Mevcut rejimin devamının gelmeyeceği, bir siyasal mirasının
değil tortusunun dahi kalmayacağı kesin. Erdoğan’la gelen sistem ya
da sistem yokluğu, Erdoğan’la birlikte sona erecek. Zira sistemi
devretmesi, onun ardından bir başkasının güncel durumu sürdürmesi
olanağı bulunmuyor.
Bu konuyla ilintili olarak iki değerli Mülkiye hocamız Murat
Sevinç’in “Bu sistemin sürme ihtimali yok!” ve bir
başka yönüyle Baskın Oran’ın “Kayıp ilanı: Türk Dış Politikası ve
T.C. Dışişleri Bakanlığı” gayet açıklayıcı ve o denli
düşündürücü.
Kuşkusuz, her iki saygın bilim insanımız düzeyinde ne müktesebat
ne teorik altyapı sahibi olduğumu iddia edecek değilim. Ancak bazı
güncel dış politika dosyalarını buradan da bakmanın yararlı bir
zihin egzersizi olacağı görüşündeyim.
Libya’da UMH ile MEB (“münhasır ekonomik bölge”) anlaşmasının
Milli Savunma Bakanı’nın “mekik diplomasisiyle” imzalandığını Tüma.
Cihat Yaycı’dan öğrenmiştik.
Kendi aktif görevi döneminde Yaycı’yla Libya çalışmalarını
başlatan, diğer bir deyişle Yaycı’nın “mentoru” konumundaki Balyoz
kumpası mağduru (e.) Tüma. Cem Gürdeniz de Dışişleri’ndeki
“atlantikçi” eğilimlere “Fetöcülük” ile aynı parantezde değinmeyi usul ittihaz etmiş
durumda.
Vaşington’u iyi tanıyan deneyimli gazeteci Cansu Çamlıbel ise
RAND Corporation’un yayımladığı son Türkiye raporunda “ABD ordusu ile TSK
liderliği arasındaki diyalog -Türk Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın
artan önemi dikkate alınarak- derinleştirilmeli ve ABD-Türkiye Üst
Düzey Savunma Grubu yeniden canlandırılmalı” tavsiyesine dikkat çekiyordu.
Ancak aynı zamanda, aynı MSB Akar’ın, MİT Başkanı Fidan’la bir
tür PR yarışı halinde, Moskova’yla yakınlaşmanın da lokomotifi
konumunda göründüğünü biliyoruz. Hatta, Akar’ın uçak düşürme
olayının ardından “yakın dostu” işadamı Cavit Çağlar’la eşgüdümle
arka kanal diplomasisini yürüttüğü de paylaşılmıştı.
Buradan kalkıp Berlin Konferansı’nın marjında Libya konusunu ele
almak üzere Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapılan ikili görüşmeye
de bakalım. Masanın Rusya tarafında Sayın Putin’in maiyetlerinde
bir diplomat A takımı oturuyor: Lavrov, Uşakov, Bogdanov
görebildiklerim*, sorup öğrenebildiklerim. Bizim tarafta Akar,
Fidan, Kalın, İşler, Altun, Çavuşoğlu, ekip bu.
Şimdi önümüzde duran Rusya’yla gaz fiyatı pazarlığına yüzümüzü
dönelim. Acaba Putin açısından Suriye ile Libya bu işin peşrevi
olabilir mi? Gaz alımında Rusya’yla İran’dan açıkça kazık yiyoruz.
Bugünkü piyasaların durumu sözkonusu iki ülkeyle kontrat imzalanan
dönemden çok farklı. LNG bol, alternatif kaynak çok, fiyatlar
düşük.
Yani Türkiye’nin pazarlık eli kuvvetli. Pekiyi, pazarlık iradesi
ve konunun esasına müteallik olmayıp zoraki pazarlığa bağlanan
“ulusal güvenlik” dediğimiz meselelerde karar alma süreçleri
denetiminin tekelimizde bulunduğunu iddia edebilir miyiz?
Piyasaları Rusya tek başına değiştirecek değil. Ama Türkiye’nin
özellikle yakın çevresindeki uluslararası ortamını, habitatını,
atmosferini değiştirmeye muktedir. Bu bağlamda, bu perspektiften
bakıldığında Suriye ve Libya maceraları ne düşündürür?
İşte Kalın’a göre diplomasi “süreç yönetimi.” O süreçler ne
denli saydam, ne denli hesap vermeye açık? Sürekli oyun arayan,
yani görünüşe göre “etkin”, “pro-aktif” bir pehlivanın tek dalayım
derken kündeye gelmesi demek de olabilir mi acaba o söz edilen
süreçler?
Bazen devasa balina leşlerinin vurdukları okyanus kıyılarında
belirli bir süre sonunda oldukları yerden kaldırılmazsa
kendiliklerinden infilâk etme haberleri yansır ana haber
bültenlerinin sonlarına. Bazen de bir işgüzar gelir, bir “neşter”
vurur balina leşine, beklenmedik bir patlama meydana gelir,
ortalığı dayanılmaz bir koku kaplar.
Oysa dışarıdan bakış tastamam görünür balinanın haşmetli
gövdesi. Neşter vurma isticaliyle, çürümeden ötürü iç hacmi
kaplayan, sıkışmış metan gazı hesaba katılmamıştır. Leş patlar,
çürümüş iç organları havaya uçar.
Özcesi bugüne dair ilave bir kaygım yok. Ne olacaksa, nasılsa
olacak. Bu yazı türü hayıflanmaların zerre etkisi yok o “süreç”
üzerinde. Kaygım, birikimlerini paylaşan Oran ve Sevinç gibi
düşünürlerin işaret ettikleri türden bir dönüşümün de günü
geldiğinde yaşanamayabileceği olasılığına ilişkin.
Çünkü sadık amadenizce, “Gözden Irakta” kitabımın girizgâhında
da özetle aktarmaya çabaladığım üzere, “zaten hep yeşildi fındık
dalları.” Dolayısıyla, yine yeşillenecek, yeşil kalacak da olabilir
fındık dalları.
*Rusya’nın “Libya Temas Grubu” Başkanı Lev Dengov da masada
mıydı, değilse neden yoktu; Hafter’le ilişkileri yürüten Dengov’un
profili nedir, net anlaşılmıyor.
**Haddim olmadan gecikmiş bir öneri: Baba Sahne’de (Kadıköy),
Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu’nun “Bir Baba Hamlet” oyununu zaman
ve para ayırıp görmenizi dilerim.