İslam, devlet ve tedhiş: İsim savaşları

Bu örgütün ismi ne? O kendisine İslam Devleti (İD) diyor. Herkes bir sebeple başka bir ismi tercih ediyor: IŞİD, DAİŞ, DAEŞ… Kelimelerle uğraşmak yerine bu yapılanmanın bilinçli ve sürekli vahşetini, tedhişini konuşmalıyız.

Google Haberlere Abone ol

Batur Özdinç *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABDli bir gazeteciyi “İslam Devleti” söylemi konusunda uyarması, söz konusu “yapılanma”nın nasıl isimlendirileceği üzerine uzun zamandır süregiden tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Esasen temel sorun, “İslam” sözcüğünü “devlet”le birlikte kullanan bu oluşumun, modern devletlerin oluşturduğu “uluslararası/evrensel hukuk” normunu benimsememesinden kaynaklanıyor. Silahlı-silahsız, asker-sivil ayrımını umursamadan gerçekleştirdiği kitlesel kıyımları kendine özgü İslami felsefesine dayandırıyor olması, İslam’ın tedhişle birlikte anılmasını istemeyenlerin, bir şekilde devletleşmiş olan bu yapılanmaya ısrarla IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) veya İD (İslam Devleti) dememelerinin gerekçesini oluşturuyor.

“İslam”ın, tedhiş/terör ile birlikte anılmaması gerektiği iddiası, en basit haliyle dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ’78 Maraş Katliamı sonrasındaki “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözlerini anımsatıyor. Oysa yalnızca kapitalistler-emperyalistler değil, hemen her din ve ideolojiden yola çıkan çeşitli yapılanmaların (günümüzde olmasa da) tarihin bir evresinde tedhişi bir yöntem olarak kullandıklarını biliniyor. Haçlı Seferleri öykülerinden, Katolik-Protestan Savaşları’na uzanan Batı Avrupa Hıristiyanlığı tarihi ne kadar kanlı ise, Josef Stalin’den Pol Pot’a uzanan Marksist sosyalizmin tarihi de bir o kadar acılarla yüklü. Üstelik (Yusuf Hayaloğlu’nun deyimiyle) “yasal mermi”li orduların, başta NATO’nun ve bilumum isimlerle oluşturulan “koalisyon ülkeleri” olmak üzere istisnasız tüm devletlerin, dünyanın dört bir yanında, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de yaptığı bilinçli-bilinçsiz (sivil) katliamları nedense bahis konusu bile olmuyor, tedhişle, terörle anılmıyor, ilişkilendirilmiyor.

29 HAZİRAN 2014’TEN BERİ

İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure, yüz yıl önce, düşünceyi dilin içerisine gömülü bir varlık olarak betimlemişti, sonradan İtalyan sosyalist Antonio Gramsci, hegemonya kavramı ile iktidarın ideolojik söylemi ile kitlelerin “düşünce”sini nasıl yönlendirebildiğini açıklamaya çalışmıştı. Kendisini “İslam Devleti” olarak adlandıran bu devletimsi cihatçı yapılanmaya verilen isimler de, farklı iktidar odaklarının kendi söylemlerini kitleler üzerinde yayma girişimleriyle açıklanabilir.

Hükümet yanlısı medyada ve resmi söylemde genellikle DAİŞ ismiyle anılan örgüt, 29 Haziran 2014’ten beri “İslam Devleti” ismini kullanıyor. Eski isminin Arapça baş-harflerinin Latinceleştirilmiş kısaltması olan DAİŞ sözcüğünün ilk kez Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius tarafından 2014 yılı Eylül ayında ifade edilmesinden birkaç ay sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da ısrarla bu ismi kullanmaya başlamıştı. Öte yandan Kürt siyasal hareketinin medyasında da son zamanlarda DAİŞ isminin yaygın biçimde tercih edildiği göze çarpıyor ki, buradaki durumun Türkçe yerine Kürtçe-Arapça kısaltma kullanma çabasına bağlı olduğu tahmin edilebilir. Sonuçta, iki yıla yakın zamandır duyduğumuz DAİŞ, DEAŞ, DAEŞ vb. birbirine yakın kısaltmaları kullanan çevrelerin nihai olarak “DAİŞ”te anlaştığı gözleniyor.

BATI MEDYASINDAKİ TUTUM

Batı medyasında ise “İslam Devleti” kullanımının yaygın olduğu görülüyor. Amerikan askeri kaynakları resmi açıklamalarında ((İngilizce) ISIS veya ISIL gibi Türkçe’de IŞİD’e denk düşen kısaltmaları daha çok kullanırken, (Voice Of America vb.) Amerikan medyası ve İngiliz BBC sözcüğü düzeltmesiz kullanılıyor. Kuşkusuz bu kullanımın kimi durumlarda bilinçli olarak İslamofobinin beslenmesini amaçladığı düşünülebilir. Öte yandan Anglosakson dünyasının aksine, Kıta Avrupa’sında daha temkinli yaklaşımlar göze çarpıyor. Yukarıda sözünü ettiğim Fransa’daki hassasiyete benzer şekilde, Alman Deutsche Welle, İslam Devleti’ni kullansa da, bazen tırnak içine alınarak, bazense “İslam Devleti denilen” gibi ek-sözcüklerle anlamı bozmaya çalışıyor. Rus Sputnik’te ise genelde DAEŞ sözcüğü benimseniyor.

Ana-akım Türkiye medyasında IŞİD en çok tercih edilen kısaltma olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu kısaltma, örgütün dünya üzerinde kısmi bir coğrafyayla sınırlı olduğu gibi bir yanılgıdan besleniyor. Oysa Mısır’da, Libya’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Nijerya’da, Yemen’de kimi bölgelerde alan hâkimiyetine bile sahip olan cihatçı yapılanmaların, son iki yıldır (“Vilayet” adı altında) Rakka merkezli örgüte (kendi deyimleriyle) “biat” ettikleri biliniyor. Nijerya’daki Boko Haram, Pakistan’daki Cundullah gibi örgütlenmeler artık İslam Devleti’nin bünyesinde yer alıyorlar. Bunun ötesinde, İslam Devleti adına Batı’da gerçekleştirilen kitlesel kıyım amaçlı saldırıları da dikkate alacak olursak, karşımızda sınırları alaşağı olmuş iki (eski) ülkeyle sınırlı değil, küreselleşmiş bir örgütlenme olduğunu baştan kabullenmemiz gerekiyor.

ÇATIŞAN YÖNELİMLER

Batı medyasında, kapitalist küreselleşme karşıtı eylemci anarşistleri tanımlarken zaman zaman “self proclaimed” veya “self declared” (”kendisini o şekilde adlandıran” veya “kendisini o şekilde tanımlayan”) “anarşist” ifadesi kullanılır ki, bu muhtemelen anarşistlerin kendilerinin de benimseyecekleri bir ifadedir. Bütün bunlardan hareketle, kullanılması “doğru” olan ifadenin, örgütün kendi tercih ettiği İslam Devleti ifadesi olduğu ortadadır. Söz konusu yapılanmanın “İslam” anlayışını beğenip beğenmememiz, kabul edip etmememiz, ismiyle ve cismiyle “İslam Devleti”nin varlığını ortadan kaldırmıyor. Sözcük oyunlarını bir kenara bırakarak, İslam’ın neden birbiriyle çelişmekle kalmayıp çatışan/savaşan yönelimleri olduğu üzerine derinlemesine düşünmemiz, Ak Parti mi, Adnan Oktar mı, Fethullah Gülen mi, İslam Devleti mi, hangisi “gerçek İslam”ı temsil ediyor tartışmasından çok daha fazla değer taşıyor.

Kimseyi kandırmayalım. “İslam” sözcüğünü anmamak adına başvurulan kısaltma oyunları, bu şeriatçı yapılanmanın bilinçli ve sürekli vahşetini, tedhişini unutturamaz; söz(cüğ)ü değil “özü” tartışma zamanını daha fazla kaçırmayalım.


* Araştırmacı yazar

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR