YAZARLAR

Biden, Erdoğan'ı kurtarır mı?

Washington, Türkiye’nin Çin ve Rusya ile eksenleri çeşitlendirme arayışlarıyla nereye kadar gidebileceğini görüyor. Biden, Erdoğan’ın sıkışmışlığının farkında ve bunun tadını çıkartıyor.

Nasipse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 14 Haziran’da Brüksel’de ABD Başkanı Joe Biden’la buluşacak. Büyük gün!  

Erdoğan girdapta bir lider olarak Biden’la kenetli bir tokalaşma arıyor. “Her şey yolunda” diyen bir poz için flashlar patlatılacak. İç siyaset aşılanacak!
Ne var ki Biden’ın hazırlığı müzakereye açık bir tını vermiyor. Erdoğan aylardır pazarlıkçılığını konuşturacağı ikili ilişki biçimi yakalamak istiyor. Donald Trump’la yakaladığı türden. Biden bundan kaçınıyor. Erdoğan’ın iyi olduğu zemine girmeden kurumsal ilişkiyi tercih ediyor.  
Erdoğan sinirleri alınmış güzel bir başlangıç için ‘çelişik kimyasal uyum’ içinde olduğu Rusya lideri Vladimir Putin’le ilişkilerini paspas yaptı. ABD’ye Türkiye’nin emlak değerini hatırlatan adımlar attı. Masaya gitmeden kartlarını açtı. Biden’ın NATO içindeki uyumsuzluklara ayar verip ittifakı Rusya’ya karşı güçlü tutma planlarına denk gelecek yatırımlar yaptı. Bu minvalde Ukrayna’ya SİHA satışıyla Kremlin’e dirsek gösterdi. Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’nin yanında Kırım Platformu için kendini bir eş başkan ilan etmediği kaldı. (Malum Rusya Kırım’la ilgili adımları kendi toprak bütünlüğüne saldırı sayıyor.) Durduk yere Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışmaya açarak Amerikan hesaplarıyla ziyadesiyle örtüşebileceğini gösterdi. Son olarak Polonya’ya 24 adet SİHA satışı da Türkiye’nin NATO’daki yerinin altını çizmeye dönük bir zeminde gelişti. Yani bir tarafı onarmak için Rusya ile ilişkileri kamyonun altına atan bir başka savrulmuşluk hali tekrarlanıyor.

İttifakın hava sahasında yolcu uçağını inmeye zorlayıp bir muhalifi enseleyen Belarus’a karşı tepkisini sulandıran tutumu nedeniyle Erdoğan’ın NATO’culuk oyununda da tutarsız olduğunu söyleyenler var tabii. Ancak dışarıdan insan kaçırıp Türkiye’ye getirme pratikleri nedeniyle NATO’nun Belarus’a dış gıcırdatan tutumu Erdoğan için kötü çağrışımlar yapmış olabilir. Kimi NATO üyeleri hayal kırıklığı yaşasa da ittifakın ağır topları bunu sadakatsizlik olarak görmeyeceklerdir.

***

Kuşkusuz birkaç aydır oluşan ‘uygun adım’ görüntüsü Biden’ın Erdoğan’ı görmek istediği pozisyonu tanımlıyor. Yine de bu görüntü her şeyi garanti etmeyebilir. Biden ikili görüşmenin gündemini hazırlamak için Dışişleri Bakanı Antony Blinken yerine Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ı gönderdi. Profilin düşük tutulması Erdoğan’a “Çok umutlanma” mesajını içeriyor. Zaten Türkiye’ye karşı yaptırımlar ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında olduğu için S-400’ler gömülmeden farklı bir tutumun siyasi iradeyi aştığı; Halk Bank davasının da bağımsız yargının alanına girdiği mesajları tekrarlanıp duruyor.
Ayrıca Erdoğan-Biden görüşmesinden iki gün sonra Cenevre’de Biden-Putin buluşması var. İki lider de daha az gerilimli bir başlangıç umuduyla ellerindeki seçeneklere bakıyor. Cenevre masasında olumlu bir gelişme olursa Erdoğan’ın Rus karşıtı oyuna yaptığı yatırım elinde kalır. Erdoğan, Rusya ile gerilim seçeneğini satın alırken Biden, Washington Post’a Moskova ile çatışma aramadığını, aksine istikrarlı ilişkilerden yana olduğunu yazdı. Elbette bu, Biden’ın Rusya ile uğraşmaktan geri duracağı ve Türkiye’nin bu konuda sunacağı katkıya burun kıvıracağı anlamına gelmiyor. Sorun NATO zemininde pekişecek ortaklığın Erdoğan’ın başını ağrıtan öteki dosyalara katkısının ne kadar olacağıyla ilgilidir.
Putin’e bakarsak o da “Olumlu sonuçlar bekliyorum” mesajı verdi. Yakınlaşma beklentisi gerçeğe dönüşürse birileri Don Kişot gibi ortada kalacak. Bir de Erdoğan çok fazla güven kaybına uğradı ve dostları da en az hasımları kadar “Önce bir test sürüşüne çıkalım” diyor.

***

Peki Erdoğan hepten çaresiz mi? Ya da elinde S-400, Halk Bank ve Suriye-YPG-Kürt dosyaları ile sıkıştığı alanda kendisine manevra alanı sağlayacak ne var? Türkiye’nin emlak değerini deftere yazma çabalarını Ukrayna, Polonya, Kırım, Karadeniz ve Boğazlar faslında kısaca vurguladık. Dillere pelesenk edilen jeopolitik konum elbette önemini koruyor. Ancak ABD buna değer atfeden siyasetini koruyarak da Ankara’yı köşeye sıkıştırmaya devam edebilir. Washington, Türkiye’nin Çin ve Rusya ile eksenleri çeşitlendirme arayışlarıyla nereye kadar gidebileceğini görüyor. Biden, Erdoğan’ın sıkışmışlığının farkında ve bunun tadını çıkartıyor. Hâsılı kelam ülkenin emlak değeri S-400 ve Halk Bank dosyalarından sıyrılmak için kafi gelmeyebilir. Sherman’ın önden Ankara’ya verdiği mesajlar da bu minvaldeydi.

Geriye ne kalıyor? Tavize odaklı kartlar. Tuhaf bir çıkmaz. Zemini yumuşatmak için ölçüsüzce şahinleşmiş dış politikada yelkenler birkaç yerde zaten suya indirildi. Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan efsanesi AB’nin yaptırımları ve Biden’ın seçilmesine paralel olarak arşivde tozlanmaya terk edildi. Üzerine çok iddialı hikâyeler yazdıkları bakiye konular var; onlara da “Neye karşılık gözden çıkarabiliriz” gözüyle bakıyorlar. Erdoğan iyi bir müzakereci değil ama çetin bir pazarlıkçı. “Kapanmış bir mesele” dediği S-400’leri gömme karşılığında Biden’dan Halk Bank davasında iyilik isteyebilir. Aynı şekilde bir karşılık olarak YPG’ye desteğin kesilmesini talep edebilir. ABD’nin Suriye’den çekilmesi halinde Türkiye de özerklik inşa eden Kürtleri dağıtma ısrarından vazgeçebilir. Şöyle bir mantığın güdülmesi muhtemeldir: Eğer ABD giderse Fırat’ın doğusunda Şam’ın Kürtlere karşı ceberût kesilmesi Esad’la yeniden el sıkışmanın önkoşuluna dönüştürülebilir. Biden’ın petrol işinde Delta Crescent Energy’e verilen yaptırım muafiyetini uzatmaması Suriye siyasetinde değişiklik emaresi sayılsa da henüz sonuç çıkarmak için erken. Fakat beri tarafta Biden da Suriye’den çekilme kararının Şam, Moskova ve Tahran’a dönük tarafları bir kenara Kürtleri ilgilendiren boyutunda Erdoğan’dan yeni bir açılım bekleyebilir. Bu da PKK’yle barış sürecine dönüştür. Washington’da siyasi bir iradenin oluşup oluşmadığı meçhul ama geçen ay Suriye’yi ziyaret eden Amerikan heyetinin Kürt temsilcilere “Türkiye ile temasımız olacak, sizin diyalog için şartlarınız nedir” diye sorması çantada yedek bir dosyanın olabileceğine işaret ediyor. Burada Biden yönetiminin 2022 bütçesinde IŞİD’e karşı eğit-donat programı için 522 milyon dolar ödenek öngördüğünü de hatırlatalım. Ayrıca içeride Covid’le mücadeleye ağırlık veren Biden 6 trilyon dolarlık ilk bütçe tasarısını Kongre’den geçirmeye hazırlanırken S-400, Halk Bank ve Kürtlerle ilgili bir kancaya takılmasını istemez.

Brüksel’de Libya meselesinin de görüşme başlıkları arasında olması bekleniyor. Amerikalılar geçen yıl Rusya’nın Wagner manivelasıyla Libya’da yerini büyütmesini NATO’nun güney kanadına tehdit olarak gördüğü için Türkiye’nin askeri müdahalesini olumlu bulmuştu. Şimdi ortak hükümetle kurumları birleştirme ve seçim süreci yürütülürken Türkiye’nin askeri-milis varlığını bunun önünde engel olarak gören geniş bir blok oluştu. ABD de artık bu blokta. Biden Libya Özel Temsilcisi atayarak oyuna dönmeye karar verdi. Almanya BM ile eşgüdümlü olarak 23 Haziran’da Berlin’de ikinci konferansın hazırlığını yaparken kabağın kimin başına patlayacağı şimdiden netlik kazanıyor. Erdoğan önce milisleri sonra askerleri çekmek zorunda kalabilir ama bu konuda geri adım atmanın da ekonomik karşılığını arayabilir.

***

Bütün bu konularda Erdoğan orta yol bulma, uyumlu davranma, sorun çıkarmama, kısmen ya da tamamen geri adım atma seçeneklerini pazarlığın bir parçasına dönüştürebilir. Erdoğan seçeneksiz mi sorusunun bundan başka bir yanıtı var mı emin değilim. Erdoğan’ın çok sevdiği söz kazan-kazan idi. Fakat elinde kalanlar “taviz-taviz” bağlamında çalışacak kartlar gibi duruyor. Yani ben taviz vereyim sen de tepede sallanıp duran Demokles’in kılıcını az öteye kaydır. Lakin Erdoğan, Biden karşısında esnerken bu sefer içeride iktidar ortaklarıyla gerilebilir. Demokles’in kılıcı bir değil birden fazla. Milli olanı da öteki kadar keskin. 


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.