Yapay besinler hayvanları ve dünyayı kurtarabilir

Bir tür mayadan elde edilen “hayvansal ürünler”, yakında doğayı tahrip etmeyen bir beslenme biçiminin parçası olabilirler. Bu sayede hem hayvanların haklarını ihlal etmekten hem de doğada yarattığımız büyük yıkımdan kısmen de olsa geri durabiliriz

Lindsey Doermann

2008 yılında, biyo-teknoloji endüstrisi bir darboğaza girdi: Ellerindeki sermaye azalıyor ve işletmeler varlıklarını sürdürebilmek için mücadele ediyordu. O dönem, Ryan Bethencourt, önünde bir fırsat olduğunu gördü. Girişimci ruha sahip bir biyolog, o ve birkaç arkadaşı daha, iflas etmiş şirketlerden iş araç-gereçleri satın almaya ve kendi küçük laboratuvarlarını kurmaya başladılar. 2013 yılına gelindiğinde, California’daki Oakland kentinde bir “biyo-hackleme” (biyolojik müdahale) merkezi olan Counter Culture Labs şirketini kurdular. DIY (Do It Yourself / kendi kendine yap) akımına dahil olan biyoloji meraklıları, şimdi burada başka projelerin yanı sıra, inekleri beslenme zincirinden çıkaracak biçimde gerçek peynir üretebilmek için çalışıyorlar.

DEVRİMCİ BİR YAKLAŞIM

Bethencourt, hayvanların kullanılmadığı yeni besin üretimi anlayışını yaratan ve bilim insanları, girişimciler ve laboratuvar teknisyenleriyle gittikçe büyüyen bir grubun üyesi. Yine de herkesin et ve süt ürünlerinden vazgeçmelerini talep etmiyorlar. Sentetik (yapay) biyoloji alanındaki ilerlemeler sayesinde, laboratuvarda gerçek hayvansal ürünler -et, süt, yumurta akı, kolajen- üretebilmek için yeni yöntemler geliştiriyorlar. Ve bunu gerçekleştirirken de dünyanın artan protein ihtiyacını daha sürdürülebilir biçimde karşılamak maksadıyla, karbon ayak izimizi ve bu ürünlerin toprak ve su gereksinimlerini azaltıyorlar.

Laboratuvarda üretilen et, son yıllarda birçok habere konu oldu. 2013 yılında laboratuvarda üretilen ilk hamburgerin Hollandalı bilim insanı Mark Post’a maliyeti 325.000 dolar olmuştu. Öte yandan, Post’un katlandığı maliyetler o günden bu yana hızla düştü ve bir ‘kültür eti’ (laboratuvarda üretilen et) girişimcisi olan Memphis Meats şirketi, bu ürünün 2021 yılında satışa sunulmasının beklendiğini açıkladı.

Bununla birlikte, bu yeni gıda yaklaşımı etin çok ötesine uzanıyor. Oakland, biyo-hackleme girişiminde, biyologlar, kod yazıcılar ve Real Vegan Cheese projesine dahil diğer gönüllüler, aslına uygun bir ürünün nasıl üretileceğini araştırıyorlar ve ellerindeki bulguları kamuoyu ile paylaşıyorlar. Girişim sahasında, Perfect Day ineksiz üretilen sütlerini piyasaya arz etmek için yoğun bir uğraş veriyor, Clara Foods tavuk kullanmadan yumurta akı yaratıyor ve Geltor şirketi, laboratuvarda kolajen üretiyor. Bethencourt, 2014 yılında kurduğu bir yatırım grubu ve üretim destekçisi olan IndieBio şirketi vasıtasıyla, bunlara ve diğer yenilikçi gıda girişimlerine destek veriyor.

YÖNTEM MAYALANMAYA DAYANIYOR

Tüm bu projelerin ortak noktası, hayvan proteini üretmek için fermantasyon (mayalanma) sürecinden faydalanmaları. Bethencourt, verdiği son demecinde, “Bu teknolojiyi binlerce yıldır kullanıyoruz,” diyor. “Şimdi onu daha gelişmiş bir hale getirmeye başlıyoruz.”

Bir laboratuvarda hayvansal protein üretmek, bira yapmak gibi kolay görünse de sentetik (yapay) biyolojiden de biraz yardım alınıyor. Bilim insanları, mikropları bir DNA kümesiyle değiştirerek, onlara, mayadan ne çeşit bir protein üretileceğini söylüyorlar. Daha sonra mayayı bir biyo-reaktördeki besinlerle “demliyor” ve ortaya çıkan proteinleri çevreden yalıtıyorlar. Farklı biçimde söylersek, mikroplar, şu anda bunları üretmek için bel bağladığımız canlı varlıklarla aynı maddeleri üreten fabrikalar haline getiriliyor.

Perfect Day şirketinin çalışmasında, mayadan elde edilen inek sütü proteinini izole ettikten sonra, bir memeden sağılan süttekine benzer bir doku ve tat elde etmek için ürüne gıda maddelerinin yanında bitkisel bazlı şekerler ve yağlar da ekleniyor. Şirketin CEO’su Ryan Pandya, süt yerine kullanılan diğer maddelerin aksine, ürettikleri sütün nişastalara, kıvam verici maddelere ve dengeleyicilere ihtiyacı olmadığını, ayrıca peynir ve yoğurt gibi diğer yüksek değerli ürünlere dönüştürülebileceğini ifade ediyor.

HAYVANLAR VE DÜNYA İÇİN BİR KURTULUŞ UMUDU

Kendimizi doyurmak için inekleri ve diğer hayvanları yetiştirmemiz, hayvan hakları ihlalleri ve antibiyotik direnci (ayrıca aşırı karbondioksit ve metan salımı, hava ve su kirliliği, büyük miktarda arazi gereksinimi) gibi bilindik çevresel sorunlara neden oluyor. Buna karşın, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde et, mandıra ürünleri ve yumurtaya olan talep artmaya devam ediyor.

Mayadan elde edilen süt üzerinde yapılan ilk yaşam döngüsü analizi, bu sütün, geleneksel süt üretiminin ihtiyaç duyduğu toprak ve su miktarının yaklaşık üçte ikisini gerektirdiğini ortaya koydu. Dahası, biyo-reaktörlere rüzgâr enerjisiyle güç sağlandığı varsayıldığında, maya ürünü olan süt, fosil yakıtların tükenmesi ve küresel ısınma sorunları düşünüldüğünde, geleneksel sütün üretimde kullanılan miktarın yaklaşık yarısına ihtiyaç duyuyor.

Elbette, bu tür çevresel faydaları anlamlı bir seviyede elde etmek, büyük bir ölçeklendirme çabası gerektiriyor. Bethencourt, on yıl içinde bunun da mümkün olacağına inanıyor. Yine de sorun azımsanacak gibi değil. Şaşırtıcı biçimde basit bir soruyla sıkıntıyı şöyle özetliyor: “İstediğiniz üründen bir kilo üretmek için bir kilo şekeri ne kadar verimli bir şekilde dönüştürebilirsiniz?” Mayalama işlemi için gerekenler temel olarak şekerli su ve maya proteini; ancak proteinleri büyük ölçekte üretmek için yapılması gereken çok fazla deneme söz konusu. Hücresel tarım bilimini destekleyen ve kâr amacı gütmeyen New Harvest’ın Araştırma Direktörü Kate Krueger, “Kimi deneylerin yapılması diğerlerinden daha zor,” diyor. Krueger “Deneme sürecine kadar neyin zor olacağını söylemek gerçekten çok zor,” diye ekliyor. Şirketler git gide daha fazla araştırma gerçekleştiriyorlar ve bir biyo-reaktörü çalıştırmak hiç de ucuz değil.

MALİYETLER DÜŞÜYOR

Yine de, maliyetler konusunda rekabetçi bir doğrultudalar. Pandya’nın aktardığına göre Perfect Day, standart endüstriyel mayalanmada kullanılabilmesi amacıyla kendi mayalanma sürecini bir nevi terzilik yaparak dönüştürüyor. Şirket CEO’su Alexander Lorestani, Geltor’un kozmetik endüstrisinde kullanılan kolajen ürünlerini satarak, istikrarlı ve isteğe göre uyarlanabilir birinci sınıf bir ürün ortaya çıkarabileceğini söylüyor. Verimlilik arttıkça, ilaç ve gıda endüstrisindeki diğer olası kullanım alanlarını da keşfedebilirler. Buna karşın, verimlilik pazardaki engellerden yalnızca bir tanesi. Diğer engelse beğenilme sorunu. Hücresel tarım, yalnızca tüketicilerin bu teknolojiyi ve ürünlerini alması halinde varlığını sürdürebilir. New Harvest Genel Müdürü Isha Datar, süt üretmek amacıyla maya bazlı bir sistem kullanma fikrine burun kıvıranlar karşısında, bize şu anki sistemi hatırlatmayı seviyor: “Günümüzde, süt, henüz 13 aylıkken bir ineğin yapay olarak döllenmesi, dokuz ay boyunca bir buzağı taşımasının ardından (dana eti haline getirilmek üzere) buzağıyı doğurması ve daha sonra da yaklaşık iki yıl boyunca emziren bir durumda tutulmasıyla elde ediliyor. İnek dört yaşına gelindiğindeyse, eti için kesiliyor.”

Peki, bundan iyisini yapabilir miyiz? Mayalama biyo-teknolojisi, bize peynir ve yoğurt sağladı. Artık tarımın çevresel ayak izini kontrol altına almışken, gittikçe artan bir dünya nüfusunu beslemede büyük bir rol oynayabilir. İşte bu, ağzımızı sulandıran bir olasılık.

* Yazının aslı Anthropocene Magazine sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)