Azeri-Ermeni çatışması ve karartılmak istenen zihinler

Ermeni halkının Azeri bir komünistin heykelini dikmesini de, Karabağ’ın statüsünün belirlenmesinde Ermeni bir komünistin etkili olmasını da kapitalist dünyanın anlaması mümkün değil.

Google Haberlere Abone ol

Halil İmrek

Azeri Ermeni çatışması bir çok kesimi çözümsüz bıraktı. Ama ırkçıların elbette kolay bir çözümü var. Ancak ülkenin aklıselim insanları binbir çelişki içinde çözüm arıyorlar. Kolay değil, işgal edilen Azerbaycan toprağı, orada yaşayan Ermeniler var. Daha da ötesi Azerbaycan Dağlık Karabağ’ın özerkliğini ortadan kaldırarak ilhak etmek istiyor. Ayrıca bazı aklı evvellere göre bu "Stalin’in bir başka şeytanlığı". Barış yanlısı güçlere ise müzakere çağrısı yapmak kalıyor. Oysa aynı çağrıyı Birleşmiş Milletler de yapıyor. Ama bu hiç kimseyi kesmiyor. Bizden açık tutum almamız isteniyor. Öyleyse kim haklı? Suçluların dünyası kapitalizmde haklı yoktur. Herkesin gücü ve parası oranında suç işleme hakkı vardır.

Baştan başlarsak. Sovyetler Birliği sorunu büyük oranda çözmüştü. Ermenilerle Azeriler uzun yıllar kardeşçe yaşayıp birlikte üretip kardeşçe paylaşmayı başarmıştı. Bu çözümü kendi bağlamında almayanlar burada bir şeytanlık görebilirler. Çünkü sosyalizmin çözümünü milliyetçi dogmalarla ele alıyorlar. Örneğin onların; Ermeni, Azeri, Gürcü komünistlerin Bakü Komününü (1) birlikte kurmalarını anlamaları mümkün değil. Bu mantığa göre bu girişim eninde sonunda bir ulusun yararına diğer ulusun ise zararınadır. Çünkü kapitalist dünyada her şey metadır ve metalar pazarda fiyatlandırılır. Bu aynı zamanda evrensel bir sömürü ilişkisini içerir. Oysa Bakü Komünarları tam da bu dünyaya son vermemişler miydi? Bu kadar da değil, Ermeni halkının Azeri bir komünistin heykelini dikmesini de anlamaları mümkün değil. Karabağ’ın statüsünün belirlenmesinde Ermeni bir komünistin etkili olmasını da kapitalist dünyanın anlaması mümkün değil. Ama vicdanlı herkes şu gerçeği teslim edecektir. Sosyalizm yıkıldıktan sonra bile Sovyet Cumhuriyetleri, çok kolay milliyetçi devletlere dönüşmemiş, büyük boğazlaşmalar yaşanmamıştır. En büyük çatışma Ermenistan ile Azerbaycan arasında olandır.

Kimin haklı olduğuna karar vermeden önce bu ülkelerdeki muhaliflerin sesine de kulak vermek gerekir. Azeri bir muhalif "Aliyev kazanırsa, Azerbaycan kaybedecek" diyor. Bu önemli bir tespit. Aliyev, "Karabağ fatihi, büyük Türk" olmadan önce de vardı. Biz onu bütün televizyonların önünde karısına kur yaparak görev tebliğ ederken hatırlıyoruz. Bakanlar kurulu toplanmış; Aliyev, eşine başkan yardımcısı olduğunu söylüyor! Bu büyük bir aşk sürprizi. Eşi bilmezden gelse de belli ki önceden hissettirilmiş. Bütün aşk sürprizleri böyle değil midir? Ama bakanların yüzündeki şaşkınlık, bunun onlar için gerçek bir sürpriz olduğunu gösteriyor. İşte bu savaş Aliyev’in padişahlığını halka onaylatacak. Bu sistem halkın gözünde, ülkeyi karısının ayaklarının altına seren tutumuyla değil; Karabağ’ın fethedilmesiyle anılacak. Demokrasinin kırıntıları Karabağ’ı kurtaramıyorsa demek tek mümkün çözüm yozlaşmış bir tek adam diktatörlüğü. Açlık, yoksulluk, esaret… Olacak o kadar.

Burada Türkiye’nin desteğinin sonuçlarını anmamak olmaz. Elbet bunun da bir sonucu olacak. Siz 'soydaşlık' propagandasını fazla ciddiye almayın, kapitalist dünya çıkar dünyası. Türkiye bunun karşılığını kardeşlik olarak değil, doğal gaz ve petrol olarak tahsil edecek. Tabii bir de büyük abinin her isteği yerine getirilmelidir. Çünkü küçük kardeş hep korunmaya muhtaçtır. Buraya götürüldüğü söylenen kelle koparıcıların ne yapacaklarını merak edenler, Pakistan’a baksınlar. Azeri halkı bu tecrübeyi çok kötü yaşadı. Elçibey zamanında 'ülkücü kardeşler'in nasıl bir bela olduğunu gördü. Elçibey’i göndererek bu 'kendini koruyan' kabadayılardan kurtulabildi. Ama başka bir tuzağa düştü, o da başka bir sorun. Çünkü gerçek çözümü yitirmişti.

Tersinden Ermenistan ya Rusya’nın himayesiyle ya da emperyalist batının desteğiyle bu çatışmayı kazanabilir. Bu durumda da ya Almanya'nın, Fransa’nın ya da Rusya’nın açık pazarı olacak. Halk oy kullanacak ancak sonuç hep bu merkezlerin dengesi üzerinde oluşacak. Yoksulluk, açlık daha katmerleşecek. Halkın payına ise Türkiye’ye gelip bütün ırkçı aşağılamaları sineye çekip mülteci işçi olmak, düşecek.

Cesaretle tabloyu tamamlamak gerekiyor: AKP’nin genel başkanı kazanırsa Türkiye kaybedecek. Pratikte asgari ücretin 1168 lira olduğu ülkemizde bir SİHA’nın kaç lira olduğu bize sorulacak.

Tablo çok mu karanlık? Bir çözüm yok mu? Çözüm halkların kendi tarihinde. Yeter ki zihnimizi burjuvazinin zehrinden temizleyelim. Sosyalizm tek gerçek çözüm olarak önümüzde duruyor. Birileri, "o imkânsız" ya da "çok uzun zaman alır" diyecek. O zaman ya esaret içinde yoksullaşmaya ve burjuvazi ile onların temsilcileri olan devlet başkanları kazanırken kaybetmeye razı olacağız ya da gerçek çözüm için bütün imkânlarımızı seferber edeceğiz. Bütün savaşların; öleni, öldüreni ve kaybedeni olacağız. Yakın çözüm için barış ve müzakere çağrıları gereksiz midir? Tabi ki hayır. Tek bir emekçinin ölümünü engellemek bile çok önemli, gerekli ve zorunludur. Ama asıl çözümün sosyalizm olduğunu hatırlayarak, hatırlatarak…

1- https://www.gazeteduvar.com.tr/baku-komununun-bolsevik-komiserleri-haber-1500668

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR