İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 26.
İstanbul Caz Festivali, şehre şehrin göbeğinden selam çakan
“Parklarda Caz” konserleriyle başladı. İlki dün Beylikdüzü Yaşam
Vadisi’nde yapılan konser, bugün 17.30 itibariyle Kadıköy
yakasında… Festival, bu yıl yine iddialı programıyla dikkat
çekiyor. Joss Stone’dan Kamasi Washington’a, Aydın Esen’den
Mozaik’e uzanan pek çok isim, 18 Temmuz’a kadar İstanbul’un farklı
mekânlarında verecekleri konserlerde dinleyici karşısına
çıkacak.
Festival, bu yıl, iki isme Yaşam Boyu Başarı Ödülü veriyor. 2
Temmuz’da yapılacak törende caz davulcusu Hasan Hürsever ve
yılların eskitemediği sanatçı Ömür Göksel, bu ödülü alacak. Ben
ikili arasından Ömür Göksel’i ayırmak, bugünkü yazıda onun hakkında
iki kelam etmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, YouTube kanalı
Allianz Motto Müzik’te yayımlanan programım Plak Dolabı için bir
araya geldik ve geçmişten bugüne imza attığı işleri konuştuk. İlk
karşılaşmamız değildi bu: Yıllar önce, Alanya Caz Festivali
vesilesiyle yine bir araya gelmiştik. Ona, merak ettiklerimi
sormuştum. Arada alıntılayacağım cümleler, bu yan yana gelişlerde
dile getirdikleri…
Ömür Göksel için “bugünlerde ikinci baharını yaşayan bir ihtiyar
delikanlı” diyebiliriz. Yanlış olmaz, eksik kalır: Memlekette
filizlenen pop müziğin ilk yıllarından itibaren hayatımızda var
olan sanatçı, bugün hâlâ aktif. Arada gözlerden uzaklaştığı,
kaybolduğu bir dönem var ama onda da dünyayı dolaşarak şarkılarını
söylemiş. Memlekete döndüğü andan itibaren, yine gözler onun
üzerine çevrilmiş. Tam da bu yüzden, ‘60’lı yılların başlarından bu
yana sürdürdüğü kariyeri için bir “zirve” tespit etmek mümkün
değil.
Bir dönem yaptığı 45’lik plaklar ve albümler bir yana,
klasikleri seslendirdiği “A Touch of Quality” adlı toplama,
muhteşem dönüşünün habercisi. Bu albüm, 2006 yılının Ocak ayında
yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Aynı yılın Ekim ayında yayımlanan
ikili albüm “A Touch of Love” ve 14 Şubat 2007’de dinleyici önüne
çıkarttığı dörtlü “Music for Lovers”, sadece kendini hatırlattığı
“iş”ler olmadı, onun genç kuşakla buluşmasını sağladı. Sonrası da
var: “A Touch of Latin” (Mayıs 2007), “A Touch of Disco” (Mayıs
2010), “A Touch of Amore” (Kasım 2011) ve “A Touch of Class” (Şubat
2014), art arda patlattığı bombalar. Arada Türkçeler de var: Kasım
1998 tarihli “Bir Ömür…”, yıllar sonra atılan ilk adım. Altı yıl
sonra yaptığı albüm, bir anlamda mottosu: “Meydan Okuyorum
Yıllara”. “Kaybolan Yıllar”dan “Son Mektup”a, “Ben Böyleyim”den
“Hey Yıllar”a sevdiği şarkıları yorumladığı “Ömürlük Şarkılar” ve
şimdilik son Türkçe albümü olan “Aramızda Kalsın”, son yirmi yılda
adını duymamıza sebep albümler.
Ömür Göksel’i çağdaşlarından ayıran, sadece çalışma aşkı değil.
Temiz Türkçesi, en büyük avantajı. Annelerimizin “kadife sesli”
diyerek el üstünde tuttuğu sanatçı, dili en iyi kullanan
isimlerden. Bu yüzden şarkıları hâlâ dillerde, bu yüzden albümleri
büyük ilgi görüyor. Son dönemde İngilizce şarkılar yorumlamasına
takılanlar olabilir ama bu da bir anlamda aslına rücû: “Müziğe
başladığım yıllarda Türkçe şarkılar yoktu,” diyor ve anlatıyor:
“Büyük repertuvarlar hazırlamak zorundaydık. 300 şarkı bilmiyorsak
sahneye çıkamazdık. Türkçe sözlü şarkıları 1968’e kadar
kabullenemedim. O zaman bu işi yapan arkadaşlarımı kötülemek
istemem ama akıllarına geldikleri gibi yazıyorlardı ve arada ipe
sapa gelmez şeyler oluyordu. Onun için şarkı sözlerimi kendim
yazdım.”
İlk plağı, 1968 tarihli. Ertesi yıl, “Mutluluk” adlı şarkıyı
söylemiş, ilk altın plağını almış. Lakabı o dönemden: “Bay
Mutluluk”. 1972 yılında yayımlanan “Sevemem Artık”, en büyük
“hit”i: “Bu, ‘Samanyolu’ndan sonra en çok satmış Türkçe sözlü
45’liktir. Hâlâ statlarda slogan olarak söylenir.” Birbiri ardına
söylediği şarkılar “hit” olmuş, döneminin en önemli isimlerinden
biri olarak tarihe yazılmış. Ancak korsan kasetçilik plak
piyasasını vurunca, 1980 yıllında Hilton’dan gelen teklifi
tereddütsüz kabul etmiş: “Dünyanın bütün Hilton’larını dolaşarak
şarkı söylememi istediler. Benim için bulunmaz fırsattı…” New
York’ta başlayan macera Milano, Düsseldorf derken tam on yedi yıl
sürmüş!
Sonrası yeni bir başarı hikâyesi. Yukarıda saydığım albümlerin
her biri ayı ayrı çok sattı ve sanatçı yıllar sonra yeniden
listelere adını yazdırdı: “Giderken bütün genç kızlar arkamdan
ağlaşıyordu. Şimdi Tarkan, Kenan Doğulu neyse Ömür Göksel de oydu.
Hatta o zamanlar Kenan Doğulu’yu babası elime verdi, elma gibiydi;
kucağımda salladığımı hatırlıyorum. Şimdi düşünün Ömür Göksel Kenan
Doğulu’yla aynı listelerde! Bu benim için çok büyük bir gurur
vesilesi…”
Peki işin sırrı ne? Ömür Göksel, bunca yıl sonra nasıl bir anda
popüler oldu ve ününü nasıl korudu? Soruyoruz, uzun uzun anlatıyor:
“Döndüğümde Cenk Koray karşıladı beni ve ‘sana âşık o genç kızların
hepsi anne oldu şimdi,’ dedi. Büyük bir boşluğa düştüm. Omuzlarda
uğurlanan bir sanatçı, tanınmayan bir sanatçı olarak geri dönmüştü.
Önce Bir Ömür adlı programı hazırladım; on üç hafta diye başladık,
yetmiş üç haftada bitti! Sonra, güneydeki otellerde üç yıl şarkı
söyledim. Yurtdışında on yedi yıl şarkıcılık yapmış biri, onlar
için inanılmaz fırsattı. Mutluydum ama İstanbul’dan uzaktım. Dönmek
için bir proje geliştirdim ve ‘dünyada en sevilen şarkıları
söylemeliyim’ diyerek kırk beş yıllık birikimimi bir albüme döktüm.
‘Eşe dosta hediye ederim’ diye düşünürken albümün tirajı 72 bine
ulaştı! Bir şaşkınlık yaşadım ama kaliteyi alkışlamaya hazır
ellerin varlığını hissederek sevindim. Eski dinleyicime yeni
dinleyiciler katıldı ve ben bir anda en aranan şarkıcı oldum.”
Kendine örnek aldığı, peşinden gittiği isimler, Frank Sinatra ve
Dean Martin: “Bana göre bütün şarkıcılar bir yana, Frank Sinatra
bir yana, ben ondan yana! Sinatra’ya benzetirler beni ama asıl göz
ağrım Dean Martin’dir. Onun baygın sesinden daha fazla
etkilenmişimdir. Sinatra basa basa, ne dediğini karşısındakine
hissettirerek söyler. Bu, bir şarkıcının geldiği son nokta bence.
Şarkıcı dinleyiciyi de beraberinde götürür; söylerken
karşısındakiler de duygulanıyorsa, seninle eğleniyorsa o zaman
‘olmuşsunuz’ demektir.”
Aslında biraz kırgın, Ömür Göksel: “Bakıyorum, memlekete gelen
üçüncü sınıf Amerikalı şarkıların konserleri saatlerce
televizyonlarda yayınlanıyor. Ömür Göksel ise bir kere olsun o
kanallara çıkamıyor. Şarkıcı Amerikalıysa onu dünyanın en iyisi
sanıyoruz. Ömür Göksel benim gözümde olması gerektiği yerde değil.
Amerikan şarkıları söylüyorum ve bunu en iyi şekilde yaptığıma
inanıyorum. Mübalağa etmiyorum, dünyada on tane çok iyi şarkıcı
varsa birisi benim.” Hilton’dan gelen teklifi kabul ederken
aklından geçenler, sonrasında yolunu çizmiş: “Batıya açılan pencere
olmak istiyorum,” demiş ve ilerlemiş. Tam da onun çıktığı yıllarda
yeşeren Anadolu-pop’a neden meyletmediğini sorduğumda aldığım cevap
şöyle: “Ben kent çocuğuyum, köy çocuğu değilim. Türküleri çok
seviyorum ama onları benden daha iyi yorumlayanlar var. Bir iddiam
olmadığı için onlarla yarışmak gibi bir kaygım da yoktu.
Dolayısıyla o kulvara hiç sapmadım.”
Ömür Göksel’i canlı dinlemek, heyecanına tanık olmak isterseniz,
16 Temmuz günü festival bünyesinde UNIQ Açık Hava Sahnesi’nde
vereceği konseri izleyebilirsiniz. Uraz Kıvaner (piyano), Engin
Recepoğulları (saksofon), Ozan Musluoğlu (bas) ve Ferit Odman
(davul) eşliğinde vereceği bu konser, onun dinleyicisine sunacağı
küçük bir armağan.
Yıllar önce, Alanca Caz Festivali kapsamında buluştuğum Ömür
Göksel, söyleşimizi tamamlamadan hemen önce “asıl” soruyu neden
hâlâ sormadığıma şaşmış, son soruyu kendi kendine sormuştu:
“Gençlere öğütleriniz ne olacak?” Cevabı, yaptıklarının özeti: “Ben
onlara öğüt vermek istemiyorum. Çünkü sanatçı öğüt vermez, örnek
olur. Eğer gençler arasında beni örnek almak isteyenler olursa
onların başarı yolu zaten açık.”
26. İstanbul Caz Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü’yle
onurlandırılan iki isimden biri, Ömür Göksel. Hakkında anlatılacak
çok şey var ama ben yazıyı bitireyim. Sanatçıyı dinlemek
istiyorsanız, tarih ve adres yazının içinde. Dinleyin, pişman
olmayacaksınız.