'Yahudi'nin bir günü!

Raşel Meseri ve Aylin Kuryel tarafından hazırlanan ”Türkiye’de Yahudi Olmak ‘Bir Deneyim Sözlüğü’” adlı kitapta yetmiş bir kişi gündelik yaşamda Yahudi olmak üzerine kendi deneyimlerini paylaşıyorlar. “Sözlük”; kimlik, bellek, gündelik yaşam, “farklılık” gibi konuları çalışanlar için önemli olduğu kadar “öteki” olarak konumlanana dair algıları anlamak ve bununla yüzleşmek için de iyi bir okuma olabilir...

Abone ol

DUVAR - Gündelik yaşam önemlidir, farkında olmadığımız pek çok ayrıntıyı içerisinde barındırır. Günün içerisinde farklı mekânlarda ya da sokakta kaybolup gitmişken çeşitli ilişkilerin içerisinde buluruz kendimizi, bazen okulda, bazen sokakta, bazen de herhangi şirketin bir ofisinde. Gündelik yaşam farkında olarak ya da olmayarak “öteki” olarak tanımlanmış olanla kurulan ilişkiler açısından da bir deneyim yeridir.

Dil, alışkanlıklar, egemenin algısıyla oluşmuş önyargılar için yaşamın içerisi hem bir kırılma noktası ortaya çıkarır, hem de oluşturulmuş düşmanlığın devam ettiği bir alan sunar. Ayrıca gündelik hayat karşı karşıya gelme mekânıdır ve farkında olmadan pek çok şeyin açığa çıkıverdiği durumlarla bizi yüz yüze getirir. Birden ağzınızdan kaçıveren bir kelime, herhangi bir yemek ismi veya bir küfür kimliğinizi veya oluşturulmuş algınızı deşifre ediverir.

Lefebrve; "gündelik olanın, dışsal doğal ve toplumsal dünyalarla en doğrudan ve derinden ilişkiye girdiğimiz ve temel insani arzular, güçler ve potansiyellerin ilk olarak formüle edildiği, geliştirildiği ve somut olarak hayata geçirildiği alanı temsil ettiğinin altını çizer." Bu doğrudan ilişki önemlidir çünkü hem farklılıkların bir arada deneyimledikleri açısından hem de gündelik yaşamda en sabit olarak görünen ilişkinin bile aşınabildiğini, kırılabildiğini göstermesi açısından.

'DENEYİM SÖZLÜĞÜ'

Bu bahsettiklerimizle yakından ilişkili bir kitap, ”Türkiye’de Yahudi Olmak ‘Bir Deneyim Sözlüğü’”, Raşel Meseri ve Aylin Kuryel tarafından hazırlanan metin aslında bir sözlük. Kitapta yetmiş bir kişi gündelik yaşamda Yahudi olmak üzerine kendi deneyimlerini paylaşıyorlar ve bu deneyimler sözlük gibi alfabetik sıraya göre yer ediyor. Kitabı ilginç kılan yanlardan birisi de sadece kimliği Yahudi olanların değil verili kimliği egemen olanların da bu maddelerin yazımına katkı sunması ve bir anlamda kendileri ve çevrelerinin etkisiyle yaşamlarında, gündelik dilde karşılaştıkları ayrımcılığı veya tam tersini paylaşmaları.

Kitabın girişinde “deneyim sözlüğü” ifadesi, deneyimlerin, sözlük maddelerinin aksine sabit olmamalarına yaptığı ironik referansla sınırlı değil; arşivlenen deneyimlerin tarihsel bilgi birikimi yaratma gücüne de işaret ediyor” deniyor. Buna şu açıdan da bakılabilir resmi olmayan, gündelik yaşamın içerisinden çıkmış pratiklerin yatay bir anlatımla sunulması ve böylece yukarıdan dayatılanın kırılması anlamına gelen bir tarih yazımı. “Sözlük”; kimlik, bellek, gündelik yaşam, “farklılık” gibi konuları çalışanlar için önemli olduğu kadar “öteki” olarak konumlanana dair algıları anlamak ve bununla yüzleşmek için de iyi bir okuma olabilir.

'FARKLILIĞI' HATIRLATMAK

Türkiye'de Yahudi Olmak 'Bir Deneyim Sözlüğü', Raşel Meseri, Aylin Kuryel, İletişim Yayınları, syf. 270, Kasım 2017.

Gündelik hayatta egemen reflekslerle hareket edenin bir misyonu da kendisi gibi olmayana devamlı olarak karşısındakinin “farklı” olarak kurulduğunu hatırlatması. Bu hatırlatmaların pek çok yolu var bazen bir ima, bazen bir bakış, bazen kendisinde görmediği bir davranış veya herhangi bir deyim.

Kitaptan bir örnek ile devam edersek “Türkiye’deysen her an bir tanıdığın (ki aslında tanımadığındır) sana ismin ve bu âdetlerinle nasıl Türk olduğunu sorar. Pek aldırmazsın. Ama her an bir sorgulamaya da dönüşebilir. Anlatırsın. Yahudi toplumunun Anadolu ve İstanbul’da Osmanlı öncesinde de bulunduğunu, İber Yarımadası’ndan sürgün olarak gelen kitleler sayesinde büyüdüğünü, önce Osmanlı sonra da epeyce kıt tanımlı “Türk” kimliğini müsaade çerçevesi içinde benimsemeye gayret gösterdiğini, bu topraklarda böyle “Türklerin” de var olduğunu anlatırsın. Veya diyelim ki, biraz bilinçlisin ve kendini Türkiyeli olarak tanıtıyorsun. O zaman da “O da ne?” veya “Sen Kürt müsün?” ile karşılaşırsın…”

Burada da anlatıldığı gibi gündelik yaşamda verili kimliği egemen olan ile “başka” olarak tanımlanan arasındaki ilişki devamlı olarak böyle hatırlatmalarla işliyor, böylesi her karşılaşma “farklılığı” hissettirilen için kendisini yeniden kurmak ve tanımlamak anlamına geliyor. Bunun sonucu ise kişinin sürekli olarak “ben kimim?” sorusuna cevap arayıp kendisini “biz” olarak dâhil ettiği gruba aidiyetini tekrar tekrar tanımlaması demek. Böyle bir durumla devamlı karşılaşmanın ne kadar sıkıntılı olabileceğini söylemeye gerek yok sanıyorum.

SABİT GİBİ GÖRÜNEN

Kitabın da amaçladığı durumlardan birisi gündelik yaşamın getirdiği ilişkilerin sabit olmadığı, devamlı değişebilir olduğu ve bu anlamda bir ilişki biçimi olarak “ötekilik” hakkında düşünmek. Örneğin; hakkında “Yahudidir, pintidir, cimridir, aksidir, yanında çalıştırdığı kızlara para vermez” olarak ün salmış defne yaprağı satıcısı Yossi’nin yanında çalışan birisinin, başlangıçtaki tereddütlerini şu cümle ile sonlandırması gibi; “şimdi 80’ime merdiven dayadım ama Yossi, Adela ve Eleni’yi hiç unutmadım. Hak edenin hakkını vermeyi de Yossi’den öğrendim."

Görüldüğü gibi öğretilmiş önyargılarla hareket ederken, temas neticesinde bakış değişebiliyor bu da aslında “farklı” olana bakışın kırılabilir olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, öğrenilmiş olan ile yüzleşmek açısından da gündelik yaşam deneyimleri ve karşılaşmalar önemli gibi görünüyor.

RESMİ KURUMLAR

20'nci yüzyılın başlarında, Filistin'de çekilmiş bir arada olan Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar'ın bir fotoğrafı.

Kitabı okurken dikkati çeken bir diğer yan da ayrımcılığa dair deneyimlerin daha çok resmi kurumlarda ortaya çıktığının görülmesi. Özellikle, okul sıralarında veya zorunlu askerlik hizmeti sırasında yaşananlara dair anlatılarda bunun sıkça yaşandığı fark ediliyor. Yine kitaptaki anlatılardan öğrendiklerimize göre, okul sıralarında şöyle yaşanmışlıklar anlatılıyor; Yahudi olmasından dolayı öğrenciye bayrak tutturmamak, bir öğrenciye devamlı kimliği hatırlatılıp bu konuda sorularla sıkıştırılmak gibi ki çoğu zaman öğrenci kimliğinin farkında bile değil. Bu bana Du Bois’in “Siyah İnsanların Savaşımları” adlı kendi adıma çok etkileyici bulduğum metnini hatırlattı; Du Bois, Amerikalı bir siyahın gözüyle “ötekilik” konusuna değiniyordu ve onun “bir problem olmak hissi”ni fark etmesi de yukarıdaki örneklerde aktardığımız gibi okul sıralarındaki günlerine dayanıyordu.

Şöyle anlatır Du Bois: “küçük ahşap bir okul binasında, oğlanların ve kızların aklına -paketi on sente- cafcaflı kartlar alıp değiş tokuş etme fikri gelmişti bir gün. Her şey gayet keyifli de gidiyordu, ta ki bir kız, yeni gelen, uzun boylu, benim kartımı tartışmaya yer bırakmayacak sertlikte bir bakışla reddedinceye kadar. İşte o an kafama dank etmişti, ben diğerlerinden farklıydım; ya da belki, kalplerimizde yaşamlarımızda, özlemlerimizde, benzerdik, fakat ben onların dünyasından dev bir perdeyle ayrılmıştım.” Buradaki “perdeyle ayrılma duygusu”, ve “problem” olduğunun fark ettirilmesi belki de ömür boyu taşınacak yük demek. Eğitim sistemleri ve okullar bu hissin inşasında ve ortaya çıkışında önemli pay sahibi gibi görünüyor. Ayrıca yukarıdaki örnekte belirtilen “bayrak tutturmama” antropolojik anlamda “öteki” olanın “kirli” olarak kurulması bilgisini de hatırlatıyor.

Kitapta askerlikle ilgili de benzer anılara yer verildiğini görüyoruz bunlardan birisinde de ‘Ecnebi’ başlığı altında durum şöyle anlatılıyor; “Yahudi olan nişanlım askerlik hizmetini sakıncalı kuradan çekip Sarıkamış’ta yapıyordu. O zamanlar evde telefon yoktu. Kendisine telefon açmak için postaneye gitmiştim. PTT memuresine nişanlımın adını verdiğimde yüzüme uzun uzun baktı. Ardından, “hanımefendi telefon bağlatmak istediğiniz kişi ‘ejnebi’, ne işi var askerde?” diye şaşkınlıkla sordu. Nişanladığımdan beri, ecnebi kelimesini ilk duyuşum olmamıştı bu ne de son oldu.” Burada hem dil açısından hem de hisler açısından bir tavır seziliyor. “Ecnebi” derken inşa edilmiş olan önyargıya işaret ediyor memur, büyük ihtimalle asker olmaya dair algısı ‘Türklük’ ile ilgili olduğu için şaşırması normal gibi geliyor bana. Bunun altından hem kültürel hem de siyasi bir bellek inşası olduğunu söylemek hata olmaz sanıyorum.

KONUYU DENEYİMLER ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRMEK İSTEYENE

“Türkiye’de Yahudi Olmak ‘Bir Deneyim Sözlüğü’” gündelik yaşamın her alanında, dilde, kurumlarda, yaşamın küçük ayrıntılarında gizlenmiş ayrımcılığı deşifre eden bir kitap olmasının yanı sıra kimliğin ve “başka” olan ile kurulan ilişkinin sabit olmadığını gösterebilmesi açısından iyi bir çalışma bence.

Kitabın “sözlük” olarak tasarlanması hem sözlük olarak kafamızda beliren anlamı değiştiriyor hem de her türlü ilişkinin bir sözlükteki gibi sıralı düzenli yürümediğine, karşılıklı olarak kırılmaya müsait olduğuna gönderme yapıyor. Ayrıca metin, resmi anlatının dışında bir hafıza çalışması olarak da görülebileceği için yatay bir tarih anlatısı ortaya koyuyor. Elbette bu yatay hattı görmek isteyene, her türlü nefretin inşa edildiği ve aleni hâle geldiği şu günlerde bir de konuyu deneyimler üzerinden değerlendirmek isteyene.

Alıntılar için bknz.

“Yabancı, Bir İlişki Biçimi Olarak Ötekilik, ‘Siyah İnsanların Savaşımları’” Der. Levent Ünsaldı, s. 17-26.

Gardiner, M. “Gündelik Hayat Eleştirileri ‘Henri Lefebvre: Sıradanın Filozofu’”, s. 113.