Utanmayın: Kendiniz olun!

Utanç duygusu, kendimizi özgürleştirme ve gerçek samimiyete ulaştırma amacımızdan uzaklaştırabilir. Bu yüzden sıradan cesarete ihtiyacımız var

Abone ol

Samantha Smithstein*

“Bence utanç öldürücü ve ölümcüldür. Ve sanırım hayatımız bununla geçiyor.”  (Dr. Brene Brown)

Son günlerde utanmak hakkında uzun uzun düşünüyorum. Kendi utancım; hastalarımın, sevdiklerimin utancı... Yanlış bir şey yapmadığımızda bile, endişeli, yanlış, kötü, suçlu ve aşağılanmış hissettiren utanç duygusu bu.

Dr. Brene Brown, yıllarını utangaçlığı araştırarak, yazarak ve utangaçlıktan bahsederek geçirdi; utanç, aslında hepimizin hayatını istilâ eden ama kimsenin konuşmak istemediği bir mesele. Meşhur televizyon sunucusu Oprah Winfrey ona araştırması hakkında sorular sorduğunda, Dr. Brown, kendisinin ilk defa utanç konusunu araştırmak istediği zamanı hatırlıyor. “Cesareti araştır,” demişler ona, “utangaçlığı boş ver.” Hiçbirimiz bunu sorgulamak istemiyoruz, sadece önlemek istiyoruz. Ve buna rağmen hayatımızın genelinde büyük bir rol oynuyor. Brown, kendisinden ‘utancı’ tanımlaması istendiğinde bunu şöyle açıklıyor: Sevgi ve aidiyet hissetmediğimiz, yoğun derecede acı veren bir duygu.

NEDEN UTANIRIZ?

Neden dolayı utanç hissederiz? Daniel Sznycer yakın tarihli bir çalışmasında, utanç duygusunun, kişilerin önemli toplumsal ilişkilere zarar vermesini önlemeye yönelik bir çeşit savunma aracı olarak geliştiğini savunuyor. Evrimsel olarak, özellikle de avcı-toplayıcı toplumsal grupların başlangıcında, insanların utanç duygularını başkalarının kendilerini değersiz hale getirebileceği şeylerden kaçınıp gizleyerek, kendilerini savunmak için bir yol olarak geliştirdikleri, bu sebeple başkaları tarafından “uyumlu” bulundukları ya da grubun arzulanan üyeleri haline geldikleri düşünülüyor. Kalıtımsal olarak, başkalarının refahına yaptığı katkı oranının, kişinin zor zamanlarda yiyecek, dostluk ve destek gibi kaynaklara ulaşımını etkilediği düşünülüyor. Başka bir deyişle, hayatta kalmamızın bir parçası olarak gelişen bu duygu, topluluktan dışlanmamamızı sağlıyor.

Bugün, hayatta kalmak için utanmamız gerekmiyor. Evet, bir gruptan atılmış olabiliriz; ancak aramaya devam edersek, büyük olasılıkla takip ediyor olduğumuz yolda kendisine katılabileceğimiz bir topluluk daha buluruz. Yine de hâlâ utanç duyuyoruz; buna bağımlıyız.

Utanç duygusu çok acı vericidir ve işleri bir anda bozabilir. İhtiyaçlarım sevdiğim birinin ihtiyaçlarıyla uyuşmadığında ve hâyâl kırıklığına uğradığımda, bu durum utanç duygusuna neden olabilir. Duygularımdan utanıp içe döndüğüm zamanlarda, kendimi farklı hissetmeye zorlamak için saatlerimi harcayabilirim; zira bunu hissetmeme ve beni bastırmasına izin vermeden, bunu “durdurmam gerekir.” Bazen üzüldüğümde veya üzüntü verecek bir şey söylemek üzereyken, bunu söylemek istediğim kişiyi düşünüyorum; bu bana utanç verebilir ve onlarla iletişimimi bozarak, kaçındığım duygular yaşamama neden olabilir. Temel olarak, bunların tümü, olduğum şeyin, ihtiyaç duyduğum, istediğim, hissettiğim ve arzuladığım şeylerin, sevimsiz göründüğüne dair inancıma dayanmaktadır. Dünyevi bir gerçekliği yoktur.Bu durum, ben dahil hiç kimseyi iyi bir insan yapmaz

Brene Brown, utanma duygusu üzerine yaptığı çalışmalarda, utancın katlanarak büyümesine sebep olan üç etkenden bahsediyor: Gizlilik, sessizlik ve yargı. “Ben yalnızım” fikrine duyulan inancın ne kadar kanıksandığına bağlı olduğunu da belirtiyor. “Utanç, empatinin yaşamasına izin vermez,” diyor. Benim için, bu sadece başkalarıyla kurulan empatiyi değil, daha da önemlisi kendimle kurduğum empatiyi de içeriyor.

Bir süredir ürkeklikle aramda farklı bir ilişki geliştirdim. Bu duyguları hissetmeyi bırakmadım; hayatım boyunca yaşamıma yön veren bir etken olmasını engelledim. Bunu hep hissederim; birisine selam ver, bana söylediklerini dinle, sonra da bu mesajı makul bir şekilde değerlendir... İşitmem gereken önemli bir husus varsa bunu dinlerim ve kararımı ona göre veririm. Eski bilgi birikiminin ya da bilinmeyenin verdiği korkunun etkisi altında bana tepki verirseniz, benim hakkımda endişelendiğiniz için teşekkür eder ve yoluma devam ederim.

UTANÇ SAĞLIĞIMIZI BOZABİLİR

Utanç duygusuyla da benzer bir ilişki geliştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Utancın etki alanıyla bir dirsek temasına girdiğimizde onu güçlendiririz. Onu güçlendirdiğimiz zamansa, kendimizi dolu dolu yaşamak yerine, yalnızca parçalarımızın birkaçını yaşamayı seçeriz. Çoğumuz kendimizi durumla uzlaştırmak için, ne kadar kötü bir his olduğunu iyi biliyoruz, bu tercihi yapıyoruz.  Bu seçim, sonuçta depresyona, orta yaş krizlerine, mutsuz ilişkilere, bastırılan tutkulara, bağımlılığa, işe gömülmeye, boşanmaya ve en sonunda da sağlık sorunları ve ölüme yol açabilir.

Bunun yerine, eğer utanç duygumuzun yanından, artık buna dikkat etmemizi gerektirmeyen, biyolojik ve evrimsel bir itici güç olduğunu bilerek, geçip giderek her şeye rağmen tamamen kendimiz olmayı seçebilirsek burada farklı bir özgürlük biçimi yatıyor olabilir.  Brown’un da söylediği üzere:

“Kesinlikle kahramanlara ihtiyacımız var; fakat biz, dürüstçe ve açıkça, kim olduğumuz, ne hissettiğimiz ve (iyi ve kötü) deneyimlerimiz hakkında konuşma ‘cesaretinin’ gerçekte ne olduğuna dair fikrimizi yitirdik.

Kahramanlık, genellikle, hayatımızı bir yola adamayı gerektirir. Olağan cesaretse, kırılganlığımızı çizginin hemen sınırına açıkça koymak demektir. . Günümüz dünyasında, bu olağanüstü bir şeydir.”

Aynen öyle! Ve evet, cesur olmalıyız. Diğer insanlar kadar derinliğe sahip olduğumuzu gösteren dopdolu, zengin bir hayat yaşamak istiyorsak, utanç duygusunun üstesinden gelerek, diğer insanlar ve dünya ile tamamen sıkı bir ilişki kurma riskini üstlenmeliyiz. Herkesle birlikte ve kalpten gelerek yaşamak... İşte olağan cesaret budur!

* Samantha Smithstein, klinik ve adli psikologdur, San Francisco’da bulunan Impulse Control Pathways Enstitüsü’nün kurucularındandır.

Makalenin aslı Psychology Today sitesinde yayınlanmıştır.  (Çeviren: Tarkan Tufan)