Uzmanlık alanında iş bulamayanlar anlatıyor

Eylül Akdeniz, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Şimdilerde sekreter olarak çalışıyor. Mehmet Fatih Balkı, Jeoloji mühendisi mezunu. Tasarım işleri yapıyor. Tolga Kubilay Çelik, Antropoloji mezunu. Şimdilerde ise bir kafede baristalık yapıyor.

Abone ol

DUVAR - Türkiye’deki işsizlik rakamlarının bir sonucu da alanında iş bulamadığı için bambaşka işlerde çalışmak zorunda kalan insanlar. Bu bölümler hangileri? Uzun iş arayışları boyunca neler yaşanıyor?

Uzmanlık alanında iş bulamadığı için başka alanlara yönelmek zorunda kalanlarla konuştuk.

‘GÜNÜN BİRİNDE AKLIMA GELİRSE JEOLOJİ MÜHENSİYDİM DERİM’

Mehmet Fatih Balkı 27 yaşında. Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji mühendisi mezunu. “Bu bölümün önemi keşke bilinseydi” diyor ve şu sözlerle anlatıyor yaşadıklarını:

“Uzun süre iş bulamadım. Bulduğum işler ise çok komik rakamlardı. Yani mesela bir tanesi Erzincan'da çalışmamı istiyordu ve asgari ücret veriyordu. Bir süre çağrı merkezlerinde çalıştım. Yani başka alanlara yönelmek zorunda kaldım. Şimdi freelance tasarım işleri yapıyorum. Alanımda 2 yıl boyunca iş aradım. O süre zarfında aileye daha az yük olmak için başka işlerde çalıştım. İş arama sürecim devam ediyordu ki hala içten içe devam ediyor. İnsan depresif oluyor tabii… İşin komik tarafı deprem ülkesindeyiz. Her yıl ufak, büyük deprem oluyor. Toprak kaymasından binalar yıkılıyor. Bu bölümün önemi keşke bilinseydi ama devlet mühendislik namına hiçbir şey yapmıyor. Şu anki işimden memnun değilim ama hayatımı idame ettirmemi sağlıyor. Böyle devam ederse ileride ne düşünürüm? Şu an yaptığım gibi gülüp geçerim herhalde. Günün birinde aklıma gelirse ben jeoloji mühendisiydim derim.”

‘ANTROPOLOJİ MEZUNUYUM, BARİSTALIK YAPIYORUM’

31 yaşında olan Tolga Kubilay Çelik, İstanbul Üniversitesi Antropoloji mezunu. Sonrasında Kocaeli Üniversitesi’nde Felsefe bölümünde yüksek lisans yaptığını ifade ediyor. Şimdilerde ise İstanbul’da bir kafede baristalık yapıyor.

“Öğrenciyken de çalışıyordum. Baristalık biliyordum. Antropoloji alanında iş yok. Antropoloji için yegane yer akademi. Severek okudum ama iş bulamayacağımı biliyordum. Alanımda devam etmek isterdim ama böyle bir alanda iş yok.”

‘SAÇMA BİR HİKAYEM VAR: KİMYA MEZUNUYUM, GÖÇ ÇALIYORUM’

36 yaşındaki Soner Çalış, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Fen Fakültesi Kimya bölümü mezunu. Çalış; öncelikle okuduğu bölümü tercih etme hikayesini paylaşıyor:

“Bir mümessil akrabamız vardı. Abilerimin kafasını bulandırmış. ‘Kimya, biyoloji gibi bir bölüm yazdırın, ÖSS puanı da iyi değil, mezun olunca ben onu işe aldırırım" filan demiş. 1 yıl daha hazırlanayım dedim abilerime. Kabul görmedi. Tabii 2001 krizi filan sert çarptı yoksula. Dershaneye verecek para da yok. Mecbur gittim. O akraba da bir daha ne aradı ne sordu.”

“Şimdi ise sivil toplum kuruluşlarında göç çalışıyorum. Kimya alanında çalışmıyor olmak hem bir tür zorunluluk hem de kişisel tercihim. Bir ara bir haber okumuştum, sanırım 3. sınıftaydım ki yıl 2015. ‘Kimya bölüm mezunları kendi işini yapamıyor" deniliyordu. Bir arkadaşla konuştuk bu haber üzerine. Formasyon alıp, öğretmenlik yapmak da mümkün filan diyorduk. Atanamayan binlerce eğitim fakültesi mezunu varken ve zaten atanmak bir mucizeyken başka alanlara bakmanın en mantıklı hareket olacağına karar verdim. Farklı alanlara baktıkça aslında Kimya gibi bir bölüm için hiç de uygun olmadığımı fark ettim. Sonra İHD'yle olan gönül ilişkim derinleşti ve eğitimime burada devam ettim. Çeşitli sivil toplum örgütleri ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesiyle birlikte göç/ mülteci alanında çalışmaya başladım. Bir ara Tuzla Sanayi bölgesinde çalıştım. Bir süre işsiz kaldım. Bütün bu saçma hayat hikayesinde, kendini, mesleğini, yapabilirliklerini çok geç fark etmiş olmak ağrıma gidiyor. Çok sınıfsal da bir yanı da var: İyi okula, dershaneye, iyi hocalara erişebilmek sınıfla ilgili çünkü.”

‘KENDİ MESLEĞİMİ YAPAMAMAK DERİN BİR SIZIM’

Hazal Hendekçi 27 yaşında. Sakarya Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği’ni bitirdi. “Kendi mesleğimi yapamamak içimde derin bir sızı” diyor.

Hazal Hendekçi

“Yaklaşık 7 ay iş aradım. O süreçte geçimimi sağlamak için başka işler yaptım. Ama daha sonrasında kalıcı bir şey bulamadığım için başka sektöre yöneldim. Şuan bir kafede işletmecilik yapıyorum. Tabiki yıllarca emek verdiğim mesleği yapamamak yıpratıcı bir süreç geçirmeme sebep oldu. İlk başta kendi mesleğimden başka bir iş yapmak canımı fazlasıyla sıktı ama geçim derdi denen bir gerçekliğimiz olduğu için mecburen çalışmaya başlamak zorunda kaldım. Hala da kendi mesleğimi yapamamak içimde derin bir sızı.”

‘EDEBİYAT MEZUNUYUM, SEKRETERİM’

Eylül Akdeniz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. 34 yaşında olan Akdeniz, şimdilerde sekreter olarak çalışıyor. “Gazeteci olmak istemiştim aslında, hey gidi günler! Yani öğretmen olacaktı, sekreter oldu değilim” diyor.

Eylül Akdeniz

“Daha okula girerken gazeteci olmak istiyordum hatta iletişim okumak da istedim ama ailem ‘kolunda altın bileziğin olsun, gazeteciliği hobi olarak da yaparsın’ dedi ki öyle bir hobi yok bence.2009'da mezun olup ailemin yanına İzmir'e geldim. 6 yıl çeşitli basın kuruluşlarında çalıştım. Bunlar içinde en uzunu 3 yıllık Akşam Gazetesi deneyimimdi. Sonra TMSF el koydu, gazete parti bültenine döndü. Dedim İstanbul'a gideyim en iyisi. İstifa edip İstanbul'a geldim ve hayaller gerçekler denklemiyle yüzleştim. 3 gün İHA'da çalıştıktan sonra istifa edip Karaköy'de bir börekçiye girdim, kıymalı patatesli börek doğradım, sattım. Sonra şimdiki işimi buldum. 5 yıldır sekreterim; maddi olarak durumum fena değil ama manevi olarak boşluktayım. Arada canım istediğinde bedavaya, telif almadan röportajlar yapıp ruhumu beslemeye çalışıyorum.”

‘HİÇ ALAKAM OLMAYAN ELEKTRİK ÜRÜNLERİNİ ÖĞRENDİM’

Şeyda Tunç 26 yaşında. 2016’da Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Şimdiki işinin özel bir şirkette “teklif hazırlamak” olduğunu söylüyor ve mezun olduktan sonra uzun bir süre iş bulamadığını ve bu işe girmek zorunda kaldığını anlatıyor:

Şeyda Tunç

“Çok fazla uğraştım işimi yapabilmek için. Belediyelere, kadın sığınma evlerine, kaymakamlıklara başvurdum. Mezun olduktan sonra formasyon da almıştım. Özel bir anaokulunda İngilizce öğretmenliği yaptım. Ders saatine göre maaş alıyordum. Çok zorlandım, işten ayrıldım. 1 sene önce rehabilitasyon merkezinde çalışıyordum. Sosyolog olarak girdim ama başka işler yaptırıyorlardı. Ordan da çıktım. Tam bir senedir işsizdim. Sonra daha fazla dayanamadım, memleketten ayrıldım. İstanbul’a geldim. Şimdi bir elektrik firmasında çalışıyorum. Bir firma almak istediği ürünlerin listesini gönderiyor; bende en uygun fiyata o ürünleri bulup, üzerine fiyat ekleyip gönderiyorum. Hiç alakam olmayan elektrik malzemeleri ve ürünlerini öğrendim. Her sabah işe giderken bu işi sevmeliyim diye düşünüyorum. Gerçekçi biri olduğum için kendi mesleğimi hiç yapamayacağımı adım kadar iyi biliyorum. O kadar doluyum ki size bunları anlatırken bile gözlerim doldu. 2 senedir depresyondaydım. Sürekli ağlama atakları geçiriyordum. Şu an iyiyim. Sabahları kalkıp, işe gelmek beni mutlu ediyor. Bir düzenim var. 2 hafta oldu. Mutluyum en azından para kazanıcam. Artık moralimi bozmayacağım. Kendime söz verdim.”

‘BENİM HİKAYEM ÇALIŞMAKTAN VAZGEÇMEK OLDU’

38 yaşında olan Ümit U., Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu. Akademisyen olmak için Fen-Edebiyat Fakültesi okuduğunu belirtiyor. “Benim hikayem çalışmaktan vazgeçmek zorunda olanlardan” diyor ve şöyle anlatıyor:

“2006- 2017 arasında çalıştım ve 2011 sonrası Meral Aritmetik ve Hızlı Okuma Eğitmeni olarak devam ettim. Türkiye'de öğretmenler geçmişte dershanelerde çalışabilmek için insanlık dışı sözleşmelere imza atmasaydı bugün durum bu kadar vahim olmayabilirdi. SGK sıkıntısı, az maaş… Öğretmenliği bırakmak zorunda kaldım. Hatta böyle çalışıp çocuğumu feda etmektense çalışmamayı tercih etmek zorunda kaldım. Benim hikayem de çalışmaktan vazgeçmek zorunda olanlardan. Bu karar sadece maddi kayıpla kalmıyor, emekleriniz boşa gidiyor ve toplumsal yaşamın dışında kalmanın sorunlarını da yaşıyorsunuz. Tarih mezunu olduğum için başka alanlarda iş bulmam da mümkün olmadı. Şöyle bir cevap alıyordum; Tarih esnek bir alan değil… Bahane ya da gerçek ama çok sıkıntılı. Geçen aylarda intihar eden Matematik Öğretmeni İnan Avşar’ı hatırlayın…”

‘MASKÜLEN BİR KADIN OLDUĞUM İÇİN ALANIMDA İŞ BULAMADIM’

İsmini vermek istemeyen kişi lisede çocuk gelişimi okuduğunu söylüyor. “Aile teröründen” ve dış görünüşünden dolayı başka bir hayata sürüklendiğini anlatıyor:

“Çocuk gelişimi okudum lisede. Bir taraftan BESYO’ya hazırlandım. Kazanmama rağmen ailem istemediği için okumadım. Daha sonra üniversitede Sağlık bölümü bitirdim. Ancak mezun olduğum bölümde çalışmıyorum. İki üç yere başvurdum. Biri deneyim istiyordu; diğeri ise dış görünüşümden dolayı olmadı. Maskülen bir kadın olduğum için kabul edilmedim sonrasında mesleğime daha çok küstüm. Ben maalesef ki sadece sağlık alanında değil başka iş alanlarından da bu nedenden ötürü reddedildim. Bir kitap yazdım, yayınlandı. Edebiyata da ilgim var. Neyi hedefleyip nerelerde sürünüyoruz kısacası. Aile terörü! Eğer ailem, çevre bu derece müdahale etmeseydi nasıl olurdu? Spor alanında kendimi daha çok geliştirmek isterdim. BESYO mezunu olabilirdim iyi bir dereceyle. Spor hocalığı ya da öğretmen olabilirdim.”

‘ANTROPOLOĞUM DEDİĞİMDE ANTREPO GÖREVLİSİ ANLIYORLAR’

Antropoloji mezunu olan Zeynep Kurmuş Hürbaş “Önce reklamcı sonra kurumsal iletişimci oldum” diyor.

“Lise ve üniversiteyi, burslu Amerika’da okudum. Mount Holyoke College’dan 1996 yılında mezun oldum. 1994 yılında stratejik planlama bölümünde yaz stajına başladığım bir reklam ajansında “new business” bölümünde devam ettim. Sonra müşteri temsilcisi oldum. Stratejik planlama bölümünde kültürel antropoloji okumuş insanların içgörüleri kullanılması bilinen bir çalışma akışıydı. Müşteri sunumlarında sorumluluk üstlendiğim için o alanda iş teklif ettiler, kabul ettim. Alanımda iş aramadım. Ama Amerika’da çalışma izni alma sürecimde antropoloji okumuş birinin neden reklam ajansında çalışabileceğini ispatlamak zorunda kaldım. İlk olarak çalışma izin başvurumuzu reddetti. Üç klasörden oluşan bir dosya hazırladım. Hala da duruyor dosyaların bir kopyası. Olaylar gelişti ve şu an kurumsal iletişim müdürü olarak çalışıyorum. 2001’de Türkiye’ye döndüm. Antropoloğum diyemem, o mesleği hiç icra etmedim çünkü. Türkiye’de mesleğin ne/ işin ne kargaşasında ‘antropoloğum’ dediğimde antrepo görevlisi, ventrolog olduğumu sananlar oldu."