Kadınlar, “Özel olan politiktir” sloganıyla ezberleri bozdu. Bir
yandan özel hayatın her alanının politika tarafından belirlendiğini
anlatmaya çalıştılar, bir yandan da bu farkındalıkla daha da
politikleştiler. Devletin, toplumun, özel alanı nasıl kendi politik
amaçları doğrultusunda biçimlendirdiğini, bu konuda erkek
iktidarıyla, erkeklerle nasıl bir işbirliği içinde olduğunu
göstermenin türlü yollarını denediler.
Özel olan politikti, anlaşılması uzun sürdü. Ama kadınlar
haklıydılar. Çocuk küçük yaşta evliliğe zorlanmaları onların özel
hayatı değildi, devlet politikasıydı; küçük çocukların erkekler
tarafından ya da kadınların aile içi cinsel istismara uğramaları da
özel hayat değildi. Çünkü devlet failleri cezalandırmıyor,
hafifletici sebep adı altında ödüllendiriyordu. Kadının saçının
görünmesi, eteğinin boyu, kimlerle görüşebileceği, hangi saatlerde
sokakta olacağı, cinsel tercihleri, kürtaj olup olamayacağı,
boşanmak isteyip istemediği… Hiçbiri onun özeli değildi. Kadın
bütün bu politikaların nesnesiydi.
Kadın hareketi kadını özneleştirdi; kendi kendisinin sahibi, söz
hakkı, karar mercii olduğunu deneyimledi kadınlar. Birlikte,
dayanışarak, örgütlenerek, direnerek öğrendiler.
Türkiye’nin en örgütlü muhalefeti
bugün kadın hareketi. Siyasi partiler oy kaybederken, sendikalar
örgütlenme barajı altında kalırken, muhalefet aynı ezberler
etrafında dönüp dururken, kadın hareketi daha kalabalık, daha güçlü
ve daha mücadeleci yönüyle birkaç adım önde. Siyasi partiler çağı
kavramak, seçmenin ihtiyaçlarını anlamak, toplumun her kesimine
seslenmek için anket şirketlerine koşarken kadınlar sorunlarını da
çözümleri de, ne istediklerini ve nasıl alacaklarını da çok iyi
biliyorlar.
Gerçek bir taban örgütlenmesi kadın hareketi; kadın sorununu
bizzat yaşayan, tanıyan, her düzeyde içinde hisseden kadınlar bir
araya gelmekte ve politikalar üretmekte zorluk çekmiyor. Gerçek bir
dayanışma örgütlenmesi ayrıca. Eşitlikçi yasal düzenlemelerin
yapılması için meclis koridorlarından, sokaklara, kadın cinayeti
davalarının takibi için adliye saraylarından, her afetten sonra
kadınlarla dayanışma için yorgun şehirlere… Kadın örgütlenmeleri
her yerde.. Kadınlar, özellikle 90’lı yıllar itibariyle hakları
için ortak mücadele hattından hiç ayrılmadılar. Şiddete son
platformu, Nafaka Haktır Platformu, Anayasa Kadın Platformu, Türk
Ceza Kanunu Platformu ve burada sayamadığımız nice birliktelik.
Eşitlik ve kadın hakları karşıtlığının sistematikleşmesi ve bir
siyasi program olarak uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, deyim
yerindeyse akşam nafaka hakkı, sabah İstanbul Sözleşmesi, gün
ortası çocuk cinsel istismarcılarına af ülke gündemine konulunca ve
haklar bir bütün olarak tehdit edilince tek tek mücadele başlıkları
özelinde platform oluşturmak da yetmedi. EŞİK-Eşitlik İçin Kadın
Platformu bu şartlarda oluştu.
EŞİK Platformu 2020 yılından bu yana, kadın hareketini bir üst
basamağa taşıyan, en geniş kesimlerin buluştuğu bir ortak mücadele
zemini haline geldi. Kendi sitelerinde kısaca şöyle bir özet
çıkartmışlar: “Eşit, özgür yaşama hakkına ve kazanımlara
yönelik tehditlere karşı ortak mücadeleye zemin sağlayan EŞİK,
bugüne kadar çocukların cinsel istismarı, İstanbul Sözleşmesi,
kadına yönelik şiddet gibi pek çok konuda yerel, ulusal ve
uluslararası çok sayıda çalışma gerçekleştirdi.” Bu oldukça
mütevazı özetin ardında samimiyetle davaya sahip çıkma, birlikte
davranmanın tüm olanaklarını zorlama, en küçük aralıktan sızıp
direnişi örgütleme, kadın cinayetlerinde yıllarca süren davaların
her duruşmasını ısrarla takip etme, kazanımlardan vazgeçmeme adına,
sorunun tarafı tüm bileşenleri ayrımsız, amasız birlikte davranmaya
kazanma adına yoğun bir emek var.
EŞİK Platformu kadınları, kadınlar
aleyhine her yasa çalışmasında, tüm partilerin kapısını çalıp
meseleyi kadınların nasıl gördüğünü anlatıyorlar. Mayıs
seçimlerinden önce gündeme gelen başörtüsüne güvence için anayasa
değişikliği tartışmasında bazı muhalefet partilerinin “özgürlükçü”
yaklaşımlarının nelere mal olabileceğini tek tek açıkladılar.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının hukuksuz olduğunu
yıllardır savunuyorlar. Mart 2021’den sonra yapılan çağrıyla,
kadınlar, kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar ve
siyasi partiler tarafından Danıştay’da 220’den fazla iptal davası
açıldı. Bu davaların duruşmalarına en geniş katılımı örgütleyen
EŞİK, Danıştay’ı bir kadın hareteki platformuna dönüştürdü. Son
olarak 28 Kasım’da bir açıklama yapan EŞİK Platformu, süreci özetledi
ve İstanbul Sözleşmesi’nin iç hukukta geçerli olduğunun bir kez
daha altını çizdi:
“Bir kez daha dile getiriyoruz; İstanbul Sözleşmesi,
Anayasa’nın 90. maddesi ve 6251 Sayılı Yasa gereğince yasa
hükmündedir ve hala yürürlüktedir. Meclis tarafından kabul edilen
Sözleşme’nin onayına ilişkin 6251 Sayılı Yasa yürürlüğe girdikten
sonra, İstanbul Sözleşmesi başta 6284 sayılı Ailenin Korunması ve
Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu olmak üzere birçok iç hukuk düzenlemesine etki etmiş ve
kendisi de iç hukukun bir parçası haline gelmiştir. Temel insan
hakları ile ilgili bu Sözleşme, kadınlar haklarına sahip çıktıkça
yaşayacak ve yaşatacaktır. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” bir
slogandan daha fazlasıdır; kadınların şiddete boyun
eğmeyeceklerinin ve eşitlikten vazgeçmeyeceklerinin
ifadesidir.”
EŞİK’in gündeminde önümüzdeki yerel seçimlere hazırlanırken
kadınların eşit temsili için çalışmalar var. Kadın meclisleri ve
yerel örgütlerle kadınların yerel yönetimler için daha çok aday
gösterilmesi ve seçilmesi için uğraş verilecek. Aile Hukuku adı
altında boşanmaların kadınların aleyhine kolaylaştırılması, nafaka
hakkının sınırlandırılması gibi Medeni Kanun’da yapılacak
değişikliklere ilişkin itirazların hazırlanması ve Mecliste bulunan
siyasi partilerle görüşülmesi de birincil hedeflerden.
22 yıllık AK Parti iktidarı,
Gezi’yi bir milat kabul edersek, kendi korkularını bastırmak için
geliştirdiği yasaklarla, ülkeyi bir cezaevine çevirdi. Hukuksuz bir
biçimde parmaklıklar ardında tutulanlar kadar dışardakiler de özgür
değil. Söz söylemenin bedeli ağır, sokağa çıkmanın bedeli daha da
ağır. Pek çoğumuz “bugün kötülükte hangi sınırlar aşılacak” kaygısı
ile güne başlıyoruz. Her sandık bizi biraz daha karamsar ve umutsuz
yapıyor. Türkiye’nin ve dünyanın gündemi karabasan gibi göğsümüzün
üstüne çökmüş durumda.
İşte böyle bir zamanda yüzünü kadın
hareketine dönmek o meşhur pankartta yazdığı gibi “umutsuzluğa
kapılırsan o kalabalığı hatırla”mak hepimize iyi gelebilir.
Kadınlar durmuyorlar çünkü. Umutsuzluğa kapılmak için herkesten
fazla nedenleri varken, çözümler üzerine yoğunlaşıyorlar. En küçük
bir çabayı küçümsemiyorlar, başka örgütlerde olduğu gibi koltuk
kaygısı, siyasi kariyer derdi taşımadan kolları sıvayıp işe
koyuluyorlar. Diğer muhalefet birimlerinin aksine sokağa çıkmaktan
korkmuyorlar. Mahkeme önlerinde, yürüyüşlerde sloganlarını
atıyorlar, sözlerini söylüyorlar. Ve en önemlisi, gülmekten
vazgeçmiyorlar. Mücadeleyi ciddiye almanın asık suratlı olmak
olmadığını, hayatı sürdürülebilir kılan biricik aracımızın
dayanışma ve birlikte gülebilme olduğunu unutmuyorlar,
unutturmuyorlar.