Burcu Aktaş

bu.aktas@gmail.com
TÜM YAZILARI
Şömineli kahvenin fazileti Şömineli kahvede üç kişi… Aralarında bir yakınlık duygusu. “Sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.” Farkındalar. Sığındıkları bu yerde sadece kitap müptelalarının anlayacağı bir dil konuşuyorlar.
Kar altında titreyen yazı “Azrail gibi bir kış geldi,/ Yurdumuzda ne ararsan yok” diyor Cahit Külebi.  Her kış memleket hikâyesi... 1954 kışı da... Düne baksan kış, bugüne baksan kış... Geçmişin edebiyat magazini Vapura yetişme kaygısı yüzünden mülâkatı kısa kesen Ahmet Haşim ya da mütevazı apartmanının caddeye bakan kütüphane odasında kolları sıvalı beyaz geceliğiyle Ercüment Ekrem Talu… Nedim’i çok cıvık ama Fuzûlî’yi “şairiyet dehası” bulan Yakup Kadri Karaosmanoğlu… 1927-1928 yılları arasında Yeni Kitap dergisinde dönemin ünlü edebiyatçılarıyla yapılan mülâkatlar yazarların iç dünyalarını, toplumsal görüşlerini anlatan altın değerinde kaynaklar.
Vicdan azabı halüsinasyonları Halüsinasyonları zihnin davetsiz misafirleri olarak adlandırıyor Oliver Sacks. Sevdiklerimizin ölümünün, hasretinin tetiklediği halüsinasyonlar dışında, suçluluk duygusundan dolayı meydana gelenlerden de bahsediyor. Yakınlarımızı ya da çok şeyimizi kaybetmemize sebep olanlar vicdan azabı halüsinasyonları görüyor mudur? Dış kapıyı iyice kapat! İç acıtıcı bir uyarı: Apartman kapısının iyice kapandığından emin olmak üzerine. Neden bu uyarı? İçeri girip uyuyan oldu diye… Toplumsal adaletsizlikle, sebepleriyle ilgilenmeden sadece kendi konfor alanlarımızı muhafaza etmeye çalışarak, kolektif bilinçten bihaber yaşarsak adil yaşamdan da git git uzaklaşırız. Selim İleri: Hem çok kalabalık hem de evrende yapayalnız Çocukluğunu seksenlerde geçirmiş, doksanların sonunda, iki binlerde onun okuru olmuş bizim kuşakta Selim İleri’nin yerinin ayrı olduğunu düşünüyorum. Onun kitaplarını okuyan kuşakdaşlarımla konuşmalarımız hâlâ capcanlı. Arkadaşlarımdan biri mükemmel özetlemişti Selim İleri’yi: “Bu adam hem bizim gibi hem de bize hiç benzemiyor.” Kitaplarıyla önümüzdeki yaşamın yalnızlık provasını yaptırdı. Çocuklara tiranlığı anlatmak Gianni Rodari’nin Soğan Oğlan’ı, sadece İtalya’da popüler bir hikâye olmakla kalmamış, dünya çapında çocuk edebiyatı üzerinde etki yaratmış bir kitap. Çünkü adalete inanan sıradan bireylerin fark yaratma potansiyeli hakkında zamansız bir alegori. İnat yılının takvimi Yeni yılın ilk ayı aynı zamanda psikolojik bir eşik. Uğraşmadan, didinmeden teslim mi olacağız yoksa bildiğimiz yolda inat mı edeceğiz? İşte ocak ayını atlatırken omuz omuza verilecek kişiler ve “güzel şeyler olur” diyen şair… Özen gösterme yeteneği Bihter Gönül şahsiyetinden vazgeçmeden doymayı ve kavgasız yaşamayı işaret ediyor. Daniel Chamovitz, çiçek açmış gül fidanına bakınca onda çok uzun zamandır görmediğimiz bir kuzenimizi görmemiz gerektiğini söylüyor, ortak genlere sahip olduğumuzu hatırlatıyor. Behçet Necatigil kapısı yüzümüze hiç kapanmayacak bir odada misafir ediyor bizi. Kır aynaları, kır artık! Şimdi çıkıp şehrin aynalarını bir bir kırsam, sosyal medya hesaplarını yeni bir videoyla semirtmek isteyenlerin iştahını kabartmaz mıyım! Hikâyeler reels’lere karışır. Ya benim anlatmak istediğim hikâye, ona ne olur? Nasıl başlar her şey? Brezilyalı yazar Silvana Tavano şöyle diyor: “Neyse ki pek çok şey, sadece bir arzuyla başlar: Bir sır, hiçbir şey anlatmamayı seçtiğimizde başlar… Bir dostluksa her şeyi anlatmak istediğimizde.” Yoksul bırakılmışlığın kışı Kış geliyor. Yoksulluğun değil yoksul bırakılmışlığın kışı… Sonu elektrik sobasından çıkan yangılara, kartonla kapatılmış camsız pencerelere, duvarsız evlere, rüzgârı dinmeyen barakalara çıkacak bir kış. Bozuk düzeni kuranlar ise paltoları üzerlerinde, kaşkolları boyunlarında, elleri ayakları sıcacık, bu “son”ların üzerinde tepinecekler. “Son”u gelenleri suçlayacaklar. Kentte Necati Tosuner’i hatırlatan mantarlar Trafik ışıklarının ay ışığını bastırdığı kent merkezinde bir ödül gecesi… Kısa bir konuşma yapıyor Necati Tosuner. Bütün o kitapları yazanın ta kendisi olduğunun sağlamasını yapan bir konuşma. Yazı gecesi Yazı gecesi gelip çattığında kafamı kurcalayanlar yeterince demlendiyse benden rahatı yoktur. Yazı, bir tülü çeker gibi soldan sağa akar gider. Eğer düşüncelerimin arasındaki bağları daha kuruyorsam, vah benim halime! İçten içe yazının bir mesai değil de sadece bir yetenek olduğuna dair göksel bir işaret beklerim! Ama öyle kolay değil, her hafta yazılacak bir yazı için emeksiz bir yol yok. Şairin şiltesi, salyangozun kabuğu Salyangozun kabuğuna imrenmemek elde mi! İçinde uykuya daldığı, korunduğu, kıvrımlarıyla güzelleşen bir kabuk. Bu kabuğa edebiyatımızın derinlerinden bir akraba arıyor zihnim. Sayfalar, şiirler, sözcükler arasından bir şilte çıkageliyor. Üzerinde yatana kabuk olmuş, onu büyütmüş, kollamış. Kimin bu şilte? Ziya Osman Saba’nın. Yalnız o, salyangozun kabuğu ile şiltenin akrabalığına inandırabilirdi. Eve yalnız yürümek Kimsesiz, gariban leylekler uçuyor. Ahmet Hâşim evinden çıkıp tatilini geçirmek üzere Bursa’ya ya da hastalığına çare bulmak için Frankfurt’a gidiyor. Hera’nın lanetiyle Lamia’nın gözleri kapanmaz hale geliyor. Biz de çağın bizlere sunduğu kapanmaz gözlerle kötülükleri, adaletsizlikleri, açlığı, savaşı, işkenceyi anbean, ara vermeksizin izliyoruz. Alışıyoruz. Sana kanmayacağım Sait Faik! Bugün insanları sevmek is-te-mi-yo-rum diye söylenirken ben, mavi bakışlarıyla dikiliyor karşıma. Kanmayacağım ona, inandıramaz beni artık insanlara. Siz siz olun yazarınızı hırsa kapılarak sınava çekmeyin! Ve… küstahlığım anında un ufak oluyor. Düş şu insanların yakasından, neden böyle sürüp gittiğine bak diyor. Karanfilli yazı Unamuno’nun şu sözlerini tekrar ettim bir kere: “Tanrım benden günün ayrıntılarını esirgeme.” Payıma öyle çileli bir ayrıntı düştü ki, mevzu ta 1945’te kurulan Saygısızlıkla Savaş Derneği’ne, Çilingir Rıza’ya, bir klima ünitesine hatta Yerçekimli Karanfil’e dek uzanıyor. Rüya gördüğüm gecenin sabahı Yaşamın zorlukları rüyalarda geri dönüp duruyor. Son yıllarda sıklıkla. Her rüya biraz da memleketin tortusu. Şeytanlık üzerine ‘denememe’ Olaylar otobüs şoförünün “Her şeyi hazır bekliyorsunuz!” diyerek yolcuyu azarlamasıyla başladı. Derken Ferhan Şensoy yol gösterdi, Turgut Uyar cesaretlendirdi, Sabahattin Ali sorularla baş başa bıraktı. Alacakaranlıkta karşılaşmalar Alacakaranlıkta kiminle karşılaştığınız gitgide önem kazanıyor. Benim karşılaştığım arkadaşlar söyledikleriyle haftanın tortusunu azalttı. Darısı başınıza. Müteahhit, güzellik furyası, Tomris Uyar Tomris Uyar vaktiyle öyle tespitler yapmış ki, o günlerden bugünlerin ucunu sıkı sıkı tutmuş. 1978 yılında kutu oyunlarının toplumsal değer ölçüleriyle taban tabana zıt düştüğünü söylüyor. Hapse giren bir müteahhitin elli lira gibi gülünç bir ceza ödeyerek, iki el oynamayarak ya da şans kâğıdının gelmesini bekleyerek hapisten çıkabildiğinin altını çiziyor. Yahut 1980’lerde egemen olmaya başlayan güzellik ve sağlık furyasını can alıcı bir yerden tartışıyor. “Yeni ırkçılık” olur mu? Sağanak gibi karakterlerin yazarı Edebiyatında sevgiyi daima izlek olarak kullanan İrfan Yalçın, sevgisizliğin ayyuka çıktığı günlerde aramızdan ayrıldı. Onun eserlerinde sevgi, yüreğe her zaman takılması gereken bir çelmedir. Tolstoy’suz aile çay bahçeleri İstanbul’un çay bahçelerinde her mutsuz ailenin kendine özgü mutsuzluğu var mı emin değilim. Tüm mutsuzluklar birbirinin aynı sanki. Konuşmalardan anlıyorum bunu. Verilemeyen ikinci siparişlerden, beraberinde getirilmiş atıştırmalıklardan, çocukların isteklerinin duymazlıktan gelinişinden... Ama en çok da iyi maskelendiği düşünülse de apaçık ortada olan o dipsiz depresyondan... Kısmet meselesi Bugün, Kısmet’in dünya seyahatinden dönüşünün yıldönümü. Elli dokuz yıl önce Boro’ların arkalarına sadece rüzgârı alarak çıktıkları bu yolculuk, insanın doğayla kurduğu ilişkide ‘yeteri kadar’ı hâlâ mükemmelen temsil ediyor. Okul yalnızlığı, dışarda bırakılan çocuk ve bir öğretmen Okul yalnızlığı bizimki gibi ülkelerde eşitsizliklerle besleniyor, semiriyor, sonunda ötekileştirmeye evriliyor. Hoşça kal imkânlar âlemi Yakup Kadri’nin gençlik hatıraları aklına üşüştüğünde onların içinde kaçırılmış fırsatlar, erişilmemiş amaçlar gördükçe canı sıkılır. Nurullah Ataç gençlik için imkânlar âleminin var olduğunu ve onların buna inanmakta haklı olduğunu düşünür. Bugün gençlerin çoğu yaklaştıkları anda kaybolacak bir imkânlar serabına bile sahip değil. Sorun hâlâ pek insanca olan düzen John Berger’a göre hayvanlarla ilişkimizin mezar taşı hayvanat bahçeleridir. Berger’ın yaklaşımını kerteriz alırsak bir ilişkinin hep “insanca” talep, istek ve ihtiyaçlarla tüketim üzerinden sürdürülmesi hayvansız dünyanın yerini gitgide sağlamlaştırması demek. İnsanlık uzun zamandır hayvanlarla, onlar insanileştiği noktada duygudaşlık kuruyor. Yaşamla memnuniyet bağı Yaşamla ilişkisini beğenilme üzerine kurmayan biriyle karşılaştınız. Üstelik kendinden memnun. Bir de günümüzün tüm araçlarından azade yaşamıyla; edebiyatın, müziğin hatta mutluluğun aşınmayabileceğini gösteriyor. Şaşalarsınız tabii. Buyurun o zaman, Hirayama’yla tanışın. Salâh Bey’in 24 ayar altınları Edebiyatımızın 24 ayar altınıdır Salâh Birsel denemeleri. Onları okudukça denemeci adı verilen bambaşka bir varlık olduğunun ayırdına varır insan. Ve şimdi Salâh Bey’in altınlarını yastıkaltından çıkarmanın tam zamanı. Evet, tam da üslubu kıt bu günlerde.