'Dodan', Dodan'dan ötedir...

Bazen bir kişinin kendi özel iddiasından attığı ve mutlaka eleştirilmesi gereken geri bir adım sayesinde, iş o kişiyi aşan bir toplumsal muhalefet simgesine ve hatta bazen ciddi bir manivelaya dönüşebilir. Dodan da en azından böyle bir simgeye dönüşmüştür.

Mahmut Üstün

Burada yazacaklarım salt “Dodan hadisesi” üzerinden değerlendirilmesin. Öyle yapılırsa haklı olarak yazı, bazı açılardan abartılı bulunacaktır. Bu yazı salt “Dodan hadisesi” üzerine değil, “Dodan hadisesi” vesile yapılarak yazılmış bir yazıdır.

Peki, “cuk” oturmamasına karşın, niçin böyle bir yazı yazma gereksinimi duyuyoruz? Zira “Dodan hadisesi” vesilesiyle yazacaklarımız hem genel siyaset dinamiklerini ve hem de bugüne has toplumsal muhalefet dinamiklerini analiz edebilmek açısından çok önemli.

Bilmeyenler için hatırlatma yapalım: Dodan, Acun Ilıcalı’nın bir kanalında yapılmakta olan ses yarışmasına katılanlardan biri. Ama daha katılış anından itibaren tartışmalara konu olan “simgesel bir kimlik” aynı zamanda.

Doğrusu ben Dodan’ı tanımayanlardandım.

Kim olduğunu, Duvar’da Ali Duran Topuz’un eleştirel bir yazısı sayesinde öğrendim. İyi ki de tanımıyormuşum; zira tanısam duygu ve düşüncelerim Ali Duran’dan çok farklı olmazdı. Bazen tanımamak olaya çok daha geniş açıdan yaklaşmayı olanaklı kılabiliyor.

Dodan’ın, politik duruşla da hemhal bir sanatçı kimliği olduğunu sonradan öğrendim. Sanatsal-politik anlamda duruşu ve iddiası olan bir adam Dodan. Meseleye salt buradan bakıldığında bu yarışmaya katılmak, Dodan açısından ciddi bir kimliksel tavizdir. İddiası açısından bariz bir geri adımdır. Bu açıdan yapılan eleştiriler de tartışılmaz biçimde haklıdır.

Ama sorun daha ilk andan itibaren, belki de bu eleştirilerin tersten katkısıyla da, Dodan ve onun sanatçı kimliği olmaktan çıkmış, genel politika meselesine, Dodan da kendi realitesini aşan bir politik simgeye dönüşmüştür.

Bazen bir kişinin kendi özel iddiasından attığı ve mutlaka eleştirilmesi gereken geri bir adım sayesinde, iş o kişiyi aşan bir toplumsal muhalefet simgesine ve hatta bazen ciddi bir manivelaya dönüşebilir. Dodan da en azından böyle bir simgeye dönüşmüştür.

İşte meselenin bu tek yönlü olmayan diyalektik yapısı, Ali Duran da dahil, pek çok Dodan eleştiricisini yarışma finalinde Dodan’a oy vermeye itti. Bu davranış bir tutarsızlığa değil, yalnızca eksik ve tek boyutlu bir değerlendirmenin varlığına delaletti yalnızca…

Tıpkı bir savaşta bir tepenin alınmasının savaşın gidişini etkileyecek moral bir değer kazanması gibi, Dodan da büyük ölçüde Dodan’a rağmen bir siyasal simgeye, bir toplumsal seçeneğinin ifadesine dönüşmüştü. Bu Dodan’a rağmen ve ondan öteye bir durumdur.

Hani Gezi Direnişi ile ilgili zatın biri haklı olarak “mesele, ağaç meselesi değil” demişti ya, bu olayda da iş “Dodan meselesi” olmaktan çıktı, minyatür bir Gezi ruh haline dönüştü. Yani mesele diktatörlük ve ayrışma mı, yoksa hürriyet ve kardeşlik mi meselesi oluverdi…

Toplumsal ve siyasal hayatta simgeler bazen gerçekliği aşan bir öneme sahip olurlar.

Elbette bir yanıyla gerçekliğin ötesindedirler ama öte yanıyla gerçeklik zemini ile bağlantılıdırlar. Aksi halde bu önemli rolün aktörlerine dönüşemezler. Tıpkı Gezi’nin bir ağaç meselesine indirgenememesinin, onun çevre duyarlığını içermemesi anlamına gelmediği gibi. “Dodan hadisesi” de Dodan gerçekliğini epeyce aşsa da, Dodan’ın kimliğinden bağımsız değildir.

Dodan’ın iyi bir ses ve güçlü bir yorumcu olması ile birleşen Kürt ve Alevi kimliği, emekten yana, laik ve cumhuriyetçi bir portre sunması ya da böyle lanse edilmesi, tüm muhalefet dinamikleri açısından onu birleştirici bir simge haline getirdi. Derinlikli bakıldığında, Dodan’ın dağınık duran tüm toplumsal muhalefet unsurlarının hangi program ve duruşla aynı potada bir araya getirilebileceğine yönelik dolaylı bir mesaj verdiğini bile söyleyebiliriz.

“Abartacağım dedin de bu kadarı da fazla” diye düşünenler mutlaka vardır.

Ama büyük toplumsal değişimler, ilkelere çok bağlı, büyük laflar söyleyen ve büyük işler yapan “bilinçli öncülere” ihtiyaç duyar; ancak salt ve temelde bu öncülerce gerçekleştirilmez. Bilakis ekmek kuyruğundaki bir tartışma, bir ağacın kesilmesi, bir kadının şiddete uğraması vb. gibi nispeten basit görünen olayların dinamitleyiciliğiyle ortaya çıkan kitle politizasyonu sayesinde gerçekleşir. Ama o hareketlerin gerçek sebepleri görünen sebeplerinden çok daha büyük ve derinliklidir. Tıpkı Gezi gibi, tıpkı Özgecan Aslan’ın katli olayındaki büyük kitlesel tepki gibi…

Çünkü kitle politizasyonunun bireysel politizasyondan, örgütsüz yığınların eyleminin örgütlü hareketlerden, moral güç eksikliği duyan bir muhalefet potansiyelinin moral gücü elde tutan bir hareketten farklı dinamikleri vardır.

Birinciler baskının en az ve o an için meşruiyetin en yüksek olacağı alanlardan kendini dışa vururlar. Bizde de bugünkü muhalefetin durumu tam da böyledir. “Dodan hadisesi” toplumda ciddi bir muhalefet birikimi olduğunu, birleşik ve güçlü biçimde ortaya çıkmak için fırsat kolladığını bize bir kez daha göstermiştir.

Bu yüzden moral kazanmaya, güç olduğunu hissetmeye ve ortaya çıkmak için naif ama meşruiyeti yüksek bir gerekçeye ihtiyacı olan toplumsal muhalefet koşullarında, siz siz olun, Dodan’ları asla küçümsemeyin…

 


* Bu metinde yer alan fikirler yazarına aittir. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.