Mars’ta ölüm ya da aptallaşma ihtimali üzerine

Mars'ta insanların yaşamasına engel olabilecek etmenlerden biri, kızıl gezegendeki radyasyon seviyesi. Gezegende öldürücü olma ihtimali düşük de olsa radyasyon var.

Caleb A. Scharf

Haber bültenlerinde görüldüğü üzere, son günlerde insanları Mars’a yerleştirme planlarını tekrar işitmeye başladık. Birkaç sene önce bu fikir, bir şekilde 200 bin insanın kızıl gezegende ömür boyu sürecek bir yerleşime ilgi göstermesini sağlayan ‘Mars 1’ gibi artık konuşulmayan çabalar nedeniyle gündemdeydi. Böylece Elon Musk’ın, SpaceX aracılığıyla Mars’ı kalıcı bir yerleşime çevirecek olan ‘insan yedekleme planına’ ilişkin fikirlerini de gördük.

Geçen hafta Musk, 2050 yılına dek Mars’a, günde en az üç uzay gemisi kullanarak, 1 milyon kişi gönderme planını (ve hazırlanacak bu devasa uzay araçlarından bin tanesini hazırda bulundurarak) açıklayarak, alışıldık kışkırtıcı tarzıyla bu fikri tekrar gündeme taşıdı. Dahası, hevesli Mars yerleşimcilerine bu fırsatı değerlendirebilmeleri için kredi verme olasılığını da dile getirdi. Bu teklif, doğal olarak pek çok gözlemcinin 1982 yapımı Blade Runner filminden ünlü bir repliği hatırlayarak “dünya dışı kolonilerde yeni bir hayat arayanlar” için sözleşmeli kölelik uygulamasını tartışmasına da neden oldu.

TATLI BİR RÜYA GİBİ (Mİ?)

Öte yandan, Musk’ın açıklamaları ya da yaptığı işlerle ilgili ne düşünürseniz düşünün, insanları Mars’a yerleştirmek konusunda bazı ciddi bilimsel engeller mevcut (ve tam olarak ifade etmek gerekirse, birkaç Tesla hissesine sahibim ve gelecekle ilgili vizyonuna hayranlık duyuyorum; ayrıca gezegen ıslahının yanı sıra uzay yolculuğu işine de hayranım ama aynı zamanda insanların bunları ciddiye alması hususunda biraz çekimserim; çünkü çok fazla para topluyorlar).

Bu engellerden biri radyasyon. Benim açımdan belirsiz nedenlerden ötürü, bu sorun, (Dünya’nın 30 km yukarısında oksijensiz yaşamaya benzeyen) Mars’ın atmosferi, sıcaklıklar, doğal kaynaklar (su), kötü yüzey kimyası (perkloratlar) ile ilgili diğer engellerle karşılaştırıldığında, bir kenara itilme eğilimi taşıyor.

Ancak, aslında Mars’taki (ve Mars’a ulaşım sürecindeki) radyasyon durumu hakkında, Dünya’dan fırlatılmasından bu yana Curiosity aracıyla birlikte giden Radyasyon Değerlendirme Detektörü’nden (RAD) elde ettiğimiz birçok veriye sahibiz.

Kısacası, Mars’ta son derece ince bir atmosfer bulunması ve güçlü bir küresel manyetik alanın yokluğu, karmaşık ve güçlü bir parçacık radyasyonu ortamına neden olur. Daha düşük enerjili (proton ve helyum çekirdeği gibi) Güneş rüzgârı parçacıkları ve Mars’a sürekli biçimde çarpan çok daha yüksek enerjili kozmik ışın parçacıkları söz konusudur. Örneğin kozmik ışınlar, toprakta bir atom çekirdeğine çarpmadan ve gama ışınları ve nötron radyasyonu üretmeden önce, Mars regolitinde* birkaç metre derinliğe kadar yol alarak önemli miktarda ikincil radyasyon üretir.

RADYASYON ORANI BÜYÜK BİR ENGEL

Hassler ve meslektaşlarının 2014 yılında Science dergisinde yayınlanan bir incelemesinde, gezegenler arası uzayda toplam 360 gün ve Mars’ın kendisinde 500 gün sürecek insanlı bir yolculuğun astronotları 1 Sievert (doz) üzerinde radyasyona maruz bırakacağı vurgulanıyor. Aslında istatistiksel bağlamda bu çok da kötü değil. Yine de yaşam süreniz içinde ölümcül bir kanser türüne yakalanma ihtimalinizi yüzde 5 artırıyor.

Bununla birlikte, yalnızca Mars’ta maruz kalınan doz düşünüldüğünde, bir Dünya yılı boyunca ortalama radyasyona maruz kalma oranı, ABD Enerji Bakanlığı’nda radyasyonlu ortamda çalışan bir işçinin 20 yıllık maruziyet durumu baz alınarak öngörülen maksimum orandan biraz daha fazla.

Şimdi, belki 20’li yaşlarda bir yerleşimci olduğunuzu ve Mars’ta en az 50 Dünya yılı daha yaşamayı planladığınızı hayal edin. Mars’taki hayatınız boyunca maruz kalacağınız toplam oran ne mi olur? 18 Sievert’i biraz geçebilir.

Şimdilik, burası bir tür keşfedilmemiş bölge durumunda. Örnek vermek gerekirse, tek seferde 8 Sievert radyasyona maruz kaldığınızda ölürsünüz. Ancak bu 8 Sievert radyasyon on veya yirmi yıla yayılırsa, sorunsuz bir şekilde hayatta kalabilirsiniz ama böyle olmayabilir de. Mars’ta yapılan RAD ölçümleri düşük seviyede Güneş parçacığı aktiviteleri saptadı ve atmosfer basıncı değiştikçe (Mars’ta yıllık bazda olduğu üzere) radyasyon oranının da biraz değiştiği görüldü.

TEK SORUN KANSER DEĞİL

Elbette tüm zamanınızı Mars yüzeyinde harcamanız gerekmiyor. Bununla birlikte, çatınıza birkaç metre ‘regolit’ koymanız veya radyasyonun en kötüsüyle baş etmek için bazı derin mağara ya da lav tüplerinde yaşamanız gerekir. Ve daha yeni öğrenmeye başladığımız kadarıyla, kanser riski dışında, radyasyon kaynaklı başka sorunlar da mevcut.

Özellikle de nörolojik fonksiyonun (beyin hücrelerinin işleyiş biçiminin/ç.n.) radyasyona karşı aşırı hassas olduğuna ilişkin yeni kanıtlar söz konusu; ayrıca temel mikrobiyomumuzun** uzun süreli ve kalıcı radyasyon hasarıyla nasıl başa çıkacağı sorusu ortada duruyor. Son olarak, Hassler ve arkadaşlarının tartıştığı kadarıyla, Mars’taki radyasyon ortamının ‘tadı’ (bundan daha iyi bir kelime bulmak gerekiyor), sadece aşırı uçlarda değildir, aynı zamanda yüzey örtüsüyle karşılaştırıldığında Dünya yüzeyinden farklı bileşenlerden oluşur.

Bunların tamamını farklı bir şekilde ifade edersek; en kötü senaryoda (gerçekçi bir yorum olabilir ya da olmayabilir) Mars’ta ölme ya da aptallaşma ihtimaliniz söz konusu. Belki her ikisi birden olabilir.

Mars’ta geçirilen zamanı (kısa ya da uzun vadede) en iyi şekilde kullanmak için sürekli biçimde izlenen, tavsiyeler verilen ve eğitilen küçük bir astronot grubu ile öncü olmak isteyen bir milyon yerleşimci arasında da esaslı bir fark vardır. Akla bilindik bir kinayeli cümle geliyor, “Ne yanlış gidebilir ki?”

Açıkçası hiç kimse, gaza gelmiş bir SpaceX bile, tüm bunlar hakkında endişe duymadan insanları kitleler halinde Mars’a indiremez. Bence ortada, diğer engellerin yanı sıra radyasyon engelinin ne kadar zorlu bir meydan okuma olduğu konusunda henüz yanıtlanmamış bir soru var.

*Rogolit, kayayı kaplayan gevşek, heterojen, yapay materyaldir. İçerisinde toz, toprak, taş parçaları ve buna benzer materyaller bulundurur. Dünya, Ay, Mars ve bazı asteroitlerde bulunur.
**Mikrobiyom (ya da Mikrobiyota), bugüne kadar bitkilerden hayvanlara kadar incelenen tüm çok hücreli organizmalarda ve üzerinde bulunan ‘komensal, simbiyotik ve patojenik’ mikroorganizmaların oluşturduğu ekolojik topluluklara verilen isimdir. Mikrobiyom, bakterileri, arkeaları, protistleri, mantarları ve virüsleri içerir.

Yazının aslı Scientific American sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)