirasının uygun olduğunu anlatıyor ama buna rağmen iki aylık kirayı ödeyemediğini paylaşıyor:

Süleyman'ın evi

 

“Bodrum katındayım. 25 yıllık bir bina. Rutubetli, nemli bir ev. Kiram ucuz olduğu için burada kalıyorum. Bu hastalıktan dolayı işten çıkarıldım. Kandırıldım falan. İş bulurum dedim ama iş de bulamadım. 6 aydır iş arıyorum. Hani o mesleği yaptığım için diğer işlerde vasıfsızım ama yeter ki iş olsun. Çünkü çok iş aradım. Diğer işlere de baktım. Amelelik falan ama nereye gitsem iş yoktu. Bu salgın bize yaramadı. İki kiramı da veremedim. Bakkalda da borç birikti. Öyle yani…”

‘KAFKA’NIN YARATTIĞI BÖCEK GİBİ HİSSEDİYORUM’

Süleyman, elektrik borcu için BEDAŞ’ın geldiğini, elektriğinin kesildiğini ve bir süre mumla idare ettiğini anlatıyor:

“Elektrik borcumu ödeyemedim. BEDAŞ dinlemedi. Elden taksit yapın dedim. İlla kredi kartı olacak dediler. Olmuşa, ölmüşe çare yok gibisinden terslediler. Ödeyemedim işte. Mumla öyle bekledim. Sonra gidip borç alarak açtırdım. Açtırınca da cezası var. Kredi kartı olsaydı, ödeyebilirdim. Onlar da anlamadılar.”

“Herkes ister yeni bir eve, güzel bir eve çıkmayı. Bu kirayı bile ödeyemiyorum. Çalışsaydım ödeyebilirdim. Onu da ödeyemedim. İsim kullanmayın ama bir gün duyarsınız Nietzsche gibi tımarhanelik olmuşum. Kafka yazmış ya… Kendimi bazen onun gibi hissediyorum. Kafka’nın yarattığı böcek gibi hissediyorum. O böcek benmişim gibi oluyor. Arada öyle oluyorum. Çünkü iş yok, bir şey yapamıyorum. Ne bileyim, insanın psikolojisi bozuluyor.”

‘İNSANLAR NASIL BESLENECEKLERİNİ DÜŞÜNÜYORLAR, GÜVENLİ KONUTA ÇIKMA OLANAKLARI YOK’

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) verilerine göre 2020 yılında dünyada 6 ve üzeri büyüklükte toplam 105 deprem meydana geldi. Bunların 9 tanesi 7 ve üzeri. 2020 yılında tüm dünyada bu depremlerde toplam 198 kişi öldü. Bu ölümlerin 160'ı Türkiye’den. 30 Ekim 2020 İzmir depreminden sonra "Tüm Türkiye’ye sesleniyorum, riskli binalarda oturmayalım” diyen Çevre ve Şehircilik Bakanı, “Yaşadığınız binanın sağlam olduğuna emin olun” diyen AFAD Başkanı, "Keşke riskli binalarda oturmak tercih edilmeseydi” diyen Devlet Bahçeli sanki okyanus aşırı bir ülkenin vatandaşlarına seslendiler.

Yaşanabilir, güvenli konut hakkına erişmek bu kadar mı zor? Sulukule Platformu, Ayazma Mağdurları, İstanbul Kent Hareketleri gibi kent hareketleri içinde çalışan Cihan Uzunçarşılı Baysal “Alay eder gibi bunları söylediler” diyor.

Cihan Uzunçarşılı Baysal

 

“Bunları duyunca insanlar sanki çok memnun çatlak binalarda oturmaktan gibi bir durum çıkıyor. 2005’te kentsel dönüşüm yasaları çıkartıldı. 2012’de çıkartılan afet yasasının depreme karşı yasal bir araç olarak kullanılacağı ileri sürülmüştü. Biz ne gördük? Tam aksine rantı yükselen bölgelerde dönüşüm gördük, yoksulun yerinden edildiğini gördük. Mahalleler yıkıldı yerine lüks konutlar dikildi. Sağlam zeminli mahalleler lüks konut projelerine açıldı. O lüks konutların çoğu bugün boş. İstanbul’da 260 bine yakın boş konut var. Daha fazla olduğuna da eminim. Öte yandan çoğunluk niteliksiz konutlara mecbur bırakılıyor. İnsanlar nasıl besleneceklerini düşünüyorlar. Evlerini yenilemek, güvenli, sağlam konutlara dönüştürmek ya da güvenli konutlarda yaşamak gibi ekonomik olanakları yok.”

‘TOKİ VE KİPTAŞ’TA MÜLKİYET ÖNCELİKLİ’

Baysal, “Konut Bakanlığı”nın kurulması gerektiğini söylüyor:

“Devlet; yerinde dönüşüme, çok kötü durumdaysa yıkılıp yeniden yapılmasına imkan sağlayacak ucuz kredi sunmalı. Sosyal konut diye yapılan projelere, işte TOKİ, KİPTAŞ’a baktığınız zaman hepsinde mülkiyet öncelikli. Ucuz, kiralık konut yapılabilir. Mansur Yavaş’ın Ankara’da yaptığı gibi… Bakıyorsunuz diğer tarafta geçmediğimiz köprülere, otoyollara milyarlarca para akıtılıyor. Pandemi zamanında mekânın ne kadar önemli olduğunu gördük. Konut Bakanlığı kurulup, ivedilikle kentlerde riskli binalar tespit edilmeli. Devlet hava yollarında, köprülerde zarar ediyor; sosyal konutlarda da zarar etsin. Zor değil. Yapacak iş bu kadar basit.”