Anti-terör döneminin iflası

Son 50 yılın en büyük masallarından olan 'anti-terör' söylemi çöktü. Gerçek ve kurucu bir toplumsal adaletin peşinde olmalıyız. Gaziantep türü vahşi katliamlarla hesaplaşmanın bir yolu da buradan geçer.

Google Haberlere Abone ol

Orhan Gazi Ertekin*

1960’ların sonlarından itibaren başlayan Anti-terör dönemi, şiddeti insanlığın ortak dünyasından dışlamak vaatleri ile hukuku, siyaseti, demokrasi ve adalet alanlarını yeniden tanzim etmişti. Fakat, bu dönem geldiğimiz aşama itibariyle kendi amaçları nezdinde iflas etti ve mutlaka hesaplaşılması gerektiği gibi kendi çelişkisinin sonuçlarını yaşıyor. Gaziantep Katliamını bir de bu noktadan düşünmemiz gerekiyor.

Son elli yılın Anti-terör pratikleri ve söylemlerini kısaca özetlemek gerekirse: Her büyük katliamdan sonra “kökünü kazıyacağız” diye kükreyerek şiddeti toplumdan dışlamayı vaat etmişlerdi. Tersine daha da büyüttü ve krizi derinleştirdi. “Siyasi suç” kategorisini kaldırıp “terör suçu”nu ihdas ettiler. Böylece, şiddet toplumsal temellerinden ve yerel hikayelerinden uzak saf bir “şeytanî” eyleme dönüştürüldü. Bask sorunu, Kuzey İrlanda sorunu, Filistin sorunu, Güney Afrika’da siyah sorunu, Kürt sorunu yoktu artık. Terör sorunu vardı… Siyaset ile suç arasındaki bağın yok edileceği vaat edildi. Fakat, siyasetin kendisi de suç haline getirildi. Anti-Terör dönemi ile beraber ceza hukuku, bireysel temelden koptu ve kitlesel bir sevk aracına dönüştü. Topluluklar kitlesel olarak kriminalleştirmeye tabi tutuldular. Yayın yasaklarını devreye sokarak şiddet ile toplumun yüzleşmesi ve mahkum etmesi engellendi. Cari anti-terör zihniyeti, böylece, şiddeti toplumun gizli köşelerinde saklayarak yok edeceğini zannetti. Tam tersine, kamusallaşamayan her siyasi şiddetin kendi şiddetinin boyutlarını teknolojik düzeyde her defasında daha da büyütmek zorunda olacağını, var olabilmek için şiddetin yıkıcı potansiyelini daha da artıracağını ve toplumsal bir mesele haline getirilmedikçe çok küçük gruplarla dahi dünyanın her yerinin yaşanmaz hale getirebileceği gerçeği ile yüz yüze geldi…

Bu pratikleri desteklemek için gerçek toplumsal mücadeleler ve gerçek toplumsal öznelerin yerini melekler-şeytanlar üzerine kurulu masallar devreye sokuldu… Oysa gerçek insanlar ve gerçek hareketlerle karşı karşıya bulunuyorduk…

Dahası da var. Boş sözlerle PKK, İŞİD, FETÖ, DHKP-C, Hamas, Hizbullah, IRA, Tamiller vb. bütün şiddet hareketleri bir ve bütün haline getirildiler ve bütün bir coğrafya ve toplumsal alan “siyahlar” ile “beyazlar” arasındaki sahte bir dünya olarak yeniden yaratıldı. Böylece, bütün anti-demokratik devletler “anti-terör” suyunda yıkanıp paklandı… Gerçek ve sahte politik savaşlar bulandırıldı ve toplumsal ve siyasal hayat bir simülasyon içinde yeniden kurulmaya çalışıldı…

Oysa Anti-terör dönemi ve söylemleri boş sözler üzerine inşa edilmişlerdir ve şiddet ile doğru bir yüzleşme olmak yerine onu besleyen yaklaşımları içerdiği geldiğimiz aşamada daha net olarak anlaşılmaktadır…

Nihayetinde, insanoğlunun şiddet karşısında bir politik uzlaşma iddiası olarak anti-terör dönemi de kendi vaatlerinin tersine sonuçlar doğurarak iflas etti. Şiddet ile hesaplaşmasının sahteliği görüldü. Şiddeti kamusal alanın dışına, halkın mücadele, çatışma ve tartışmasının dışına taşıdıkça şiddetin teknik düzeyini ve yıkıcılığını daha da artırdığı görüldü. Artık son 50 yılın en büyük masallarından birisi olan “anti-terör” masalı ve onun söylemi çökmüştür…

Bugün şiddet, politika ve hukuk ilişkisi üzerine yeniden düşünmemiz ve 1960’lardan itibaren terk ettiğimiz daha geniş temellerde inşa edilen adalet ve demokrasi mücadelesine yeniden dönmemiz gerekiyor.

Öncelikle söylenecek şey ise; gerçek ve kurucu bir toplumsal adaletin peşinde olmamız gerektiğidir…

Diyarbakır, Suruç, Ankara, Gaziantep Patlamaları ve daha nice şiddet ve katliamlar, bu ülkedeki alevi, Sünni, Türk, Kürt tüm yoksulların ortak bir adalet mücadelesi ile ve yeni bir politik ve hukuki söylem ile aşılabilir ancak…

Bunun yollarını bulmak zorundayız…

Gaziantep türü vahşi katliamlarla hesaplaşmanın bir yolu da buradan geçer çünkü...

*Demokrat Yargı Eşbaşkanı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR