Bilinç, aslında bilinç dışı beynimizin bir ürünü olabilir

Psikolojik süreçlerimizin içeriğinin büyük kısmının aslında sahne arkasındaki hızlı ve etkili bilinç dışı beyin mekanizmaları aracılığıyla yaratıldığı hususunda gittikçe artan bir mutabakat söz konusu. ‘Bilinç’ adını verdiğimiz olgu, tam olarak bilinç dışı beyin faaliyetlerinin bir ürünü olabilir.

Peter Halligan & David A. Oakley *

Onu tarif etmek için kullanılan kelimeler “milyonlarca dil tarafından kullanılmaktan aşınmış” olduğu için, ‘bilinç’ meselesi kafa karıştırmaya en müsait konulardandır. Hepimiz bilinçli olmanın ne anlama geldiğini biliriz. Temelde, dünyanın farkında olmak ve ona yanıt vermek anlamına gelir. Benzer biçimde, hepimiz bilincin nasıl işlediğine ilişkin ortak bir anlayışa sahibiz.

Ne var ki, ortak akıl kolayca (bilinçle) karıştırılabilir. Mesela şu sorulara bir göz atın: Vücuttan kesilerek ayrılmış bir bacakta ağrı hissettiğinizde, aslında ağrı nerededir? Eğer zihninizde olduğunu söylüyorsanız, bacak kesilmemiş olsa zihninizde bir ağrı olur muydu? Şayet ‘evet’ diyorsanız, (kesildikten sonra bile) her zaman bir bacağınız olduğunuzu düşünmenize sebep olan şey nedir?

BİLİNÇ VE BİLİNÇ DIŞININ AYRIMI

“Bilinci” açıklarken kafa karıştıran nokta, zihinsel yaşamın işleyişini çerçeveleyen ortak akıl ve biçimsel yaklaşımdan kaynaklanır. Bunlar çoğunlukla bilinçli-kasıtlı süreçler ile bilinçsiz-istem dışı süreçler arasında ikili bir ayrışma biçiminde ele alınır; ikinci grup farkındalığımızın dışındadır. Mesela, yürüdüğümüzde, bir yere gitme niyetiyle, bilinçli bir farkındalığımız vardır. Buna karşın, bir ayağını diğerinin önüne koymak, bilinç dışı bir davranıştır.

Bunu takiben, büyük çoğunluğumuz bilincin -öznel farkındalığımızın- düşüncelerimizi, anılarımızı ve davranışlarımızı yaratmaktan ve denetlemekten sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda, bu psikolojik süreçlerin bazılarının farkındalığımızın ötesine taşındığını kabul ediyoruz. Mesela, elimize bir kalem alırken neyle ilgili yazacağımızı biliyor olabiliriz, fakat her bir kelimenin seçimi ve bir araya getirilmesi, bilinçsiz biçimde gerçekleşen süreçlerdir.

Bu geleneksel ayrımın ardında yatan temel itici güç, düşüncelerimizi, duygularımızı ve eylemlerimizi kontrol altına almak için, yaşadığımız günlük deneyimle nedenselliğin öznel farkındalığının birbirine bağlandığı yönündeki kişisel ve güçlü inancımızdan kaynaklanır. Yanı sıra, son yüz yılda artan bilgi birikimimiz bu ikili ayrımı sorgulamamıza yol açıyor. Psikolojik süreçlerimizin içeriğinin (tamamı olmasa da çoğunun) -düşüncelerimiz, inançlarımız, duyularımız, algılarımız, duygularımız, niyetlerimiz, eylemlerimiz ve hatıralarımızın- aslında arka planda hızlı ve etkili bilinç dışı beyin mekanizmaları aracılığıyla yaratıldığı hususunda git gide artan bir mutabakat söz konusu.

VARLIĞIN BİLİNÇ DIŞI DOĞASI

Eskiden, her ne kadar inkâr edilemez bir gerçek olsa da, “bilinç deneyiminin” yani öznel farkındalığın kesinlikle ‘farkındalık’ olduğunu biliyorduk. Ne azı ne de çoğu… Bilincin beyin sistemleri tarafından yaratıldığı esnada, zihinsel süreçlerle nedensel bir ilişkisinin ya da (süreçler üzerinde bir) kontrolünün olmadığını öne sürüyorduk. Kişisel farkındalığın kişisel anlatının içeriğine eşlik ettiği düşüncesi, biraz zorlama gibi görünebilir. Öte yandan, bunların temelinde yatan psikolojik süreçleri anlamak ve açıklamak mutlak biçimde gerekli değildir.

Bilişsel psikolojinin kurucularından biri olan George Miller’dan yapacağımız bir alıntı, bu fikri açıklamamıza yardım edebilir. Bir insan hafızasındaki bir şeyi hatırladığında, “bilinç, yanıtın nereden geldiğine dair hiçbir ipucu sunmaz; onu üreten süreçler bilinç dışıdır. Bu, düşünme sürecinin değil, bilinçte kendiliğinden ortaya çıkan düşünme (eyleminin) bir sonucudur.”

Bunu daha da ileri götürdüğümüzde, öznel farkındalığın kendisinin -bilinçli olmanın nasıl bir şey olduğuna dair samimi bir kişisel deneyimin- bilinç dışı bir sürecin ürünü olduğunu öne sürüyoruz. Öncü sosyal psikolog Daniel Wegner, “bilinç dışı mekanizmaların hem eylemin kendisini hem de eylem hakkında bilinçli bir düşünceyi yarattığını ve bunun yanında düşünceyi eylemin nedeni olarak algılayarak deneyimleyeceğimiz hissini ürettiğini” yazdığında, oldukça isabetli bir gözlem gerçekleştirmişti.

Hem öznel bilinç deneyiminin (kişisel farkındalık) hem de bununla bağlantılı psikolojik süreçlerin (düşünceler, inançlar, fikirler, niyetler ve daha fazlası) bilinç dışı süreçlerin ürünleri olduğu yönündeki iddiamız, bilinç dışı otomatik beyin sistemlerinin tüm temel biyolojik süreçlerimizi (solunum ve sindirim gibi) verimli ve çoğunlukla farkındalığımız olmadan güvenilir bir şekilde yerine getirmesiyle tutarlıdır.

Aynı zamanda doğa bilimlerinde, özellikle de nörobiyoloji alanında gerçekleştirilen daha geniş bir gözlem birikimiyle de tutarlıdır. Bu alanda bilince verilen öncelik, psikolojideki kadar yaygın değildir. Canlılardaki karmaşık ve akıllı tasarımın bilinçli süreçler tarafından yönlendirildiği varsayılmamaktadır. Bunun yerine, doğal seçilim yoluyla gerçekleşen uyum süreçlerinden meydana geldiği düşünülür.

İKİLİ AYRIMDAN  DEVAM

Şayet gerçekten de “bilinçsiz bir yazarlığın konusu” isek, psikolojik durumları bilinçli ve bilinç dışı olma yönünden tarif etmeyi sürdürmek faydasız bir davranış olur. Psikolojik süreçlerin kuramsal bağlamda anlaşılmasını zorlaştırır. Bunun dışında, psikolojik süreçler ve ürünlerinin tamamı bilinç dışı sistemlere dayanıyorsa, beynin otomatik ve kontrollü süreçlere sahip olduğu fikri üzerinde yeniden düşünmek gerekir. Bunları, ‘alternatif sistemler’ yerine ‘bilinç dışı bir işlem sürekliliğiyle ilgili farklılıklar’ biçiminde tanımlamak daha iyi olabilir.

Böylesi bir önerme, kişinin öznel niteliksel deneyimine ilişkin olarak ortak akıl gerçeğine ya da daha eski bilişsel nörolojik bulgulara değinmez. Fakat “bilinç” ve “bilincin içeriği” terimlerinin kullanılmasıyla oluşan karmaşayı azaltma fırsatı sunar. Her ikisi de bilincin psikolojik süreçleri ayırt etmede işlevsel bir rolü olduğunu düşündürmeye devam ediyor.

* Yazının aslı The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)