5 bin yıllık beyinleri nereye koyduk?

Kütahya Seyitömer'de 2006'dan 2012'ye kadar devam eden kazılarda bor elementi sayesinde 5 bin yıl boyunca korunan dört beyin bulunmuştu. Ancak kazı alanının özelleştirilmesi nedeniyle 4 yıldır kimse giremiyor. Bulunan beyinlerin akıbeti de bilinmiyor.
Prof. Dr. Nejat Bilgen

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR – 5 bin yıldan uzun süre kesintisiz bir yerleşime ev sahipliği yapan ve binlerce yıl biriktirdiklerini günümüze taşıyan Seyitömer Höyüğü büyük risk altında. Höyükte 2006 yılından itibaren Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Nejat Bilgen başkanlığında yürütülen kurtarma kazısı çalışmalarına 2012 yılına kadar TKİ sponsor olmuş ancak 2013 yılında santralin ve havzanın özelleştirilerek Çelikler Holding’e satılması ile kazı çalışmaları yarım kalmış.

2014 yılında son kazı sezonunu yaşayan höyüğün, son dört yılda ne hale geldiği bile merak konusu. Höyükte yapılan kazılarda deprem katında, dünyada ilk kez rastlanan karbonlaşmış beyinlerin ise ne durumda oldukları ve nerede korundukları bilinmiyor. Prof. Dr. Nejat Bilgen’le höyüğün son durumunu, burada ele geçen beyinleri ve bize sunduğu buluntuların ne anlama geldiğini sorduk.

‘KAZILARI TAMAMLAMAZSAK KAÇAK KAZILARA TEŞVİK ETMİŞ OLURUZ’

Höyüğün son durumu ile başlayalım. Sizde buna dair hangi bilgiler var?

Höyük ne durumda bir bilgim yok çünkü orası madeni satın alan Çelikler Grubu’nun koruma alanı içinde. Bu yüzden oraya gelen turistler bile girip alana bakamıyorlar. Dolayısıyla ne halde olduğunu ben de bilmiyorum. Biz en son 2014 yılında çalıştık ve sonra çekildik. Oradan ayrılırken kazı alanını naylonlarla, koruma bezleriyle kapatmıştık. Öylece duruyor olması lazım. Ancak bugüne kadar hiçbir şekilde kontrol etme şansım olmadı. Önümüzdeki günlerde kazı çalışmalarına yeniden başlamak için bir teklif vereceğim. O zaman höyük ne durumda, başına bir şey geldi mi göreceğiz.

Bugün Anadolu’da çok sayıda höyük kazısı yürütülüyor. Seyitömer Höyüğü’nü öne çıkaran veya farklı kılan unsurlar neler?

Bir kere harcanan bütçesiyle bir ilk, bilimsel olarak bir ilk. Dünyada böyle bir kazı yok. Burası eskiden Seyitömer Linyit İşletmeleri’ne ait bir alandı. Oradan çıkan kömürle hemen dibindeki termik santralin ihtiyacı karşılanarak, onunla da elektrik üretiliyor. Yani höyüğün bulunduğu yer olan kömür ve termik santral alanı birlikte özelleştirildi. Höyüğün başka kazılardan farkını gösteren önemli bir unsur da buradaki kazıların olabildiğince hızlı yapılması gerektiği. Bizden önce müzeciler 4-5 yıl çalışmış ama pek fazla ilerleyemedikleri için işletme bunu istememiş. İşletmenin istediği şey buranın kültür katmanları sıfırlanarak, kömür almaya devam etmekti. Bu kazıyı o yüzden finanse ediyorlardı. Kamu yararı olması nedeniyle kurul kararları da bunu destekledi. Mesela Efes’te kazı yaparsınız ama duvarları kaldıramazsınız. Höyüğün böylesine hızlı kazılmasının nedeni; enerji ihtiyacından dolayı kazı alanının buradan kalkmasının uygun bulunmasıdır. Biz burada 300 işçiyi, 12 ayrı köyden servislerle alarak 6 ay çalışıyorduk. Bunların maliyeti milyonlarla karşılanamaz. Burada 5 kültür katmanı tespit ettik. Roma, Hellenistik, Akamenid, Orta ve Erken Tunç. Her taşı tek tek çizerek bu kentlerin planlarını çıkardık. 10 bini aşkın envanterlik eser teslim ettik müzeye. Bir de üniversitenin içinde müze açtık. Sonuç olarak biz burayı yok edeceğiz ve hiç olmazsa kalıcı bilgileri muhafaza edelim istiyoruz. Yani bir şekilde tahrip kazısı yapıyoruz. Ama Seyitömer’in höyüğünün içinde bulunduğu durum nedeniyle olması gereken bu. Eğer bu kazıları tamamlamazsak insanları kaçak kazılara teşvik etmiş oluruz.

‘FİNANSMAN SAĞLARSAK 3 YILDA BİTİRİRİZ’

Seyitömer Höyüğü’nün yok olması karşısında hissettiğiniz telaş ve kaygıyı şiddetli bir şekilde yaşamış ve ifade etmiş bir bilim insanı olarak bu duygularınıza şimdilik karşılık alamadınız gibi görünüyor. Yakın bir zamanda çalışmalara başlanması yönünde bir gelişme bekliyor musunuz?

Bunun cevabını inşallah önümüzdeki günlerde öğreneceğiz. Bu hafta şirkete bir teklif yazısı sunmayı düşünüyorum. Olumlu görülürse Dumlupınar Üniversitesi Arkeoloji bölümü olarak benim başkanlığımda burada yeniden kazılara başlamak istiyoruz.

Kazılara yeniden başlamanız durumda çalışmaların ne kadar daha sürmesini öngörüyorsunuz?

Finans alınırsa 450 işçiyle her sezon 6 ay çalışarak bu kazıyı 3 yılda bitirebileceğimizi öngörüyoruz. Eğer bu gerçekleşirse 25-26 metre yüksekliğindeki höyüğün en üst katmanından başlayıp kültür katmanları ve mimarisini kurtarıp ilk kuruluş aşamasına kadar ineceğiz. Bunun için sadece 4.5 m. kaldı. Tabii arkeoloji bilinmezlerden olduğu için tahmini bir süre bu.

Kültür Bakanlığı’nın firmaya bu konuda bir yaptırımı yok mu ya da sizce bakanlık bütçesinden bir ödenek çıkartılarak Seyitömer höyüğünün kazısının tamamlanması çok mu imkansız görünüyor?

Bakanlık aslında bizim durumumuzu çok iyi biliyor. Yetkililer her şeyi yerinde gördüler. Senelerdir bilgi veriliyor. Ne yaptığımızı görmeleri için kazıdaki tüm buluntuların fotoğraflı, detaylı bilgilerini içeren bir ön rapor gönderiyordum. Bakanlık bu anlamda bize hep destek oldu ancak mali bütçe o kadar büyük ki karşılamaları mümkün değil. Düşünün bir sezonda işçilerin dışında 100 tane sigortalı öğrenci çalışıyordu. Bu yüzden devletin bunu karşılaması imkansız. Yani finans bulmadan burada kazı yapmanız mümkün değil. Bununla ilgili bakanlık yetkilileri ve firma yetkilileriyle birkaç kez toplantı da yaptık. Bakanlık firmadan ancak ricada bulunuyor, çünkü bir yaptırım uygulama durumu yok. Geçmişte konu tam anlaşılamadığı için bir sonuç alamamıştık. Uzun bir aradan sonra önümüzdeki günlerde tekrar gündeme getireceğiz. Bu konuda büyük bir heyecanım ve umudum var.

‘BİLİNEN BİR KORUMA ŞEKLİ YOK’

Seyitömer kazısında ortaya çıkan karbonlaşmış beyinler hakkında bize kısa bir bilgi verir misiniz?

Biz burada bir deprem katı ile karşılaştık. Deprem sırasında insanlar kaçamamış ve oldukları yere yığılmışlar. Beyinleri Orta Tunç Çağı dediğimiz, M.Ö 2. bine ait katmanda bulduk. Alandaki mimari unsurların içinde iki yetişkin olduğunu düşündüğümüz iskelet ve 2 çocuk iskeletiyle karşılaştık. Bir tanesindeki beyin lopları, kıvrımları, omuriliğiyle birlikte tam korunmuştu. Çocuklarınki çok küçük olduğundan az korunabilmişti. O zaman hemen korumaya aldık ama ilk kez karşılaşılan bir bulgu olduğu için bilinen bir koruma şekli yok. Aynı depremin etkisiyle yine toplu olarak kapının ağzında 3 kişi yığılmış olarak bulduk. Ama onlarda beyin bulgusu yoktu. Beyin olayı tamamıyla tesadüfi bir durum olabilir. Bu kısmını çok fazla bilmiyorum açıkçası. Böyle garip bir şeydi bu durum.

Dünyada ve Türkiye’de toprağın içinde bu derece çürümeden kalmış beyin gibi yumuşak ve kolay yok olabilecek başka bulgu örnekleri var mı? Seyitömer’de beyinlerin bozulmadan kalmış olmasını neye bağlıyorsunuz?

Dünyada ve Türkiye’de böyle bir örnek yok. Bu dünyada görülmemiş ilk kez karşılaşılan bir bulgu. Bu olağanüstü bir şeydi. Yapılan analizlere göre bilim insanları bunların topraktaki bor nedeniyle böyle korunduğunu düşünüyor. Bu konuda tıp doktoru Meriç Altınöz’ün yaptığı analize göre; ortamda bor ağırlığı çıktığı ve beyinlerin korunarak kalmasının bununla ilişkili olabileceği düşünüldü. Mısır mumyalarında da mumyalama sırasından bor kullanıldığı bilgisi var. Bunun dışında Erken Tunç katında Akad’lara ait 10 adet silindir mühür bulduk ve bugüne kadar Anadolu’da böyle toplu mühür buluntusu hiçbir kazıda ele geçmedi.

‘TÜRKİYE’DE KAVRANAMADI AMA DÜNYA BU DURUMU TAKİP EDİYOR’

Açığa çıktıktan sonra hava ile teması beyinde bozulmalara ya da çözülmelere yol açtı mı? Beyinler şu anda nerede korunuyor, sizce yeterli koruma tedbiri alındı mı?

Beyinler biz çıkardığımız anda bile küçülmeye başladı. O zamanlar çok çeşitli yöntemler denedik. Seramikleri ya da kapları koruduğumuz şekilde havayla temasını keserek daha az etkilenir mi diye düşündük. Ankara ve İstanbul’daki laboratuvarlara da nasıl koruyacağımı sordum. Ancak böyle bir bulgu bilinmediği için hiç kimse bunun cevabını tam olarak veremedi. O zamanlar beyinleri üniversitenin içinde açtığımız müzede sergiliyorduk. Herkes resmini çekip gazetelerde haber yapmaya başladı ve bu da bakanlığın dikkatini çekti. Bakanlık sergilenmemeleri gerektiğine dair bir uyarıda bulundu. Sonunda bizden alınması için bir talimat geldi. Bu nedenle müzeye teslim ettik. Şimdi sergilenmediğini biliyorum ama ne durumda olduklarının ve nerede korunduklarını bilmiyorum. Küçülme ve bozulmalar devam ettiyse onların da yapabileceği bir şey yok.

Beyinleri bulundukları ortamdaki bor elementinin günümüze ulaştırdığını anlıyorsak bu bilginin bilime yansımaları nasıl olacak sizce?

Toprağın içinde mi yoksa beynin içinde mi bor var? Bundan tam olarak emin değiliz. Ben daha önce de nekropol kazdım. Hiçbir zaman mezarı açarken böyle bir şeyle karşılaşabileceğimi düşünmedim. Yumuşak dokuların da büyük tesadüflerle kalabileceği benim için de bu kazının öğrettiği bir şey oldu. Yani yumuşak bir dokunun günümüze kalabileceğini hiç düşünmemiştik. Bu konuda uluslararası düzeyde tıp dünyası açısından yapılması gerekenler yapıldı. Arkeolojik değil ama tıp dünyası için gerekli analizler yapıldı. Günümüz insan beyniyle örtüştüğüne dikkat çekildi. Bakmayın Türkiye’de bunun anlamı kavranamadı ama dünya bu durumu takip ediyor.