‘Türkiye ekonomisi dış borçkoliktir, borç bulamadığı için krize girdi'

Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu'na katılan ekonomistler gelişmeleri değerlendirdi: ’Türkiye’nin bütün hikayesi sermaye akımları üzerinde sörf yapmaktı’, ‘Türkiye dış borçkoliktir.'

Abone ol

Ogün Akkaya

ANKARA- Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu, (EAF) “2022’ye Girerken Türkiye Ekonomisi” başlıklı paneli çevrimiçi olarak gerçekleştirdi.

Hande Demirel’in moderasyonunu yaptığı panelde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski’nin yanı sıra konuşmacı olarak ekonomistler Cevdet Akçay, Sevda Demiralp, Gizem Öztok Altınsaç, Uğur Gürses, Ege Cansen ve Hakan Kara yer aldı.

‘BU SÜREÇ NE KADAR SÜRDÜRÜLEBİLİR?’

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaslowski'nin açış konuşmasının ardından panelin ilk bölümünde konuşan Ege Cansen yazdığı yazılarında Türkiye ekonomisini ‘dış borçkolik’ olarak tanımladığını belirtti. ‘Aynı alkolik gibi Türk ekonomisi dış borçkoliktir’ diyen Cansen şunları söyledi: “Dış borç bulamadığımız için ekonomi krize gitmiştir. Yaşadığımız tablonun temelinde yatan hadise budur. Geçmişte de baktığımız buna benzer bu şiddet midir değil midir onları kıyaslamak kolay değil. Ama böyle şiddetli krizler, Türk lirasının değer kaybı, enflasyonun artması gibi bütün geçmişte yaşadığımız vakaların hepsinin kök sebebi aynıdır. Türk ekonomisi dış borçkoliktir. Dış borcu bulamadığı zaman krize girer. İki senedir bulamıyor. Zar zor. Evdeki şişelerin sonunu içen alkolik gibi oradan buradan topladıklarını içerek idare etmeye çalışıyor ama sonunda hiçbir şey kalmadı.

‘TÜRKİYE’DEKİ ENFLASYONUN SEBEBİ TÜRK LİRASININ DEĞER KAYBIDIR’

Türkiye tarihinde yaşanan krizlere verilen tepkilerden birinin de IMF ile anlaşmaya gidilmesi olduğunu belirten Cansen sözlerine şöyle devam etti: “Bugünkü hükümet IMF’ye gitmem” kompleksine girdi. Haklıydı, haksızdı ayrı konu. Bu sefer de gidilmiyor zaten. O zaman nereden döviz bulacağız. Biz de devamlı söylüyorduk; Bu sıcak dövizle değil, ihracat artışıyla gelen dövizle döviz noksanımızı giderelim. Döviz arzı artınca da ‘bir miktar sonra döviz fiyatları stabilize olur’ deniyordu. Bu tabi zor bir süreç, uzun sürecek bir süreç. Paldır küldür yapılacak bir süreç değil. Bir takım çılgınlıklar da yapıldı. Türkiye’deki faiz ve enflasyon arasında doğrudan ilişki yoktur. Türkiye’deki enflasyonun sebebi; devalüasyon veya Türk lirasının değer kaybıdır. Çok garip bir şey çıktı ortaya, ‘faizi indirince enflasyon da iner’ gibi. İnadına inadına faiz indirince de inadına döviz fiyatları patladı gitti. Aslında Naci Ağbal geldiğinde faizleri arttırıp doları bir lira oranında geri çekmişti ama Cumhurbaşkanlığı ‘Ben bu politikadan gitmek istemiyorum’ dedi. Yani ne kadar zıtlığa gitmek mümkünse, kediyi üzerimize sıçratmak için ne yapılması gerekiyorsa yapıldı. İhracat artışı ile dövizin bollaşması en azından arzının talebinden yüksek hale gelmesi konusu zorlaştı. Bugünkü döviz talebi daha ziyade tasavvufçunun döviz almasından doğuyor.”

Cansen sözlerini, “Zorlu bir sürece girdik. Daha ileri baktığımız zaman Türk lirasının artık Türk ekonomisini taşıyamayacak hale geldiği kanaatindeyim. Türk lirasından herhalde daha istikrarlı devam etmek için bir şekilde vazgeçeceğiz. Euro’ya bağlanmak gibi. Türk lirası, Türk ekonomisini bu açık ekonomide taşıyamıyor. Türk ekonomisi çift paralı oldu. Her konuda iki para birden kullanılınca bildiğimiz hiçbir teori çalışmıyor” diyerek tamamladı.

‘CARİ FAZLA İLE HER ŞEYİN ÇARESİ BULUNACAK GİBİ BİR DÜŞÜNCE VAR’

Prof. Dr. Cevdet Akçay da konuşmasında şu değerlendirmeleri yaptı: “Model takıntısı ile yola çıkıldı ve bundan vazgeçilmiyor. Yanlış hedef kovalanıyor. Arzda örnek ülke ilanları araya giriyor Çin, Güney Kore gibi. Bu çok sakıncalı. İnsan istatiksel olgulardan yanlış nedensellikler çıkarıp zihnini rahatlatmaya çok yatkın. Bu yola saptığı zaman ise belirsizliği zihninde yok ediyor ama gerçeklikten uzaklaşıyor. Çok kötü bir çaba bu. Hayat ve özellikle büyüme çok komplike. Böyle basitlikler kaldıramayacak kadar komplike bir süreç ve ben bununla alakalı bir fikirleri olduğu kanaatinde değilim. Bize henüz ‘model’ diye bir şey sunulmuş değil. Saray’dan bir başdanışmanın dokümanı çıktı. İçinde hiçbir şey yok. Bırakın modeli, çerçeve diye bile algılayabileceğiniz bir şey yok. Daha fenası içinde yanlışlar var. İlişkilendirme ve veri yanlışları var. Hala karanlıktayız. Bir cari fazla sevdası var. Cari fazla ile her şeyin çaresi bulunacak gibi bir düşünce var. Ben bunun da çok yanlış buluyorum.”

‘TÜRK LİRASINI DEĞERLİ KILAMADIĞIMIZ İÇİN YENİ ÜRÜNLERLE GETİRİYİ ARTIRMAYA ÇALIŞIYORUZ’

TÜSİAD Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç ise “Elbette ki bir model olmadığı gibi arzu edilen konu eylüle geldiğimizde faiz düşüşü isteniyordu ve buna çerçeve çizilmek ihtiyacı doğdu. Dolayısıyla ilk başta çekirdek enflasyon kullanıldı iki ay bunu konuştuk. İki ay Türkiye ile hiçbir ilgisi olmayan Çin ve Kore’yi konuştuk. İki ay sonra ise sistem sürekli tıkandığı için yeni bir ürünü konuşacağız veya sistemi idame ettirmek adına atılacak yeni bir regülasyon konuşuyor olacağız. Aslında burada yapılan şey düşük faiz arzu ediliyor ve buna çerçeve çizme çabası” dedi.

Altınsaç sunumuna şöyle devam etti: “Dönem dönem merkez bankasının açık bir şekilde müdahalesini, bazı dönemler de kamunun daha örtük müdahalesinin sonucu ile burada duruyoruz. Şimdi ne olacak? Bir sonraki dönem enflasyon korumalı mevduat mı verecek. Yeni bir ürün daha gelecek sisteme. Varolan sistemde faizle Türk Lirasını değerli kılamadığımız için yeni ürünlerle getiriyi artırmaya çalışıyoruz. Bu bir kural işi. Enflasyon 36’yı geçmiş 50’ye giderken TL mevduatınızın buralarda kalması mümkün değil. Biz ilerleyen vadede bunu idame ettirmek adına birçok adım atacağız.”

‘TÜRKİYE’NİN BÜTÜN HİKAYESİ SERMAYE AKIMLARI ÜZERİNDE SÖRF YAPMAKTI’

Ekonomi yazarı Uğur Gürses Türkiye’nin enflasyonu indirmek için çaba sarfetmediğini söyledi, “Sadece bol para dönemi vardı ve buna devam etti. Kimse masadan içkileri kaldırmadı, parti devam etsin istedi. Siyasetçilerin hoşuna gitti bu çünkü seçim kazandılar” yorumunu yaptı.

’Türkiye’nin bütün hikayesi sermaye akımları üzerinde sörf yapmaktı’ diyen Gürses şunları söyledi: “Bu dönemde reformlar yapılabilirdi. Enflasyonu ciddi şekilde aşağıya indirip, uzun vadede faizlerin çok daha düşük bir seviyede olması sağlanabilirdi. Pandemi döneminde bol sermayenin aktığı dönemde Türkiye bundan pay da alabilirdi. Özellikle kısa vadeli sermayelerin üzerinde sörf yapmış bir iktidarın çıkıp ‘Sıcak para çok kötü. Biz şimdi milli bir ekonomi politikası izliyoruz’ demesini de ayrıca eğlenceli buluyorum. Türkiye sermaye akımları kesildikten sonra aşama aşama özellikle 2018’den sonra daha da hızlı bir şekilde hem uzun vadeli sermaye zaten kısılıyordu. Gayrimenkul dışındaki doğrudan yatırımlar sıfıra geldi birkaç sene içerisinde. Merkez Bankası politikaları, para politikası sebebiyle de ne olduğu belli olmayan politikalar ile beraber, Türkiye kısa vadeli sermayeyi de kaybetti. En kötüsü şu Türkiye’deki bütün krizlerin ana çabası vatandaşın oyuna girmesidir. Bu sefer vatandaş oyuna itildi. Vatandaşın oyuna girmesi, kendi parasından kaçıp, yabancı paraya girmesi demek. Son dönemde giderek bankacılık sisteminden de çıkmaya başladı.” dedi.

‘ENFLASYON DÜŞÜRÜLMEDEN FAİZ İNDİRİMİNE GİDİLMESİ GETİRİSİ GİDEREK AZALAN BİR TERCİH’

Prof. Dr. Selva Demiralp Türkiye ekonomisinin geldiği noktanın temel iktisat prensiplerinin öngörülerinden çok da farklı olmadığını belirtti: “Hastalığı, ilacını, tedavisini biliyoruz. Dolayısıyla eğer tekrar geleneksel tedaviye geçersek, düzlüğe çıkabileceğimiz konusunda benim en ufak bir şüphem yok” diye konuştu. Ekonomiye dair sorunların uzunca bir süredir konuşulduğunu söyleyen Demiralp “Türkiye ekonomisi uzun bir süredir enflasyon pahasına bir büyüme tercihi ortaya koyuyor fakat bizim de sık sık dile getirdiğimiz, enflasyon düşürülmeden faiz indirimine gidilmesi, getirisi giderek azalan, bir noktadan sonrada tersine dönen bir tercih.”

Yüksek faizin bir politika modeli ya da tercihi olmadığını aktaran Demiralp “Yüksek faiz, kalıcı olarak düşük faize giden ön koşuldur. Yüksek faizden kaçmaya çalışmak ve enflasyonu göz ardı etmek daha yüksek faiz olarak geri döner ki şu anda gözlenen de budur” dedi.

‘ENFLASYON DÜNYADA DA PROBLEM AMA TÜRKİYE’DE BİR BAŞKA’

Son sunumu gerçekleştiren Hakan Kara ise enflasyonun küresel yönüne değindi. 2022 yılının en önemli risklerinin başında beklenenden yüksek enflasyon olduğunu söyledi, “Enflasyonun bütün dünyada problem ama Türkiye’de bir başka problem” dedi. Enflasyonda öngörülebilirliğin tarih olarak düşük düzeyde olduğunu belirten Kara, Merkez Bankası’nın tahminlerinin iki katından fazla enflasyon gerçekleştiğini anlattı.