Gerçekten de Mars’ta koloniler kurmamız şart mıdır?

Günümüzde Mars’ı kolonileştirmek amacıyla bazı planlar yapılıyor. Her ne kadar heyecan verici bir fikir gibi görünse de buna karşı çıkan birçok insan, oldukça düşündürücü tartışmalar yürütüyor.

Zahaan Bharmal *

Colorado Boulder Üniversitesi’nde altmış tanınmış bilim insanı ve mühendisten oluşan bir grup, bu ayın başlarında kapalı kapılar ardında bir araya geldi. Gündemleriyse Mars’ın kolonileştirilmesiydi.

Elon Musk’ın SpaceX adlı araştırma şirketi ve NASA’nın Mars keşif programı üyeleri tarafından düzenlenen bu Mars çalıştayının hedefi, önümüzdeki 40 ilâ 100 yıl içinde Mars’ta bir insan kolonisinin inşası ve (kurulacak yaşamın) sürdürülmesiyle ilgili somut planlar oluşturmaya başlamaktı.

Bu çalışma, insanları Mars’a göndermek amacıyla yapılan planların arkasındaki yükselen ivmeyi ve gerçekliği işaret ediyor. Ancak, SpaceX ve ortakları orada yaşayıp yaşayamayacağımızı araştırsa da diğer bazı insanlar bunu yapmamız gerekip gerekmediğini sorguluyor.

Haziran ayında gerçekleştirilen Pew Araştırma Merkezi çalışması, ABD’li vatandaşlardan, NASA’nın şu an sürmekte olan öncelikli görevlerinin dokuzunu, taşıdığı önem doğrultusunda sıralamasını istedi. İnsanları Mars’a gönderme görevi sekizinci sıradaydı (Ay’a geri dönüşten hemen önceydi). Ankete katılanların yalnızca yüzde 18’i yüksek bir önceliğe sahip olduğunu düşünüyordu.

Mars’a yapılacak yolculuğun insanlar açısından zor olacağından bir süredir haberdarız. Pahalı, tehlikeli ve sıkıcı bir yolculuk olacak. Buna karşın, Mars keşfinin birçok savunucusu gibi, yapılacak fedakârlığa değeceğini düşünüyorum.

Öte yandan -bu fikri test etmek için- Mars kolonileşmesine karşı çıkan görüşlere göz atmak istedim; insanların kırmızı gezegeni kendi haline bırakmaları için üç sebep öne sürülüyor:

İNSANLAR MARS’I KİRLETECEK

Elon Musk’ın altı ay önce bir gece yarısı kiraz rengi Tesla’sının uzayda yüzdüğü görüntüleri unutmak zor. Falcon Heavy roketiyle birlikte fırlatılan SpaceX, Tesla’yı Mars’ın yörüngesine taşımayı amaçlıyordu. Bir gösteri uçuşu olduğu ortadaydı ama aynı zamanda muhteşem bir teknik beceri gösterisiydi.

Diğer yandan, herkes mutlu değildi. Mars’a gönderilen önceki araçlardan farklı olarak, bu araba -ve direksiyonda oturan Starman adlı manken- sterilize edilmemişti. Ve bu yüzden, kimi bilim insanları, bunu “uzaya yollanan en büyük dünyevi bakteri yükü” biçiminde tanımladılar.

İşin aslı, Tesla, yörüngesini ıskaladı. Yazımı kaleme aldığım sırada, Mars’tan 88 milyon mil ötede, sonsuz bir döngü içerisinde, Bowie ile birlikte uzayın karanlığında sürükleniyordu. Ancak bu bölüm, Mars’a insan yolculuğuna karşı ilk tartışmayı gösteriyor: Kirlenme.

Şayet insanlar neticede Mars’a ineceklerse, yalnız gitmeyecekler. Yanlarında dünyevi mikropları da taşıyacaklar. Hem de trilyonlarcasını.

Bu mikropların bir kısmının Mars yüzeyine doğru yolculuk yapmanın bir yolunu bulabileceğine ve bunu yaparak, belki de geri dönüşsüz bir biçimde Mars’ta yaşam arayışını karmaşaya sürükleyebileceğine dair bir risk söz konusu. Zira yerel hayatı yanımızda götüreceğimiz mikroplardan ayırt edemeyiz. Mars’taki varlığımız, orada olmamızın temel nedenlerinden birini tehlikeye atabilir; yaşam arayışı.

Ayrıca, mikroplarımızın savunmasız Mars ekosistemiyle nasıl bir tepkimeye girebileceğini bilmenin bir yolu yok. Kozmos’ta, deneyimli Carl Sagan şöyle diyordu: “Eğer Mars’ta yaşam varsa, Mars’a hiç dokunmamamız gerektiğine inanıyorum. Mars daha sonra ortaya çıkacak olan Marslılara aittir; Marslılar yalnızca mikroplar olsa bile… o yaşamın korunmasının, bence, Mars’a ilişkin başka herhangi bir olası amacın yerini alması gerekir.”

ROBOTLAR İNSANLARDAN DAHA İYİDİR

Elbette, kirlenme riskini en aza indirmenin kolay bir yolu, Mars’a insan yerine robot göndermek; bu, Mars’a insanlı bir yolculuğa karşı çıkan ikinci bir tartışma.

Robotların birçok doğal avantajı var. İnsanlardan çok daha ucuzlar; çünkü su, yiyecek ve nefes alabilmek için hava gibi şeyler sağlama noktasında büyük bir destek altyapısına ihtiyaç duymazlar. Kozmik radyasyon ve uzay yolculuğuna özgü başka tehlikelere karşı bağışıktırlar. Ve (uzun yolculuklardan dolayı) sıkılmazlar.

Son 40 yıl içerisinde, uluslararası uzay topluluğunun Mars’ta olağanüstü bir robot kaynaklı mirası bulunuyor.

Birkaç hafta önce, Avrupa Uzay Ajansı’nın Mars Express adlı aracı, Mars’ın güney kutup bölgesinde gömülü halde sıvı su saptadı.

Curiosity aracı, geçtiğimiz günlerde altıncı doğum gününü, atmosferdeki organik moleküllerin ve metan çeşitlerinin keşfiyle kutladı; bunlar, olumlu işaretler.

Ve hedeflerinin çoğu insanlarca seçilse bile Curiosity, görüntüleri kendi başına incelemek ve lazer algılama sistemi için uygun hedefleri seçmek amacıyla yapay zekâ da kullanıyor.

Robotlar ve Yapay Zekâ çalışmalarındaki hızlı ilerleme nedeniyle, bu insan olmayan kâşiflerin becerilerinin artması olası görünüyor. Mars’ta bulunan robotlar, giderek karmaşıklaşan bilimsel araştırmaları yürütecek, insanların erişemeyecekleri veya erişilmesi çok zor olan kraterlere ve kanyonlara ulaşabilecek ve hatta Marslı mikroplar hakkında araştırmalar bile yapacak.

ÖNCE DÜNYA’YI DÜZELTELİM

Mars tartışmasında en fazla kutuplaştırıcı mesele, büyük olasılıkla, ikinci bir evin hayalini kuranlar ve şu an sahip olduğumuz gezegene öncelik verenler arasındaki gerilim olabilir.

Ölümünden önce Stephen Hawking, insanlığın Dünya üzerinde yalnızca 100 yıllık bir yaşam süresinin kaldığı öngörüsünde bulundu.

Artan tehditlerden oluşan uzun liste karşısında -iklim değişikliği, aşırı bir nüfus, nükleer savaş- Hawking, “dönüşü olmayan bir noktaya” vardığımıza ve bir tür olarak seçeneğimiz kalmadığına ama Mars’ın kolonileşmesinden başlayarak çok gezegenli bir hale geleceğimize inanıyordu.

Elon Musk, birçok kez, -asteroit çarpışması benzeri- bir kıyamet olayının “Dünya’yı yok etmesinden” önce, “yedek bir gezegene” ihtiyaç duyduğumuzu ifade etti.

Yine de herkes aynı fikirde değil. Daha önce bahsettiğimiz Pew anketinin gösterdiği kadarıyla, ABD’li yetişkinlerin büyük çoğunluğu, NASA’nın bir numaralı önceliğinin Dünya’daki sorunları çözmek olduğunu düşünüyordu. Örnek olarak, Mars’ı kolonileştirmek için gereken milyarlarca Dolar, örneğin iklim değişikliğini düzeltmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak ya da asteroid çarpışmalarına karşı gezegen çaplı bir savunmayı güçlendirmek amacıyla kullanılabilirdi.

Ve tabii ki, eğer burada Dünya üzerinde kendi varlığımızın yol açtığı sorunlarla nasıl başa çıkacağımızı bulamadıysak, aynı kaderin Mars kolonilerinde tekrar etmeyeceğinin bir garantisi yok.

Dahası, şayet Dünya’da gerçekten de korkunç bir şey olursa, aslında Mars’ın işe yarar bir kurtuluş noktası olacağı da kesin değil. Örneğin, Dünya üzerindeki dev yeraltı sığınakları, Mars’taki bir koloniden çok daha fazla insanı koruyabilir.

Ve bir kıyamet senaryosunda, Dünya üzerindeki koşulların –ne denli korkunç olsa da- Mars’ın çorak arazisinden çok daha misafirperver olması mümkün. Mars’ın hiçbir yerinde atmosfer olmadığını, Dünya’nın yalnızca üçte bir oranında yerçekimine sahip olduğunu ve yeryüzünden yaklaşık 100 kat daha fazla yüzey radyasyonuna maruz kaldığını unutmayalım.

SON KARAR NEDİR?

Yukarıdaki tartışmalar belki de en azından günümüzde Mars’a gitmeye hazır olmadığımızı gösteriyor.

Öncelikle, gezegen korumaya ilişkin politikalarımızı güncel hale getirmemiz ve bunları hem kamu hem de özel sektör kuruluşlarına karşı hakkaniyetli bir biçimde uygulamamız gerekiyor. İnsanların, robotların ötesinde, benzersiz bir keşif rolünü yerine getirdiğini anlamamız lâzım. Ayrıca, Dünya üzerindeki sorunları görmezden gelmemeli veya “Mars” sözcüğünü Dünya’ya ilişkin sorumlulukları örtbas etmek için bir fırsat olarak kullanmamalıyız.

Benim açımdansa, sorun zamanlamayla ilgili. Teknoloji, en az 10 ya da 15 yıl içinde bir insanı Mars’a göndermek için hazır hale gelmeyecek. Bu aslında iyi bir şey. Mars’a gidebileceğimiz zamana kadar, gerçekten yapmamız gerektiğinden emin olmak noktasında, bu süreyi dikkatli kullanmamız gerekiyor.

Yazının aslı The Guardian‘da yayınlanmıştır (Çeviren: Tarkan Tufan)