Mete Kaan Kaynar
metekaankaynar@gmail.com
TÜM YAZILARI
Veda
Nasıl ki her canlı, her kurum er ya da geç ölümü tadacak, her veda, her son da yepyeni başlangıçlara gebe kalacak. Daha eşit, daha özgür, daha demokratik bir ülkede yaşama mücadelesi devam edecek. Şeksiz gümansız, Gazete Duvar bâkî kalan bu kubbede bir hoş seda bıraktı; bana da kendi adıma, “Sürç-i lisan ettimse affola” demek kaldı.
Şart da değil gereklilik de: Buz gibi zorunluluk
Kürt Sorunu’nu Öcalan değil, ben çözeceğim, sen çözeceksin, biz çözeceğiz; Kürt Sorunu’nu toplum çözecek. Toplum sorunun öznesi olmayacaksa çözüm asla olmayacak. Onyıllardır cezaevinde tecride maruz bırakılan Öcalan, sırf Devlet Bahçeli uygun gördü diye salıverildiğinde mi ülkeye barış gelir yoksa hukukun herkese eşit uygulandığı bir ülke inşa ettiğimiz de mi?
Öcalan’ın 'Barış ve demokratik toplum çağrısı'
Öcalan’ın hamlesi Erdoğan’ın elindeki iki güçlü silahı boşa çıkardı. PKK kendini fesh ederse Erdoğan kimi ne ile ötekileştirecek; kayyum siyaseti neye dayanacak? CHP ne ile ötekileştirilecek? Toplumsal muhalefet nasıl susturulacak? Olası bir demokratikleşme, olası bir düşünce ve ifade özgürlüğü iklimi Kürt Sorunundan da bağımsız olarak muhalefetin mi elini güçlendirecektir Cumhur İttifakı’nın mı?
CHP’nin adayı belli oluyor, ya AKP’nin?
Erdoğan’ın yeniden seçilmek istediği kesin; bunun tek yolunun da TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesi kararı alınması olduğu da aşikar. Bu da Mart 2028’den önce TBMM’nin bir seçim kararı alması anlamına geliyor. En geç Şubat sonu Mart ayı başında TBMM’den bir erken seçim kararı alınmalı ki bu 7 Mayıs’tan önceki bir seçime denk gelerek adı erkene alınmış bir seçim olabilsin ve Erdoğan da aday olabilsin.
Seçimin önü
23 Mart’ta İmamoğlu’nun adaylığı ilân edilmeyecek. Yavaş-İmamoğlu arasından Yavaş’ın tercih edilmediği ilân edilecek ve kapalı kapılar ardında Yavaş’a bir yol haritası önerilecek. Bu; parti içinden-dışından fişteklenen tartışmaların bitmesine ve eğer tercih edilmeyen aday bir yol haritasına ikna edilebilirse, ikili arasındaki rekabetin işbirliğine, sinerjiye dönüşmesi imkânı sağlanacak.
Kürt Sorunu bir demokratikleşme, bir toplumsal barış sorunudur
Eğer Kürt Sorunu bir demokratikleşme sorunuysa bunun başlı başına bir etnisiteye, bir coğrafyaya ait bir sorun olmadığını; hatta tek başına bir sorun olmadığını da kabul etmemiz gerekiyor. Daha açık mı olsun? “Kürt Sorunu yoktur!” “Türkiye’nin demokratikleşme sorunu” vardır!
Ama 'Silivri soğuktur'
Çağlayan Adliyesi önündeki miting her ne kadar İmamoğlu’nun adaylığının informal ilânı; gelecek seçimlerin başlangıç fişeğiyse bir o kadar da Yavaş’ın bu seçimlerde izleyeceği tarz-ı siyasetin de işaret fişeğiydi. Yavaş, Erdoğan’ın kendisine biçtiği bu rolü oynayacak mı yoksa Tatar Ramazan misali “Ben bu oyunu bozarım!” diye kükreyip, İmamoğlu’na da kendisine de kazandıracak yeni bir oyun mu kuracak?
Bu iktidar bloku Kürt Sorununu çözmek ister mi?
İktidar blokunun yaşadığı krize bir çözüm olmadıkça Cumhur İttifakı’nın Kürt Sorunu’na dair bir çözüm alternatifini gündemine alacağını düşünmüyorum. Cumhur İttifakı sorunu çözmek değil 1984’ten bu yana devam edegelen terörle mücadele perspektifini farklı araçlarla popülarize ederek toplumsal rızayı devşirmek peşinde.
CHP’nin önündeki yol: Bir politik harekete dönüşmek
Parti kurmayları öncelikle bir bütünlüklü muhalefet stratejisi oluşturmalı, bir SWOT analizi yapmalı sonra da halka gitmeli, toplumsal kurumlarda, sivil toplumda doğrudan doğruya bireylerle, seçmenle kalıcı ve sahici ilişkiler kurmalıdır. Toplumla dinamik ve kalıcı ilişkiler tesis etmek CHP’yi bir partiden bir “politik hareket”e doğru çevirecek dinamizmi de ona verecektir.
'Çözümsüz Barış' değil 'Demokratikleşme, Barış ve Kardeşlik' süreci
Ben de Demirtaş gibi ancak ve ancak “Barış ve güçlü bir demokrasi inşa edilebilirse bu süreçten hep birlikte kazanarak çıkacağımıza” inanıyorum. Kürt Sorunu ne “Kürtlerin Sorunu”dur ne de “Türklerin Sorunu”; Kürt Sorunu Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşme sorununun en önemli parçalarından biridir ki bu sorunun çözümü için de en çok ona ihtiyacımız vardır.
Aylak bakkalların 'Çözümsende' oyunu
Ben kim miyim -ki işte, zaten, bütün mesele de burada. Ben sadece bir yurttaşım; Kürt Sorunu’nu çözecek olan tek özne. Sürekli aynı soruyu soruyorum; sormaya da devam edeceğim: Kürt Sorunu kimin sorunu; kim konuşacak bu sorun hakkında; ve de nasıl konuşacak? Kim çözecek, nasıl çözecek? Konuşmadan, tartışmadan, müzakere etmeden mi çözeceğiz? Devlet aklı mı çözecek Kürt Sorunu’nu.
Askerî ücret tespit komutanlığı
“Ben yaptım oldu” zihniyetiyle asgarî ücret belirleyen hükümet, emekçilere reva gördüğü sadakanın tartışılmasını bile istemiyor. Fakirler hem sağlıklı kalacaklar hem cennete girecekler hem de asgarî ücret artarsa enflasyon artacak, ülke batacak: Devletin ideolojik aygıtları soluksuz devrede.
Silkildik ey halkım unutma bizi
AKP iktidarından önce, belediyelerin SSK borçları için haciz kararı çıkartılmış; peki ya geçen 24 yılda, yani AKP iktidarı döneminde? Yerel yönetimlerde AKP’nin ağırlığı olduğu, büyükşehirleri AKP’nin yönettiği uzun zaman diliminde SSK borçları için böyle bir uygulama olmuş mu? Yok! “Başka bir sorum yok sayın Hâkim!” Şaka bir yana, bu, sorunun sadece bir kısmı; bence sorun daha derin.
'Terör sebep umut hakkı neticedir'; yerseniz
Kürt Sorunu’nun ilk ve tek öznesinin bizzat halkın, toplumun kendisi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Toplum, soyut ve heterojen bir bütün. Farklılıkların ötekileştirildiği, düşmanlaştırıldığı bir iklimde toplumun özneliğinden de bahsedilemez. Çoğulluğun çoğunluğa kurban edildiği bir toplumsal zeminde sadece halk adına konuştuğunu zanneden çakma diktatörlerin sesi çıkar.
Türkiye’de siyaset: 'Uydum hazır olan imama'
Türkiye’de siyasî parti denilince aşiretvâri, tarikatvâri, tekkemsi, garnizonumtırak bir örgütlenme tarzı akla geliyor: Örgütten çok genel başkanın, müzâkereden çok itaatin belirgin olduğu örgütlerdir diyar-ı Anadolu’da siyasî partiler. Parti kurultayları da birer tartışma platformu değil, resm-i geçit gibi telâkki edilirler; “Dosta güven düşmana korku” salınır bu kurultaylarda.
Örs ile çekiç arasında 'hikmet', havuç ile sopa arasında 'hükûmet'
Kürt sorunu çözülecekse bu hak, bu öncelik elbette ki sıradan insanları dışarda bırakan, havassa yani devlet işine aklı eren ricale, daha açık söylemek gerekirse Cumhur İttifakı’nın akıldânelerine ama en çok da onların en akıllısına mahsus olmalıdır. Bir başka değişle, Devlet aklı, olsa olsa, bizzat, Bay Devlet’in aklı olmalıdır -ki zaten ancak Bay Devlet’e mündemiç ve Bay Devlet’le mücessemdir.
La historia me absolvera: 'Tarihe not düşmek için geldim'
Kılıçdaroğlu'nun savunması siyasi belleğimize, birkaç örneğini verdiğim savunma/manifestolardan biri olarak kaydedildi bile: Tüm hataları, eksikleri, yanlışları, başarısızlıkları, yenilgileri, hırsları… her şey, her şey bir yana bir 30-40 yıl sonra “Kılıçdaroğlu” dendiğinde aklımızda bir Adalet Yürüyüşü bir de geçtiğimiz haftaki Savunması kalacak.
Youtuber Dede’nin gündüz düşleri ve devlet aklı
Bay Devlet’in de devlet aklının şekillendiği hegemonyayı üreten, onu toplumu da bağlayacak şekilde devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü kavramı etrafında ören ve devlet fetişizmini inşa eden (organik) aydınlardan biri olduğunu da unutmamak gerekiyor. Siz de, devlet aklının hair-desiner’larından biri olarak Bay Devlet’ten çok şey beklemeyin.
'Ömer' diyeceğiniz belliydi
Hani Kürt sorununun altında yeni anayasayı arayan, yeni anayasadan da Erdoğan’ın bir daha seçilmesini anlayanlar “mayın tarlasında söğüt gölgesi arayanlar”dı. Oysa anladık ki anayasa değişe değişe kaytan, Erdoğan dayata dayata başkan oluyormuş; demek ki biz mayın tarlasında söğüt gölgesi aramıyormuşuz; Bahçeli söğütlerin gölgesine mayın yerleştiriyormuş.
Devlet’in biri bir gün Kürt sorununu çözeyim demiş
İçi boş, kof ama belagat yüklü konuşmalarının siyaseten hiçbir anlamı olmadığını düşünsem de Bahçeli’nin grup toplantılarını severek izliyorum. Hele Bahçeli’nin Çözüm Süreci ile ilgili skeçleri yok mu; vallahi meftunuyum. Açıkçası MHP liderinin konuşma metinlerini yazanların, Güldür Güldür’ün metin yazarlarından çok daha başarılı olduklarını düşünüyorum.
Kürt sorununu 'çöz'mek
Kürt Meselesi’ni çözmek demek yepyeni bir Türkiye solu, yepyeni bir sağ, yepyeni bir muhafazakârlık anlayışı, yepyeni bir Atatürkçülük, bir liberalizm ve hiç ama hiç tartışmaya gerek yok ki yepyeni bir Kürt siyasî hareketi demektir. Kürt Meselesi’ni çözmek a priori bizi de dönüştürecektir.
Çözüm-süzlük değil, çözüm-siz’lik
Toplum, halk, onun her bir unsuru, kesimi ne düşünür; çözüm sürecinden ne bekler, nasıl bir çözüm süreci tahayyül eder, neyden çekinir, neye cesaret edebilir, neyi ister bilmeden; halkın bizzat kendisi konuşmadan, halkın bizzat kendisi söylemeden, eteklerindeki taşları dökmeden, düşündüklerini karnından değil ağzından, özgürce ifade etmeye başlamadan Kürt Sorunu çözülmedi, çözülmez; çözülmeyecektir de.
Söğüt gölgesi, darı ambarı, bîçâreler ve sırma saçlılar
Bu, “mayın tarlasında söğüt gölgesi aramak” sayılıyorsa, Bahçeli’ninki de olsa olsa “kendini darı ambarında sanmak” sayılabilir. Bahçeli’nin barış-kardeşlik söylemlerinin kofti olduklarını, Anayasa için destek aramaktan başka hiçbir işe yaramayan içi boş ama kendisi hoş birer belâgat olduklarını söylemek “bîçâre”lik sayılıyorsa, Bahçeli’ninkiler de olsa olsa “âlemi kel kendini sırma saçlı, milleti kör kendini şahin bakışlı” sanmak sayılabilir.
Yeni anayasa, Steven Spielberg, 'Er Doğan’ı kurtarmak'
Yeni bir anayasaya ihtiyacımız vardır, Er Doğan’ı Kurtarmak filmini çekmeye değil. Demokratik bir anayasa istiyorsak öncelikle o anayasayı tartışacak toplumun önündeki ifade ve örgütlenme engellerini kaldıracak yasal düzenlemelere ihtiyacımız var.
Nerden baksan ahmakça
AKP’nin İmamoğlu’na siyasî yasak getirilmesinden beklentisi ne; AKP’nin oyun planı ne olabilir? Erdoğan’ın elindeki bu önemli, bu hayatî koz, CHP’yi Yavaş’ı aday göstermeye mecbur etmek olabilir. CHP içindeki sol kanat ve Mansur Yavaş arasındaki gerilimin gıdıklanarak CHP’lilerin bir kısmının Yavaş’a oy vermemelerinin sağlanması gibi stratejik hamleleri de olacaktır.
Erdoğan, ya herro ya merro veya devr-i sâbık
Cumhurbaşkanlığı makamı ile tam bir “Ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum” ilişkisi kuran The Reis’in âkil adamlığa eyvallah demesinin tek yolu, bu yolun da iki şartı var gibi görünüyor: Bir, gelecek seçimlerde TBMM çoğunluğunu elinde tutabilmek, ikincisi de devr-i sâbık yaratmayacak yeni bir cumhurbaşkanı adayı bulabilmek. Aday olmayı tercih etmesinin de iki yolu var. Birincisi erken seçim, ikincisi de bir Anayasa değişikliği.
Anadolu irfanından 'narin' bir pornografiye
Pornografi, porno; açık saçık, edebe aykırı, müstehcen olan istihcan edilen ve buna dair yapılan yayın anlamında. Kötü görme, çirkin sayma, ayıplama anlamlarında istihcan; tam da benim Narin Güran cinayeti ile ilgili olarak yapılanlardan ve buna dair yayınlardan hissettiğim şeyi tanımlıyor: kahpece işlenmiş bir cinayetin üzerinden raiting devşirmeye gayret eden medya maymunları midemi bulandırıyor; istihcan ediyorum onlardan, yaptıklarını müstehcen, pornografik buluyorum.
At izi, it izi, kılıçlar ve askerler
Erdoğan, “Kılıç çeken kendini bilmezler temizlenecek” dediğine göre, törendeki eylemi tertip eden gencecik çocuklar mesleklerinden atılacaklar sanırım. Yine filler tepişecek, yine çimenler ezilecek; fatura, hayatının ve kariyerinin başındaki Ebru Teğmen ve arkadaşları ile onların ailelerine kesilecek.
AKP güçten düştükçe CHP yükselir mi?
Kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptıkları anketlerde önde görünen bir CHP var ama ortada Bold Pilot’a dönmüş bir CHP örgütü, Halis Karataş’a dönmüş bir Özgür Özel gören var mı? CHP’nin bir seçim daha kaybedecek takâti var mı?
Liminal politik zamanların subliminal masalları
Devlet Bahçeli’nin üç otuz “kitch” subliminal mesajlarını gerçekten ciddiye almaya devam edecek miyiz? Gerçekten bunlar, bir cinayet romanı inceliğinde kurgulanmış, düşünülmüş “zeka ürünü” politik subliminal mesajlar mı yoksa şeyh uçmuyor da müritleri mi öyle düşünüyor? Yoksa ortada ne zahirî ne batinî mesaj falan yok da bir hezeyan mı var.