“Beştepe’ye giden CHP’li” başlıklı tartışma, beklenenden kısa
sürüp, sanılandan daha zayıf bir etki yaratarak geriliyor.
Meselenin tam göbeğine yerleştirilen ve ilk günlerde biraz yüksek
tepkiler vermeye yatkın görünen Muharrem İnce’nin “buradan Saray’a
ekmek çıkmaz” sözlerinden sonra, bu tablo daha da netleşti. CHP
Genel Merkezi’ndeki eğilimin de, olayı köpürtmemek hatta hızla
soğutmak yönünde olacağı anlaşıyor. Belki iktidara yakın medya
olayı biraz daha uzatacak ama doğrudan iktidar sözcülerinin
köpürtme hevesinin de –başka işlerimiz var sözleriyle- biraz
kaçtığı anlaşılıyor. Aşırı basit bir kurguya sahip olması yüzünden
–veya sayesinde- çok karmaşık sonuçlar doğurması beklenen olayın
gazı erken kaçtı. Kurguya katılacak ek hamleler yedekte beklemiyor
ise olay daha çok iki gazetecinin mesleki kariyerlerini imha edecek
bir eyleme isimlerini yazdırmalarıyla hatırlanacak. Ancak siyasi
alanın daralması, kirlenmesi, içeriksizleşmesi ve bildik ezberlerin
çalışması bakımından yaşananların etkisiz olduğu söylenemez. Hem
benzer örneklerin artması hem bunların gündeme taşınma hızı,
önümüzdeki dönemde böylesi yeni girişimlerin beklenmesi ihtimalini
artırıyor.
Benzer bütün gelişmelerde olduğu gibi bu olayda da “bunlar
gündemi değiştirmek için yapılıyor” iddiası yine çokça konuşuldu.
İktidar sözcülerinin ama özellikle iktidara yakın medyanın, ilk
anlarda gösterdiği yüksek heyecan da haklı olarak bu yorumları
güçlendirdi. Muhalefet çevrelerinde ve özellikle de CHP’lilerde,
biraz da komplikasyonlardan korunma refleksiyle, “suni gündem”
meselesine çok sık müracaat ediliyor. Önümüzdeki dönemde benzer
gelişmelerin yine yaşanabileceği dikkate alındığında, bu iddiayı
–ve savunmayı- biraz tartışmak gerekir. İddianın,
hazırlayıcılarının niyetleri tarafından bakıldığında doğru olduğunu
düşündüren fazlaca emare mevcut. Ancak ortada değiştirilmeye
çalışılan başka bir gündem olmadığı dikkate alındığında ise
“değiştirme” fiili boşa düşüyor. Çünkü muhalefetin yükselttiği,
toplumun tartışmasına açtığı ve geniş kesimlere taşıdığı bir başka
gündem yok ortalıkta. Bu yüzden iktidar ve iktidar çevreleri
açısından kullanılabilecek doğru fiil, “gündem değiştirmek” değil
de gündem üretmek (belki uydurmak) olabilir. Bir şey zaten
konuşulmuyorsa, değiştirmeye de ihtiyaç olmaz ama konuşulacak yeni
mevzu daima lazım.
Bu köşeyi takip edenler, Suriye harekatı etrafındaki
hareketliliğin, milliyetçi hezeyanı kışkırtmak yanında, arkası
(altı) boş başarı hikâyeleri üretmek için kullanıldığını da ileri
süren yazılarımı hatırlayacaktır. İktidarın, aleyhine gelişen bir
gündemi değiştirmekten çok, kendisi için kullanışlı bir gündem
yaratmaya daha fazla ihtiyacı olduğu konusundaki kanaatim
değişmedi, aksine giderek pekişiyor. İktidarın aleyhine olan gündem
–ekonomi ve dış politika başarısızlıkları, her düzeyde yönetememe
krizi- özel olarak hareketlendirilemediği ve sonuç üretmeyen bir
sınırda donduğu için, kronik bir etkisizlik yaratıyor. Bu
pencereden bakıldığında, yapısal sorunlara ilişkin zayıf gündemler,
zaman zaman iktidar için kullanışlı bile oluyor. Mesela her
tarafından dökülen Suriye politikası gündemine “mektubu geri ver”
seviyesinde yaklaşılınca, “takdim ettik işte” cevabından
kullanılabilir bir başarı havası üretiliyor. Yine örneğin,
Suriyelilere düşmanlığa evrilen bir muhalefet dili, neden burada
olduklarını değil geri gönderilme formüllerini tartışarak iktidarın
tutmayacak “güvenli bölge” formülüne zorunlu desteğe dönüşüyor.
“Kırmızı çizgileri koruyacak aktör” tartışması sadece çizgileri
siyasetin dışına kaçırmaya yarıyor.
İktidar için enerji içeceğine dönüşmüş milliyetçi gündem
takviyeleri dışında başka güncel konularda da durum çok farklı
değil. Katlanılmaz bir sınıra ilerleyen işsizlik, büyüyen gelir
adaletsizliği, düzenli yoksullaşma ve her düzeyde yaygınlaşan
güvencesizliğin yerine, uygulama sorunlarını öne çıkartmak ve
sürekli akut kriz beklentisini konuşmak, dolaylı biçimde iktidarın
“dengelenme” iddialarını besliyor. Demokratikleşme, adalet ve hukuk
arayışının zorunlu toplumsal talep yerine ekonominin (iç ve dış
piyasaların) ihtiyaçlarına bağlaması da, -hiç de söylendiği gibi
olmadığını gösteren verilerle- sadece umursamazlığı, tepkisizliği
meşrulaştırıyor. Yani muhalefet veya başka aktörler tarafından
iktidarı zorlayacak bir gündem kurulamadığı gibi, zorlanması
gereken gündemin ele alınış biçimi de aslında iktidarı pek rahatsız
etmiyor. Çünkü potansiyel memnuniyetsizlik, itiraz hatta isyan
üretecek meseleler, sonuç değiştirecek etkililikte ve bağlamda
siyasi alana taşınamıyor. Sahici sorunlar, siyasi alanın yeniden
genişletilebilmesinin aracına dönüştürülemiyor. Daha fenası,
iktidarın sanki bir gündem varmış ve onu değiştirme yeteneği de
sürüyormuş gibi hava vermesine yarıyor.
Muhalefet aktörlerinin ve toplumsal-siyasal dinamiklerin,
kurdukları veya yükselttikleri bir gündemle zorlayamaması,
iktidarın durumunu çok parlak hale getirmeye yetmiyor. Siyasi alana
taşınamasa, siyasi sonuç yaratacak şekilde gündem olamasa da bütün
sorunlar ve krizler bir başka katmanda hükmünü icra ediyor. En çok
da iktidarın kendi destek çevresinde -biraz ertelenmiş- sonuç
biriktiriyor. Gündeme kendi tabanını memnun edecek, hatta meşgul
edecek malzeme sürmekte zorlanan iktidar, kısa vadeli ve çaresiz
hamlelerle durumu dengelemeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde Suriye
üzerinden yürütülen milliyetçi rüzgar, 29 Ekim, 10 Kasım civarına
yerleştirilen Atatürk ve Cumhuriyet tartışmalarıyla takviye edildi.
Açıkça işaret edilen muhalefeti bozma hedefine dönük ataklar da
“dışarıdan aktörlere” sipariş edilmiş görünüyor. Sayısal verilere
yansımış olan -ve en çok muhalefet tarafından abartılan- milliyetçi
dopinglerin bile etkisinin hayli kısa olduğu, getirilerinin kalıcı
olmadığı kısa zamanda yeniden görülecek. Bunun en çok farkında olan
da bu enstrümanı defalarca kullanmış olan iktidar. “Gündem
değiştirme hamlelerine” direnmekten, sahiden gündem değiştirmeye
enerjisi kalmadığına ikna olmamızı isteyen muhalefet aktörlerine
herkes çok kızıyor. Ancak muhalefet kamuoyunun büyük çoğunluğunda
da “gündem değiştirme” argümanı hâlâ kullanışlı bir ezber olmaya
devam ediyor.