Uşak'ta yüzlerce gencin hayatını değiştiren 2 gün: YAY-KUR... Ölüm, işkence, direniş

Uşak'ta üniversite hayalini gerçekleştiremeyen yüzlerce gencin hayatını 1977'de YAY-KUR değiştirdi. 17-18 Mart 'YAY-KUR olayları' olarak anılan 2 günün ardından birçok şey eskisi gibi olmadı...

Abone ol

Cihan Başakçıoğlu

İZMİR– Yaygın Yükseköğretim Kurumları (YAY-KUR), Türkiye'de 1975 yılında örgün yükseköğretim kurumlarının yetersizliği nedeniyle okula gidemeyen ve yükseköğretim çağına gelmiş gençlere, 'eğitimde fırsat eşitliği' sağlamak amacıyla kuruluyor. O yıllarda yükseköğretime olan talebin artması ile birlikte liseden mezun olan gençleri kısa vadede iş yaşamına hazırlayabilme ve sanayide ara insangücü açığının bir ölçüde giderilmesi gereği ile birlikte ortaya çıkıyor YAY-KUR. 

Kurulduğu dönem itibarıyla eğitim gören gençlerin hayatında önemli gelişmeler ve değişimler yaratacağı yetkililerce dile getirilen YAY-KUR, gerçekten de 1977 yılında Uşak'taki gençlerin hayatında önemli değişiklikler yaratmış. Tarih 19 Mart 1977'yi gösterdiğinde artık kentteki bir çok genç eskisi gibi değil...

OKULLARDA, MAHALLELERDE BASKI

Ülke genelinde siyasi çatışmaların yoğunlaştığı 1977 yılında Uşak'ta daha çok sağ görüşlü grupların hakimiyeti söz konusu. Okullarda, mahallelerde baskı ve zorla “ülkücüleştirme” kampanyalarının yürütüldüğü halen bölge halkınca anlatılırken, bir süreden sonra sözlü tartışmalar yerini yavaş yavaş zincir, sopa ve bıçaklı saldırılara bırakıyor.

Kentteki iki yükseköğretim kurumu olan Eğitim Enstitüsü ve YAY-KUR'da da öğrenciler arasında taraflaşmalar var. Eğitim Enstitüsü'nde ülkücü ve sağ görüşlü öğrenciler yoğunluktayken, YAY-KUR'da ise solcu öğrenciler ve apolitik olarak nitelendirilen gençler eğitimini sürdürüyor. Ta ki 17 Mart 1977 gününe kadar.

O GÜNE KADAR İŞİN İÇİNDE OLMAYAN DETAY: 'SİLAH'

O dönem kentin merkezinde bulunan iki okul konum olarak neredeyse karşı karşıya. 17 Mart günü Eğitim Enstitüsü'nde öğrencilerin saldırıya uğradığının duyulması ile birlikte YAYKUR-DER üyesi öğrenciler arkadaşlarını kurtarmak için Eğitim Enstitüsü önüne gidiyor. Öğrenciler arasındaki olayda kentte o güne kadar yaşanmayan bir durum gelişiyor ki bu durumun en önemli detayı “silah”.

Eğitim Enstitüsü önünde toplanan gençlerin üzerine ateş açılıyor. Haydar Öztürk isimli YAY-KUR öğrencisi vurularak ağır yaralanıyor. Arkadaşları Haydar'ı yaşatmak için can havliyle hastaneye götürüyor. Ancak hesaba katılmayan durum doktorların da taraf olması.

O gün Uşak Devlet Hastanesi'nde bulunan sağ görüşlü doktorlar Kemal Savaş ve Mehmet Hatay, iddiaya göre “Bu komünist” diyerek Haydar'ın yarasına müdahale etmiyor. Bir süre hastanede bekletilen Haydar, kan kaybı nedeniyle hastanede vefat ediyor.

BİR KENT AYAĞA KALKIYOR...

Haydar'ın ölümünün duyulması ile birlikte tanıyan tanımayan herkes hastane önüne akın ediyor ve artık işler çığrından çıkıyor. Küçük nüfuslu bir kent olan Uşak'ta 5 bini aşkın insan hastane önünde cenazeyi almak için toplanıyor. Cenazenin bir süre daha bekletilmesi üzerine ise Haydar'a müdahale etmeyen doktorların arabası, halk tarafından tahrip ediliyor. Hastane önündeki sayı giderek kalabalıklaşırken, on binlerce insan Haydar'ın cenazesini sonunda alıyor. Şehir içinde düzenlenen görkemli bir yürüyüşün ardından Haydar Öztürk'ün cenazesi okuluna getiriliyor ve bekleyiş başlıyor.

OKULA MÜDAHALE: YAYLIM ATEŞİ AÇILDI

Tanıkların anlatımına göre okula götürülen cenazenin başında öğrenciler tarafından “saygı nöbeti” tutulurken, yaşanan kalabalıktan tedirgin olan yetkililer durumu dönemin Uşak Valisi Mustafa Bezirgan'a bildiriyor. Vali Bezirgan ise emniyet ve jandarmaya okulun etrafının sarılması talimatını veriyor. Uşak'ta görev yapan güvenlik güçlerinin sayısının yetersiz olacağı ihtimaline karşılık da bölge illerinden 5 bine yakın jandarma ve bin toplum polisi getiriliyor.

Saat 23.30'u gösterdiğinde ise operasyon için düğmeye basılıyor. Okul bir yandan yaylım ateşine tutuluyor diğer yandan gaz ve sis bombalarıyla içeridekiler etkisiz hale getirilmeye çalışıyor. Jandarma ve polis okulun birinci katına girerek müdahale ederken, ikinci kattaki öğrenciler barikat kurarak direniyor. Birinci kattaki herkes gözaltına alınıyor ancak bir kişi hariç; Semiha Özakar.

Semiha Özakar isimli lise öğrencisi açılan ateşle ilk olarak göğsünden yaralanıyor daha sonra da başına aldığı dipçik darbesi ile öldürülüyor.

BU KEZ DE EVLATLARINI İSTEYEN AİLELERE ATEŞ AÇILIYOR

Okula yönelik müdahale halkın öğrencilere desteğiyle 18 Mart 1977 günü sabaha karşı sona eriyor ancak gözaltına alınan onlarca öğrenciye, Trafik Şube Müdürlüğü olarak bilinen binanın bodrumunda işkence yapıldığı öğreniliyor. Gözaltına alınan öğrencilerin aileleri çocuklarını almak için Vilayet binası önüne akın ediyor. 7-8 bin kişinin bulunduğu Vilayet önünde bu kez de çocuklarını almak isteyen ailelerin üzerine ateş açılıyor.

Valinin açıklamasına ve resmi rakamlara göre olayda 2 bin 500 mermi kullanıldığı belirtilirken, o günü yaşayanlara göre bu rakam 10 binin üzerinde. Kitlenin mermilere rağmen dağıtılamaması üzerine ise gözaltındaki öğrenciler serbest bırakılıyor.

BİR HAFTA BOYUNCA ARALIKSIZ OPERASYON: BİR ÇOK EV BASILDI

İki gün sonunda olaylar yatışsa da kentte o güne kadar daha önce eşi benzeri görülmemiş direngen tutum dönemin yetkililerinde farklı bir tedirginlik yaratıyor. Polis ve jandarmanın operasyonları bir hafta boyunca aralıksız sürerken, vali ve emniyet müdürüne operasyondan el çektiriliyor, operasyonlar İzmir MİT 1'inci Şube Müdürlüğü'nce yönetiliyor. Yaklaşık bir hafta boyunca her gün kentte bir çok eve baskın düzenleniyor.

YARIN: O dönem öğrenci olan Muammer Sakaryalı'nın anlatımıyla 'YAY-KUR' olayları