Venezuela’da petrol ve krizler: Siyasi, ekonomik, sosyal ve ekolojik girdaplar

Yaşanan siyasi ve ekonomik sorunları sadece düşen petrol fiyatıyla açıklamak çok basite kaçmak, 1. Dünya Savaşı sırasında petrolün keşfedildiği Venezuela’nın karmaşık tarihini basite indirgemek olur. Petrol fiyatlarının kısa vadeli etkilerine odaklanmak yerine petrol bağımlılığının Venezuela’nın sosyal ve siyasal yapısında yol açtığı daha derin, yapısal sorunlara eğilelim.

Abone ol

Zeynep Kadirbeyoğlu*

VENEZUELA'DA KRİZİN SORUMLUSU KİM?

Dünyanın bilinen en büyük petrol rezervine sahip ülkesi Venezuela büyük bir kriz yaşıyor. Özellikle son dönemeçte ABD Venezuela’ya uygulanan ekonomik yaptırımların artırılmasını kararlaştırdı. Bazı AB ülkeleri 2018’de yapılan başkanlık seçimlerinin tekrarlanması için süre verdi ve Ocak 2019’da kendini başkan ilan eden Juan Guaido’nun başkanlığını kabul ettiğini beyan etti. Her ne kadar bu yaptırımların yasa dışı olduğunu iddia edenler olsa da, birçok Venezuelalının hayatını derinden etkileyen bu yaptırımlar yerine müzakere ve anlaşma yoluyla var olan krizi çözme yolunda adım atılmadığı/atılmayacağı aşikar. Bu gelişmeler sonucunda zaten ekonomik olarak 2015’ten beri ciddi bir krizle boğuşan Venezuelalılar siyasi olarak da bir dönüm noktasına gelmiş durumdalar.

Petrol fiyatları 2014’te de ciddi bir düşüş yaşadı ve ekonomi yüzde 7 küçüldü. Son dönemeçte artırılan ekonomik yaptırımların etkisi ise Venezuelalıların sağlık ve temel birtakım ihtiyaçlarını karşılayamamaları anlamına geliyor. Kimi rakamlara göre 2014’ten beri ülkeden göç edenlerin sayısı 3 milyona ulaşmış durumda. Peki, Venezuela’nın içinde bulunduğu durumun tek sebebi petrol fiyatlarının düşmesi mi?

Yaşanan siyasi ve ekonomik sorunları sadece düşen petrol fiyatıyla açıklamak çok basite kaçmak, 1. Dünya Savaşı sırasında petrolün keşfedildiği Venezuela’nın karmaşık tarihini basite indirgemek olur. Petrol fiyatlarının kısa vadeli etkilerine odaklanmak yerine petrol bağımlılığının Venezuela’nın sosyal ve siyasal yapısında yol açtığı daha derin, yapısal sorunlara eğilelim.

PETROL MUTLULUK GETİRMİYOR

1920’lerde petrolün keşfiyle aslında Venezuela’nın siyasi ve ekonomik yapısı bir kısır döngüye girdi ve geçen 100 yılda bunun dışına çıkmak pek mümkün olmadı.

1950’lerin sonunda askeri rejimden çıkan ülkede iki siyasi parti Punto Fijo anlaşmasını imzalayarak merkez dışında kalan sol ve sağ partiler ile siyasi aktörlerin dışlandığı, gücün iki parti arasında paylaşılacağı kontrollü bir demokrasiye geçişin yolunu açmıştı.

1973’te petrol fiyatlarındaki patlama Venezuela’nın gelirlerini dört kat artırmıştı. Rantın tamamını kontrol etmek isteyen hükümet, belirli sürelerle özel şirketlere verilen petrol çıkartma lisansının yenileme dönemi geldiğinde petrolün devletleştirildiğini ilan etmişti.

Bu süreçte şehirlere göç hızlanmış, yatırım yapılmayan tarımsal üretim neredeyse çökmüştü. Aşırı değerli tutulan kur da hem tarımın hem de imalat sanayinin yok olmasında önemli rol oynamıştı. Öyle ki tüketim malları ve gıdayı ithal etmek içeride üretmekten çok daha ucuzdu. Petrol öncesinde kakao ve kahve gibi ürünlerin ihracıyla dönen bir ekonominin tarım konusunda ciddi bir düşüş yaşamasının nedeni işte bu politikalardır.

Venezuela petrolü 1920’lerde buldu ama aradan geçen 60 yılda petrol sektöründe dışarıya bağımlılığı devam etti. Yeni petrol yatırımları için dışarıdan borç almak durumunda kaldı ve 1982’de petrol fiyatlarındaki düşüşün ardından krize girdi.

IMF ile anlaşarak neoliberal kemer sıkma politikalarına geçildiğinde, Venezuelalılar için hayat değişmeye başladı. Benzin fiyatlarındaki ani bir artış ile otobüs bilet fiyatlarının yükselmesine tepki olarak başlayan protestolar, kısa sürede Caracazo olarak bilinen, süpermarket ve dükkanların yağmalandığı bir sürece dönüştü. Protestoların yaşandığı üç gün içinde binlerce kişinin öldürülmesi sisteme son darbeyi vurdu.

Yıllardır petrol rantını dağıtarak kendi aralarında dönüşümlü olarak iktidara gelen bu iki siyasi partinin liderliğindeki rejimin meşruiyeti iyice kayboldu. 1992’de gerçekleşen darbe girişimi de bu meşruiyet kaybının bir sonucuydu.

CHAVEZ NE YAPMAYA ÇALIŞTI?

Her ne kadar başarısız olmuşsa da bu darbe girişimi o zamana kadar hiç bilinmeyen bir asker olan Hugo Chavez’in tanınan bir siyasi figür olması yolunda bir mihenk taşıydı.

Chavez, 1998’deki başkanlık yarışında neoliberalizme alternatif bir sistem getireceğine söz vererek anayasayı değiştireceğini vadetmişti. Petrol şirketi milli olmasına rağmen özerk bir yönetime sahipti ve Chavez bunun değişmesi gerektiğini düşünüyordu zira şirket vergiden kaçabilmek için yurt dışında yatırım yapıyordu.

2002’de Chavez’i istifa etmeye zorlayan darbe girişimi de petrol şirketinin üst düzey yöneticileri tarafından gerçekleştirilmişti. Birkaç gün boyunca bilinmeyen bir yerde alıkonulan Chavez istifa etmeyi reddetmiş ve saray muhafızlarının desteği sayesinde göreve dönebilmişti.

Son döneminde sosyalist parti çatısı altında örgütlenmiş olsa da, 2002’deki darbe girişiminden önce Chavez’in söyleminde sosyalizm yoktu. İlk seçildiğinde yapılan anayasa, sosyal demokrasiye referans yapan ama temelde kapitalizm ve liberal demokrasiyi sürdürecek bir anayasaydı.

Chavez döneminde yerelde farklı düzeylerde katılımcı mekanizmaların oluşturulmasıyla Venezuela’da düşük gelirlilere ilk defa kendi hayatlarıyla ilgili karar verebilecekleri araçlar sağlanmış oluyordu. Fakat bu oluşumlara Chavez karşıtlarının katılması mümkün değildi. Böylece petrol rantıyla finanse edilmiş dışlayıcı ve ayrıştırıcı oluşumlara bir başkası eklenmiş oluyordu.

Yerel katılım mekanizmalarının ve merkezi yönetimin önemli pozitif etkileri elbette oldu. Gelir dağılımında bir iyileşme yaşandı, yoksulluk azaldı ve alt gelir gruplarının eğitim ve sağlık gibi alanlarda karar alma süreçlerine katılmaları sağlandı.

Fakat petrol rantının diğer alanlarda yarattığı negatif etki gibi bu alandaki sosyal politika oluşumları da bağımsız ve özerk olmaktansa ranta bağlı gelişen ve yerelde ekonomik bir faaliyetin temelini oluşturmaktan uzak kalan yapılar haline geldiler.

Chavez başkan olduktan sonra, yükselen petrol fiyatları ve üretim sayesinde tüketim de dış borç da arttı. Petrol dışında üretkenliği arttıracak başka alanlara yatırım yapıldığını söylemek ise güç. 1990’ların sonunda petrol ihraç malları arasında yüzde 60-70’lik bir paya sahipken, son yedi yıldır bu oran yüzde 90’ın üzerinde.

Muhalefet, Chavez ilk seçildiğinde siyasi bir strateji geliştirmedi. Hukuk dışı yöntemlerle Chavez’i devirmeye çalıştı. 2008’de muhalefet birleşerek MUD (Mesa de la Unidad Democrática) Hareketi’ni kurdu ve siyaset alanında mücadeleye karar verdi.

Ocak 2016’da MUD Hareketi genel seçimlerde 167 sandalyeden 109’unu kazanarak mecliste çoğunluğu ele geçirdi. 2016 sonrasında Venezuela başkanlık sisteminde başkan ile Meclis çoğunluğu farklı siyasi partilerden olunca neler olabileceğine dair en kara tablolardan birini deneyimledi. Başkan meclisi tanımamak için elinden geleni yaptı ve yeni anayasa yapacağını iddia ederek kurucu meclis oluşturdu ama yeni anayasa yapmadı. Meclisin çıkarttığı kanunları tanımadı ve yargıyı kullanarak meclisi etkisiz hale getirdi. 2018 başkanlık seçimlerinde ana muhalefetin boykotu sebebiyle katılım yüzde 46’da kaldı. Sonuç olarak Maduro yüzde 67.7 oranında oy aldı fakat muhalefet lideri Guaido sonucu tanımadığını ilan edip kendisini yeni başkan olarak duyurdu dünyaya.

KRİZDEN ÇIKIŞ YOLU NE?

Chavez’in ölümünün ardından 2013’te yenilenen seçimlerde sadece yüzde 2’lik bir farkla seçilen, şimdiki Başkan Maduro, Chavez’in başkan yardımcısıydı. Şu anda yaşanan gıda ve ilaç kıtlığının ne kadarı gerçekten Maduro’nun dediği gibi ekonomik bir savaşın sonucu ve emperyalist devletlerin oyunu, ne kadarı isabetsiz ekonomi politikalarının sonucu bilmek kolay değil. Fakat her ne olursa olsun ABD Başkanı Trump’ın ifade ettiği şekilde bir askeri müdahale kabul edilemez. Uzlaşma yolunun açık tutulması ve bölgedeki deneyimli siyasetçilerin Maduro ve muhalefet arasında arabuluculuk yapmalarının önü açılmalıdır.

Seçim öncesinde programları taban tabana zıt olmasına rağmen, iktidar ve muhalefet Venezuela’nın krizden çıkabilmesi için günde altı milyon varil petrol üretmeyi hedeflemesi gerektiği konusunda ortaklaşmıştı. Ancak petrole bağımlı ekonomi sorgulanmadığı, yeni bir modele geçiş tartışılmadığı sürece rant ekonomisinin her türlü demokrasi olasılığını baltalamaya devam edeceği ortada. Petrol sektörünün genişlemesi dış borcu katlayacak, çevreyi de giderek daha fazla tahrip edecek ve yaşanan krizlerin önünü alamayacaktır.

*Doç. Dr. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü