Günümüzde Mars’ta yaşam olabilir mi?

Mars soğuk ve kurak olsa da ölü olmayabilir. Geçen ay Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Çığır Açan Tartışmalar’ adlı konferansta yaptığı bir konuşmada Finney, “Şu halde, eğer Mars’ta yaşam varsa, çevresine taşınmış olabilir, kısmen gizlenmeye başlamış olabilir ama muhtemelen yine oradadır,” diyordu.

Mike Wall

Kimi araştırmacılar, Mars’ta süren yaşam arayışının sadece uzak geçmişe odaklanmaması gerektiğini ifade ediyorlar.

Yaklaşık dört milyar yıl önce Mars yüzeyinin, nehirler, göller ve hatta derin bir okyanus barındıran, göründüğü kadarıyla gayet yaşanabilir bir yer olduğu anlaşıldı. Gerçekten de bazı astrobiyologlar, antik Mars’ı yaşam için Dünya’dan daha uygun bir beşik olarak görüyorlar ve gezegenimizdeki yaşamın uzun süre önce Mars yüzeyinde gerçekleşen güçlü bir patlama sonrası uzaya saçılan parçalarla taşındığından şüpheleniyorlar.

Mars, küresel manyetik alanını yitirdiğinde her şey değişti. Daha sonra Güneş’ten yayılan yüklü parçacıklar, kalın Mars atmosferini dağıtmak ve gezegenden sıyırmak için serbest kalmışlardı. NASA’ya ait MAVEN uydusunun yaptığı gözlemlerin düşündürdüğü kadarıyla, bu süreç, yaklaşık 3.7 milyar yıl önce Mars’ı bugün bildiğimiz soğuk ve kuru gezegene dönüştürdü. (Dünya hâlâ bir küresel manyetik alana sahip ve bu veri, gezegenimizin nasıl bu kadar yaşanabilir kaldığını açıklıyor.)

Ancak bu olay döngüsü, Mars’ın bugün ölü bir gezegen olduğu anlamına gelmiyor. Genom Biyolojisi ve Teknoloji konferansları düzenleyen ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Genom Ortaklığı’nın kurucularından olan Michael Finney, “Eğer 4 milyar yıl önce Mars’ta yaşam var idiyse, şimdi de var. Mars’ta yaşamı yok edecek hiçbir şey yaşanmadı,” diyor.

Geçen ay Berkeley’de bulunan Kaliforniya Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Çığır Açan Tartışmalar’ adlı konferansta yaptığı bir konuşmada Finney, “Şu halde, eğer Mars’ta yaşam varsa, çevresine taşınmış olabilir, kısmen gizlenmeye başlamış olabilir ama muhtemelen yine oradadır,” diyordu.

YERALTINA İNMEK?

Mars’taki en umut vaat eden gizlenme yerlerinden biri, yeraltı bölgesidir. Artık Kızıl Gezegen’in yüzeyinde sıvı su bulunmamasına karşın –büyük olasılıkla, şimdi sıcak yamaçlardaki geçici akışlardan ayrı olan ve yine– büyük ihtimalle yeraltında gömülü akiferlerde (doğal yeraltı göletlerinde) büyük miktarda sulu bölgeler mevcut. Örneğin, Avrupa’nın Mars Express adlı yörünge uydusunun yaptığı gözlemler, Kızıl Gezegen’in güney kutbunun altında büyük bir gölün gizleniyor olabileceğini gösteriyor.

Dünya’da yaşayan çeşitli gezegen sakinleri, varlıklarını dramatik ve açık biçimlerde sergiliyorlar; gelişmiş bir yabancı medeniyet, yalnızca atmosferimizi tarayarak, gayet hızlı bir şekilde gezegenimizin yaşama ev sahipliği yaptığını tespit edebilir.

Ne var ki, Mars’ın havasında böylesine açık delillere rastlamıyoruz; yine de bilim insanları, son zamanlarda bazı ilgi çekici ipuçlarına rastladılar. Mesela, NASA’nın Curiosity adlı altı tekerlekli araştırma robotu, 2012 yılındaki inişinden beridir araştırdığı 154 kilometre genişliğindeki Gale Krateri içinde iki metan gazı sızıntısı saptadı. Gezici araştırma görevi ayrıca Gale’in havasındaki bazal metan yoğunluğunun mevsimsel bir döngüye sahip olduğunu belirledi.

Dünya atmosferindeki metanın yüzde 90’ından fazlası mikroplar ve diğer organizmalarca üretiliyor; bu sebeple bu gaz, modern Mars yaşamının da bir işareti olabilir.

Ancak bilim camiası bu konuda kesinlikle hâlâ kararsız. Abiyotik (biyolojik olmayan) işleyişler de metan gazı üretebilir; sıcak suyun bazı kaya türleriyle tepkimeye girmesi, buna bir örnek olabilir. Ve Mars’taki metan biyojenik (biyolojik kaynaklı) olsa bile, onu yaratan canlılar uzun zaman önce ölmüş olabilirler. Bilim insanları, Kızıl Gezegen’de saptanan metan bulutlarının yeraltından sızdığını düşünüyor ve yüzeye çıkmadan önce gazın orada ne kadar süreyle kalmış olduğunu henüz bilmiyorlar.

DNA ARAYIŞI

NASA’nın gelecek yaz başlaması planlanan 2020 Mars gezgini programı, uzun süredir ölü olan Kızıl Gezegen’de yaşam belirtileri arayacak. Bu durumda, Avrupa-Rusya ortak ‘ExoMars’ programı da aynı anda görevine başlayacak.

Diğer yandan, bazı araştırmacılar bu çalışmayı, Mars’ta varlığını sürdüren yaşamı tespit edecek biçimde genişletmeye çalışıyorlar. Bu araştırmacılardan biri, Massachusetts Genel Hastanesi ve Harvard Tıp Fakültesi’nde görevli olan moleküler biyolog Gary Ruvkun.

Ruvkun, Mars ve diğer yabancı gezegenlerdeki geçmişten kalma ya da günümüzde mevcut olan DNA veya RNA temelli yaşamı tespit etmek amaçlı bir araç geliştiren Karasal Genom Araştırması (SETG) projesinde çalışan üç ana araştırmacıdan biri.

Ruvkun da Finney ve diğer bazı araştırmacılarla birlikte ‘Çığır Açan Tartışmalar’ panelindeydi ve SETG tekniğinin gelecekteki Mars sondaları ve diğer robot araştırmacılara yerleştirilmesi hakkında bir konuşma yaptı.

Konuşmasının bir bölümü ‘panspermi’, yani yaşamın Güneş Sistemi ve belki de galakside doğal ya da yapay yollarla geniş bir alana yayıldığı düşüncesi üzerine odaklanıyordu. ‘Şayet yaşam gerçekten de Dünya’ya farklı bir yerden geldiyse, bir zamanlar Mars’ta da gelişmiş olması büyük bir olasılıktır’ düşüncesi ilerlemeye devam ediyor. Kızıl Gezegen yaşamın kaynağı ya da Dünya’da olduğu üzere “yaşamın ekildiği yer” olabilir.

Ruvkun, panspermiyi büyük bir olasılık olarak görüyor; ‘Çığır Açan Tartışmalar’ konuşması sırasında, kendisinin bu fikir hakkında “dini bir fanatik” gibi olduğunu ifade etti. Ruvkun, enerji depolama molekülü ‘adenozin trifosfatı’ üreten enzim olan ATP sentezinin çok erken ortaya çıkmış olmasını, bu fikri destekleyen bir delil olarak gösteriyor.

Ruvkun, ATP sentezinin, Dünya’daki yaşam ağacının kaynağına dek uzandığını, yani bu karmaşık ve bileşik molekülün yaklaşık 4 milyar yıl önce ortaya çıktığını ve varlığını sürdürdüğünü ifade ediyor.

“Bu yalnızca yaşamın bir tür işleyişe kavuşması değil. Aşırı derecede hızlı evrimleşmek gibi bir durum söz konusu. Bu nedenle ‘panspermi’ fikri çok çekici,” diyor.

Ruvkun ve diğerleri, şayet panspermi fikri gerçek bir olguysa, Mars’ta -veya Güneş sistemimizin herhangi bir bölgesinde- bulacağımız herhangi bir yaşam biçimi büyük olasılıkla bizimle bağlantılı olacaktır, diye düşünüyorlar. Kısacası, bu tür organizmalar genetik molekül olarak DNA ya da RNA kullanacaktır. O halde gidip bu şeyleri aramamız gerekiyor.

Ruvkun yaptığı konuşmada, “Mars’ta DNA aramamak gerçekten aptalca görünüyor,” dedi. “Bu, gerçekleştirmeye değecek bir deney diyebiliriz.”

YALNIZCA MARS DEĞİL

Günümüzde, Güneş sistemimizde uzaylı yaşamın gelişebileceği tek yer Mars değil. Aslında çoğu astrobiyolog, listede Kızıl Gezegen’i, Jüpiter’in uydusu Europa ve Satürn’ün uyduları Enceladus ve Titan’ın arkasındaki bir sıraya koyuyor.

Europa ve Enceladus, buzul kabuklarının altında derin ve tuzlu sıvı su okyanusları barındırıyorlar. Titan’ın da derinlerde gömülü bir su okyanusuna sahip olduğu düşünülüyor ve bunun dışında, yüzeyinde sıvı hidrokarbon gölleri ve denizleri barındırıyor. (NASA, 2020’lerin ortalarında başlayacak ve okyanusların yapısını ortaya çıkaracak olan ‘Europa Uçuşu’ araştırmasını planlamaya devam ediyor. Ajans, yakın gelecekte uydunun yüzeyinde yaşam arayacak bir araştırma taşıtı göndermeyi de amaçlıyor. Ve bir Titan görevi, 2025’te başlayacak olan NASA’nın ‘Yeni Sınırlar’ araştırması için geriye kalan iki finalistten biri oldu ve diğeri, bir kuyruklu yıldızdan örnek alıp dönme projesi. NASA’nın yıl sonuna kadar hangisini tercih edeceğini beklememiz gerekiyor.)

Bilim insanları, iklim değişikliği hususunda öğretici bir hikâyesi olan cehennem benzeri Venüs’ün bile hâlâ yaşama elverişli bir alt yapıya sahip olabileceğini ifade ediyorlar.

Tıpkı Mars gibi Venüs de geçmişte bol miktarda yüzey suyuna sahipti; fakat sera etkisi maddeleri gezegenden uzaklaştırarak, geride kurşunu bile eritebilecek derecede yüksek yüzey sıcaklıkları bıraktı. Bununla beraber, Venüs yüzeyinin yaklaşık 50 km yukarısında, koşullar oldukça güzel görünüyor.

Ajansın Kaliforniya’daki Ames Araştırma Merkezi’nde bulunan NASA Astrobiyoloji Enstitüsü’nün yöneticisi Penny Boston, gezegenin “susuzlaşması” sebebiyle günümüzde Venüs’te yaşam olasılığının düşük olduğunu düşünüyor.

Boston, ‘Çığır Açan Tartışmalar’ panelinde, her şeye karşın, Venüs bulutlarında varlığını sürdürebilecek bir yaşam olasılığının “kesinlikle sorgulanması gerektiğini” ifade etti.

** Yazının aslı Space sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)