Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü sahibi şair ve ilk kitabı…

Enver Ali Akova, genel olarak kitaptaki şiirlerinde dünyanın karşı karşıya olduğu çevre felaketiyle ilgili yoğun bir duyarlılık gösteriyor. Şiirlerin teması, izleği, konusu büyük ölçüde doğa ve çevreyle ilgili. Ekolojik sorunların daha çok dikkat çekmesini, görünür olmasını isteği öne çıkıyor. O nedenle şiirlerinde daha çok doğayla uygarlık arasındaki çelişkilere, çatışkılara yer veriyor.

Abone ol

DUVAR - Kitapların arka kapağında yayıncının, editörün kısa sunuş, tanıtım yazısına ya da alanında yetkinliği kabul edilen isimlerin görüş ve düşüncelerine yer verilmesi alışılmış bir uygulamadır. Aslında bu yazılarla yayınevi okur nezdinde kitaba kefil olduğunu gösterir. Kitabın, daha önce verilmiş bir ödülün bilgisinin yer aldığı etiketle yayımlanması da aynı amacı taşır. Okur için bu türden referansların, kefaletlerin büyük ölçüde belirleyici rol oynadığı söylenebilir.

Reklam, pazarlama ve benzeri süreçler yayıncılıkta da satış amacına yöneliktir. Reklam satışın temel araçlarından biridir. Öte yandan, günümüz koşullarında reklamı, tanıtımı yapılmayan kitabın ne yazık ki geniş okur kitlesiyle buluşması hiç de kolay değil. Artık kitabın okura sunumunda tanıtım, duyuru ve benzeri girişimlerin tümü, adeta zorunluluk haline gelmiş durumda. Öte yandan özellikle kültür, sanat, edebiyat ve şiir içerikli kitapların sunumu yapılırken okurun güveninin istismar edilmemesi de önemlidir.

Varlık Yayınları 2018 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nde şiir dalında birinci olan dosyayı geçen günlerde yayımladı. Hatırlanacağı gibi ödül, 1996 doğumlu Enver Ali Akova’ya verilmişti. Akova’nın kitabı “Olmasını İstediğimiz Bir Park” adıyla raflardaki yerini aldı.

Daha önce şiirleri okur önüne çıkmamış genç şairin kitabında, ilk dikkati çeken kapağın üzerindeki “2018 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü” “etiketi” oluyor. Varlık Yayınları her yıl, Yaşar Nabi Nayır Gençlik ödüllerinin şartnamesine uygun olarak birinci seçilen dosyayı yayımlıyor. Yayımlanan kitabın ön kapağına da bu “etiket” yerleştiriliyor. Ya da bu “rozet” takılıyor. Yayınevi böylece her yıl “etiketli”, “rozetli” yeni bir şiir, yeni bir şair de önermiş oluyor. Bu arada, ilki 1984’te verilen Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’ne, şartname gereği yalnızca otuz yaşın altında olanlar katılabiliyor.

Olmasını İstediğimiz Bir Park, Enver Ali Akova, 56 syf., Varlık Yayınları, 2018.

Enver Ali Akova’nın dosyasını yayımlayan Varlık Yayınları, kitabın kapağında yer verdiği “etiket”teki bilgilerle okura, aynı zamanda bir referans da sunuyor. Bu referansın okurun büyük bir bölümünü etkileyeceğiyse açık. O “etiket”in ya da “rozet”in diyelim, kitabın ön kapağında bulunması önemlidir. Çünkü şiirleri daha önce herhangi bir dergide yayımlanmamış, hiçbir yayında yer almamış, herhangi bir biçimde okurla temas kurmamış, karşılaşmamış genç bir ismin kitabının, daha geniş okur çevreleriyle buluşmasının sağlanması “satış başarısı” için de şarttır.

Akova’nın kitabının adının da en az kapağındaki “etiket”, “rozet” –artık ne derseniz- kadar dikkat çekici olduğunu belirtelim. Kitabın adı, üstünden henüz beş yıl geçmiş, ülkede yaşanmış ve dünya ölçeğinde etki yaratmış tarihi büyüklükteki toplumsal bir olayla, Gezi Direnişi’yle çağrışım kuruyor, kurduruyor diyebiliriz. Bunun altının özellikle çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz. “Olmasını İstediğimiz Bir Park” ifadesi de dikkatleri Gezi Direnişi’ne çekeceği düşünülerek seçilmiş gibi. Çünkü Gezi Direnişi’nden kalmış bir slogan algısı yaratıyor. Ayrıca bu imgenin, duygu ve düşüncemizi sözünü ettiğimiz olaya, konuya yani Gezi Direnişi’ne yönelttiğini görüyoruz. Her ne olursa olsun, kitabın adının yakın zamanda yaşanmış ve geniş yankılar uyandırmış tarihsel, toplumsal bir olayla duygusal, düşünsel ilişki oluşturması önemlidir.

Yine de şu soruyu sorabiliriz: Acaba “Olmasını İstediğimiz Bir Park” ifadesi, bize çağrıştırdıklarından başka bir anlama işaret ediyor olabilir mi? Kitabın arka kapağında yer alan Enver Ali Akova’nın sözleri sorumuzu büyük ölçüde yanıtlıyor diyebiliriz. Şöyle diyor Akova: “İçinde bulunduğum ve kırsala nazaran daha yakından tanıdığım şehir hayatında bana öyle geliyor ki insan sesi kendi yaptığı duvarlardan yankılandıkça güçleniyor ve kendine karşı yıkıcılaşıyor. Bir yandan da doğa gibi temel bir dürtü haritalarla beraber parkların temsiliyetinin altında sıkışıyor ve bizim doğayla ilişkimiz bu parklar üzerinden kuruluyor. Bunu yıkıcı bir iletişimsizlik olarak görüyorum.”

Adıyla birlikte arka kapak yazısı da gösteriyor ki kitabın teması, izleği, konusu, beş yıl önce yaşanmış Gezi Direnişi’nin etkilerine, esintilerine dayanıyor. O nedenle bunun Gezi Direnişi’yle ilgili bir imge olduğunu düşünüyoruz. Aslında bu genç bir şair için iyi bir başlangıç sayılır. Çünkü muhtemel okurun, hiç değilse bir bölümüyle kitabın duygusal, düşünsel yönden ilişki kurması bakımından etkili olacaktır. Sonuç olarak kitabın adının amacına ulaşmış bir seçim olduğunu söyleyebiliriz.

Düşün ve eleştiri alanında biçimcilik olarak bilinen yöntemin öncülerinden Mikhail Bakhtin söylemlerin, metinlerin tarihsel toplumsal kültürel etkileşimleriyle birlikte ele alınmasından yanadır. Böylece bir metnin hem kendisinden önceki metinlerle hem de okuyanların ya da dinleyenlerin yaratacakları metinlerle çoksesli bir ilişki içinde bulunduğunu belirtir. Bakhtin’e göre tarih ve toplum yazarın çalışmalarında hem beslendiği hem de diyalog kurduğu metinlerdir.

Bakhtin’in dil ve şiir ilişkisine dair sözleri de önemlidir: “Dil, olanaklarının tümünü yalnızca şiirde açığa vurur, çünkü dilden en çok talepte bulunan şiirdir: Dilin tüm yönleri en uç noktaya kadar esnetilir ve nihai sınırlarına ulaştırılır. Şiir adeta dilin öz suyunu sıkıp alır ve dil şiirde kendisini aşar. Ama dilden bu tür taleplerde bulunan şiir yine de onu dil olarak, dilbilimsel açıdan belirli bir kendilik olarak alt eder. Şiir tüm sanatları ilgilendiren genel önermenin dışında değildir: Malzemesi ile ilişkili olarak belirlenmiş sanatsal yaratım, söz konusu malzemenin alt edilmesidir.”

Enver Ali Akova’nın kitabının adının çağrıştırdıkları ve arka kapakta yer alan sözleriyle şiirleri arasında bir devamlılık ilişkisi, süreklilik kurgusu bulunup bulunmadığına yönelik oluşan sorulara yanıt arayalım artık…

'AĞAÇTAN DÜŞER GİBİ OLGUNLAŞTIRICI'

“Olmasını İstediğimiz Bir Park”ın ilk şiiri “Bir Zamandan Ovaya” adını taşıyor. Genellikle ilk sayfada yer alan şiirler kitap adları kadar önemli ipuçları içerir. Sözü geçen şiire bakalım:

Gök burada bodur ve yayvan

Böylece yer yer genç kavaklarla

Bir ahi bulutları dürüyor

Zaman bütün kıvrımlarıyla iç içe yatıyor

Güneş gözlerimden giriyor içeri

Ve sökülüyor kara kıştan gördüklerim

Sana tutunduğum yerlerden çözülüyorum

Bir ağaçtan düşer gibi olgunlaşıyorum

Ellerim ıslak ve berrak

Bir zamandan, bir ovaya topluyorsun beni

Bittiğim yerde büyüyebilen bir türüm

Bütün suları aydınlık denizlere bir ederim

Kentlerin ve kent yaşantısının gittikçe doğadan uzaklaştığı ve insanları da uzaklaştırdığı gerçeğinin Enver Ali Akova için de bir rahatsızlık, huzursuzluk nedeni olduğu anlaşılıyor. Doğayla doğrudan, engelsiz, sınırsız karşılaşmanın, buluşmanın “ağaçtan düşer gibi olgunlaştırıcı” etkisinden söz etmesi boşuna değil.

Dünya büyük bir ekolojik yıkım yaşıyor. Bir grup insan bunun farkında ve bu yıkıma karşı duyarlılık oluşturmak, geliştirmek için çaba sarf ediyor. Enver Ali Akova’nın da bu çabadan etkilendiği gözlemleniyor. Enver Ali Akova’nın şiirlerinde, dünyanın yok oluşla sonuçlanacak ölçekte ekolojik yıkım yaşadığı gerçeğine dikkat çekmeyi önceleyen duyarlılık ön plana çıkıyor. Ayrıca, kentlerdeki semt parklarının ya da çevre düzenlemesi yapılarak oluşturulmuş koruların, ormanların aslında doğayla sınırlı bir buluşma imkânından daha fazlasını sağlayamayacağının altı çiziliyor. Akova kentlerin ve kent yaşantısının insanın doğal çevreyle ilişki kurmasını sınırlandırmasına, hatta giderek yok etmesine açık bir dille itiraz ediyor. Kitabın dikkat çeken şiirlerinden “Ariel”in ilk bölümüne bakalım:

Delik deşik bir hava. Güneş batmadan

Tüm renklerini vermiş, insanların duyulan son demleri.

Optik bir oyun de, denebilirse, seni,

Apartmanın arka bahçesinde saklanmış ağaçlar

Gibi buluyorum akşamüstüleri, bir köpek havlıyor,

Park sesleri, çamaşırlar kurumaya asılmış. Dışarıdan

Temiz hava ve deterjanın çiçek kokusu.

Kentlerde yaşayanlar pencereyi açtıklarında dışarıdan temiz hava ve çiçek değil, ancak deterjan kokusu alır. Akova bu çelişkiyi, ayrıca yaşanmakta olanla özlenen arasındaki uyumsuzluğu, ironi katmanları da oluşturarak dile getiriyor. Enver Ali Akova, genel olarak kitaptaki şiirlerinde dünyanın karşı karşıya olduğu çevre felaketiyle ilgili yoğun bir duyarlılık gösteriyor. Şiirlerin teması, izleği, konusu büyük ölçüde doğa ve çevreyle ilgili. Ekolojik sorunların daha çok dikkat çekmesini, görünür olmasını isteği öne çıkıyor. O nedenle şiirlerinde daha çok doğayla uygarlık arasındaki çelişkilere, çatışmalara yer veriyor.

Genç bir isim olan Enver Ali Akova’nın, kendisinin de değişik çelişkiler, çeşitli çatışmalar içinde olması olağan. Belki o nedenle doğanın, çevrenin, giderek gezegenin yıkıma uğratılması karşısında şiirlerinde gösterdiği yoğun duyarlılığı ve tepkiyi sınıfsal farlılıklar karşısında koruyup sürdüremediğini görüyoruz.

Sanatın evrensel değerlerinin her şeyden önce mazlumdan yana olduğu bir gerçektir. Modern Türkçe şiirde de şairlerin ve yapıtlarının sözü, sesi mazlumdan yana çıkmış ve yükselmiştir. Sanat yapıtında estetik düzeyi de, hazzı da yapıtın ortaya koyduğu ahlak ve adalet duygusu önemli ölçüde etkiler. Modern Türkçe şiirde şimdiye kadar bilebildiğimiz kadarıyla üst sınıf kesimlerinin alt sınıfları aşağılayıcı ifadeleri yer almamıştır. Sınıflar arasındaki çatışmada şairin tavrı her zaman ezilenden, mağdurdan, mazlumdan, ötekilerden yana olmuştur. Geçmişin deneyimi ve birikimi de açıkça bunu göstermektedir. Çünkü şiirin odağında her şeyden önce evrensel değerler yer alır.

Enver Ali Akova’nın kitapta yer alan “Jenerikten Önce” başlıklı şiirindeki bir bölüm dikkatimizi çekti. Özellikle şiirin sözünü ettiğimiz bölümünde duyuş, düşünüş ve ortaya konulan duyarlılık önemli bir gösterge oldu bizim için. Şiirdeki bu ifade, bir sapma, şiirin bugüne kadarki tarihsel deneyim ve birikiminin oluşturduğu zeminde önemli bir “fay kırığı” niteliğinde diyebiliriz. Zihinsel bir yarılmanın işareti olarak da yorumlanabilir. Şiirdeki söz konusu o bölümünü okuyalım:

Siteye beş kilometredeki köyün çocukları,

geceleri izmaritlerini ve plastik çöplerini denize

bir hırsla atıyorlar. Belki kendilerinin de buraya

(bu güzel koya) ait olduğunu göstermek için ya da

bizle bir çeşit yer ve sınıf kavgasına tutuşmak için, evet

Bilmiyorum neden, ama ne onlar bize güveniyor

ne de biz onlara. Belki babaları çatıları üç katı

fiyatına onardığı için, gerçekten bilmiyorum

Toplumsal sınıflara, farklı sınıf katmanlarına, sınıfsal kesimlere yönelik şairlerin bakışını örnekleyen geçmişten, modern Türkçe şiirin birikiminden birçok yapıt bulmak mümkün. Edip Cansever’in “Aşklar İçinde” başlıklı şiirini de o örnek yapıtlardan biri olarak hatırladık. Şiirin tamamının okunmasını önererek kısa bir bölüm paylaşalım:

Küçüksu çayırını şantiye yapmışlar

İşçiler beton döküyor, demir eğiyor, zift kaynatıyor

Vakit öğleyi geçti çoktan, yemeklerini yemiş olmalılar

Coca-Cola'ya doğrayıp ekmeklerini

işçilerimiz, yarını kuracak olan işçilerimiz

Ben görür müyüm bilmem, ama kuracaklar mutlaka

Coşkuyla vuracaklar her çiviye, türkülerle dökecekler betonu

Ve onlar

Onlar, diyorum sadece

Bir yolculukta karşılıklı konuşan adamların

Parmak uçlarındaki sigaralar gibi şaşkın

Bilmeden ne yapacaklarını

Anlayacaklar ne kadar güçsüz

Ne kadar zavallı olduklarını

Vakit öğleyi geçti çoktan.

'POLİTİKA ÖĞRENİYORUM'

Enver Ali Akova’nın aslında dünyaya, topluma, toplumsal sınıflara, farklı toplum kesimlerine yönelik bakışındaki çelişkileri, duygusal, düşünsel tutumundaki çatışmaları fark edebileceğini, bunlarla hesaplaşabileceğini gösteren şiirler, dizeler de var kitapta. “Sol Göğsüm” başlıklı şiirinde yer alan “politika öğreniyorum” dizesini o nedenle önemsiyoruz. En azından kendisiyle ilgili bir gerçeğe, politik bilinç eksikliğine ve bunun farkında olduğuna işaret ediyor. Ayrıca eksiğini giderme niyetinde olduğunu da belirtiyor diyebiliriz. Yoksa “gece gezilerine çıkılacağının” sözü niye geçsin şiirinde…

Enver Ali Akova’nın şiirleri biçem ve biçim olarak okurla diyaloğa son derece açık. Şiirlerin konuşmak konusunda okura herhangi bir engel, zorluk çıkarmadığını görüyoruz. Bunun büyük ölçüde şiir dilinin dışa açıklığıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

Düz yazıdan, özellikle öykünün olanaklarından yararlanarak yazan ve türler arasındaki “sınır ihlalini” önemsemiyor izlenimi veren kitabıyla “görücüye” çıkan Enver Ali Akova’nın bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini görmek için beklemek gerektiği kanısındayız.

Yeni şiirlerini okumayı umduğumuz gençlik ödüllü şair ve okurla buluşan ilk kitabıyla ilgili yazımızı, yapıta adını veren “Olmasını İstediğimiz Bir Park” başlıklı şiiri paylaşarak bitirelim istedik:

Karşısına geçtim izliyorum

İçten bir ses sanki neredense

Hatta evcimen; çoğumuzdan büyük

Bu kapıların arasında sıkılınca,

Odalardan çıkıp karşısına geçtim, izliyorum

Yoksa konuşmayı bile unutacağım

Oturdukça ilkelleşiyorum

Şimşek çaktı, sonra yağmur caddeye

Ve kubbeye düşerken iri damlalarla

Sela okundu

Rüyamda biri öptü beni

Gerçekliğin kılıcı, düşün elinin kiri

Bir gülüşünde / Hala sıcak mı vücudum

Kanlar içerisinde, apartmanın kapısında

Kapıcının eline doğdu kedi. Bir can uzunluğuna

Daha utanç böyle taşındı, dibine düştü upuzun cirit

Ağacın iskeletine konmuş kargalar var