Balık tutarak geçinen Şeyhmus Bulut: Yoksulluk psikolojimi bozdu

Şeyhmus Bulut, çalıştığı yerde üzerine makine parçası düşmesinden sonra işsiz kaldı. Eve ekmek götürebilmek umuduyla balık tutmayı öğrendi. Balık tutabildiği günlerde evde yemek pişiyor.

Google Haberlere Abone ol

Fırat Topal

DİYARBAKIR - Dicle’ye doğru yokuş aşağı inerken yanık ot kokusu geliyor. Mısır tarlasında hasat yapılmış ve tarla sahibi, yasak olsa da hasattan geriye kalanları ateşe vermiş. Ateşten kurtulmuş mısır tanelerinin üzerine kuşlar üşüşmüş. Her çıtırtıda kanatlanıp kavaklara sığınıyorlar. Hevsel, insanlar kadar burada yaşayan hayvanlar için de ekmek kapısıdır ve ekmek kavgası burada da var...

Hevsel’de oldukça sakin bir gün yaşanıyor. Çocuklar da doğa yürüyüşüne çıkmış insanlar da ortalıkta görünmüyor. Buranın da bazen sükunete ihtiyacı var.

Derken, az ileride balık tutmaya hazırlanan bir adamla karşılaşıyorum. Yol boyunca ondan başka kimseye rastlamamıştım.

Şeyhmus Bulut, balık tutmaya hazırlanıyor.

‘SU YÜKSELMİŞ, BALIK ÇIKMAZ BUGÜN’

Poşetten çıkardığı solucanları oltaya takmasını izliyorum. Oltaları suya attıktan sonra bana dönüyor, “Su yükselmiş, bugün balık çıkmaz” diyor. Bir daha dikiş tutmayacak kadar delik deşik bir yelek vardı üzerinde. Tütün sardı ve “Kusura bakma, ayakta duramıyorum” diyerek çömeldi.

Balıkların oltaya gelmesini beklerken konuşuyoruz Şeyhmus Bulut’la. 55 yaşındaki Bulut, Mardin Mazıdağlı. İlk eşi vefat edince ikinci kez evleniyor ancak işsizlik onu Diyarbakır’a kadar sürüklemiş. Bağıvar’da kuzeninin çalıştığı tuğla fabrikasında işe girmiş.

‘İNSAN İŞİ DEĞİLDİ’

Kovalarla kömür taşıyarak tuğla fabrikasının fırınlarını yakıyormuş Bulut. “İnsan işi değildi” diyerek çalışma koşullarını anlatıyor ve “Kuzenimin ciğerleri kömür tozundan iflas etti ve bir süre sonra vefat etti” diyor. Kuzeni gibi onun ciğerlerinin de sağlığı bozuluyor. Ancak Bulut, kuzeni gibi çalışmaya devam ediyor. Üzerine makine parçası düşünceye kadar...

Doktor ağır iş yapmasını yasaklayınca, tek kuruş para alamadan, dokuz yıl çalıştığı işten ayrılmak zorunda kalıyor. “Çalıştığım günlerin parasını dahi alamadım” diyen Bulut, “Dava açmak benim işim değildi, param yoktu çünkü. Parası olan istediğini alıyor” diye yaşadıklarını anlatıyor.

BALIK TUTMAYI ÖĞRENMİŞ

Ağır iş yapmamalıydı ancak çocuklarına bakabilmesi için çalışması gerekiyordu Bulut’un. Bir süre sonra anlaştığı iş yerlerinden pet şişe toplamaya başlıyor. Pet şişe satarak geçinmek kolay olmuyor ancak bir süre sonra mekan sahipleri şişe vermeyince bu iş de elinden alınıyor. İş arayışı devam etse de büsbütün işsiz kalıyor Bulut.

Dicle Nehri, Bulut’un evine yakın. Balık tutarsa evde tencere kaynayacak. Bir olta alıyor, solucanları nerede bulacağını, onları topraktan nasıl çıkaracağını öğreniyor. İşsizlik günlerinde balık tutmayı öğreniyor.

Saatler geçiyor ancak Bulut’un nehre attığı oltalara balık gelmiyor. “Balık çıkmaz bugün” diyor bir kez daha. Balık tutamayınca sesindeki umut kırıntısı da kayboluyor. Ağır hareketlerle oltaları toplamaya başlıyor.

Oltaları ve solucanları poşetlere koyduktan sonra ayrılıyoruz Dicle’den. Kavakları geride bırakarak, yokuş yukarı kentin yolunu tutuyoruz.

Bir süre yürüdükten sonra yavaşlamamı istiyor Bulut. “Ayakkabım yırtık” diyor, “Daha fazla yırtılmasın...” Ayakkabısı sandaletten farksız hale gelmiş ama bir süre daha o ayakkabıyı giyeceği anlaşılıyor.

Düşük tempoda yürüyerek Mardinkapı’ya kadar yürüyoruz. Evi buradaymış Bulut’un. Çay içmeye evine davet ediyor beni.

‘BİR GÜN AÇ, BİR GÜN TOKUZ’

Bulut evin kapısını açınca kesif bir balık kokusu çarpıyor yüzüme. Bu evde balıktan başka bir şey pişmemiş sanki.

“Yoksulluk psikolojimi bozdu” diyor Bulut, karşımdaki mindere çöker gibi otururken. Bulut, eşi ve 3 çocuğuyla birlikte neredeyse eşyasız bu evde kirada kalıyor. Oturduğumuz odada birkaç minderden, renkleri solmuş halılardan ve televizyondan başka bir eşya yok. Kirasını ödeyemediği aylar oluyor ancak ev sahibi halden anlayan bir insan ve Bulut’u böyle zamanlarda evden çıkarmakla tehdit etmiyor.

Evde her akşam yemek pişmiyor. Bulut balık tutmuşsa balık pişiyor ya da komşular yemek getiriyor. Bulut, “Bir gün aç, bir gün tokuz. Bir çocuğum okula gidiyor o da gitmek istemiyor artık. Ona da hak veriyorum. Sabah aç, harçlıksız okula nasıla gidecek? Her yere borçluyuz. Çocuklarıma bir şey yapamadım. 'Babamız değilsin' deseler, hak veririm” diyor.

İzin isteyip evden ayrıldığımda Bulut, bir gün sonranın hazırlıklarına başlamıştı. Solucanların canlı kalmasını sağlamak için poşetin içindeki çamuru ıslatıyordu. Dicle’de sular yükselmezse Bulut’un evinde balık pişecek yarın...