Türk muhalefetinin Kürd’lerle ilişkisi

Türk muhalefetinin, nasıl ki şimdilerde Kürdler’le/Kürd muhalefeti ile aynı karede bir araya gelmemeye itina eden tavrı geçmişine sadık bir şekilde varlığını korumaya devam ediyor. Ancak tavır yine de Kürdler’i hayır demekten alıkoymamalı.

Abone ol

Hatice Özhan

16 Nisan’da yapılması kararlaştırılan referandum süreci, toplumun ortak müştereklerde buluşma kültüründen yoksun farklı kesimleri arasındaki makasın daha da aralanmasına yol açtı. ‘Evet’ ve ‘Hayır’ şeklinde ayrışan bu kesimlerin referandum sürecinin çok öncesinde ciddi ideolojik kamplaşmalarla birbirlerinden zaten ayrıldıkları ancak şimdiki güncel durumun ise bu kamplaşmayı bir husumete dönüştürerek bu kesimler arasındaki ihtilafı derinleştirdiği görülüyor. Demokratik bir arada yaşama kültürünün üzerine kalınca bir çizgi çeken ihtilaflı durumun bir siyasi mühendislik ürünü olduğu gerçeği, durumun müsebbibi mühendislere de itiraz etme hakkı tanımayacak kadar alenen ortada. Ancak, siyasi prensipleri kaostan güç ve iktidar devşirme stratejisi üzerine kurulu bir siyaset ahlakıyla toplum ve kriz yönetiminin benimsendiği bir geleneğin daha da sürdürüleceği görülüyor. Mevcut kamplaşmanın siyasi otoritece güce tahvil edileceği, toplumun bir arada yaşama motivasyonunun düşmesinden beis görülmediği birer aksiyom olarak karşımızda duruyor.

Referandum günü yaklaştıkça, bu rahatsız edici tablonun boyutunu daha da genişleteceğine dair daha bir sürü olumsuz emare var. En önemli emarenin başını, devletin sistematik şiddetine maruz kalan Kürdler çekiyor. Ekonomik,kültürel, sosyolojik alanlara giden kan akışının kesildiği Kürdler’in damarına en çok basan şey, devletin politik alana yönelik kapsamlı müdahalesi oluşturuyor. Politik sahada daralan hareket alanlarını genişletme çabası içerisinde olan Kürdler’i zorlayan bir başka nokta da Kürd’lerin Türkiye’nin Batısı’ndaki muhalefetten beklediği desteği bulamamasıdır. Bu desteksizliğin kaynağında şüphesiz, devletin resmi ideolojisini zihnen emmiş toplumun Kürdler’e yönelik bakışı var. Bu da siyasi iktidarın referandum süreci boyunca Batı cenahını Evet’e ikna etmek adına kullandığı tüm faşizan argümanların toplum tarafından satın alınmasını kolaylaştırıyor.

“Hayırcılar PKK ile aynı kefededir” argümanı siyasi iktidarın en çok sarıldığı argümandır. Öyle ki bu argüman CHP’nin kendisini Kürd’lerle aynı kefede görünmek istememe çabasını daha da arttırdı. Elbette ki bu, Türk muhalefetince Kürd’lere karşı yaratılan açık ara farkı yeni peyda olunan bir durum değildir.

Türk Devleti’nin demir yumruğunu en sert bir şekilde konuşturduğu tüm yıllar ve tarihi olaylar içerisinden 1925 dönemi Türk muhalefetinin Kürd muhalefetine/ isyanına yönelik hiç alakasız, uzak duran tavrına verilebilecek yerinde bir örneği barındırır. Şeyh Said isyanı Kürd tarihindeki hatta Türk tarihi içerisinde çok öğretici ana fikirler barındıran bir özelliktedir. Tüm bu ana fikirler içerisinden benim ulaştığım ana fikir Türk muhalefetinin Kürd’leri şimdi olduğu gibi o zamanlar da yalnız bırakmış olmasıydı.

TÜRK MUHALEFETİNİN KÜRD’LERLE OLAN İLİŞKİSİZLİĞİ

Tarihe Şeyh Said isyanı olarak geçen 1925 yılındaki Kürd ayaklanması, bilineceği üzere devletin en sert müdahalesi ile karşılaşan Kürd isyanlarından bir tanesidir. İstiklal mahkemelerinde verilen idam kararları ile çok sayıda Kürd’ü hayatlarından eden isyan sırasında ve öncesinde de Türkiye’nin Batısı da kaynıyordu. Ankara Hükümeti’nce alınan devletin değişen dini kimliği karşısında gelişen uyumsuzluk ve hoşnutsuzluk nedeniyle ciddi bir toplumsal muhalefet oluşmuş, fiiliyata dökülenler ise devlet güçlerinin müdahalelerine uğramıştı.

Bu toplumsal muhalefetin meclisteki versiyonu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın da bu dönem içerisinde kapatılması devletin her türden muhalefete yönelik tutumunun vardığı düzeyi gösterir. TpCF, İstiklal Mahkemeleri tarafından, Şeyh Said isyanına dolaylı olarak destek verdiği ya da kışkırttığı gerekçesiyle hakkında açılan davalar neticesinde kapatıldı. Parti programında yer alan ‘partinin dinsel düşüncelere ve inançlara saygılı olduğu’ ilkesi kapatma kararının başlıca gerekçesini oluşturdu. Şeyh Said isyanı nedeniyle çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanununa dayanarak hakkında kapatma kararı verilen TpCF’nin isyana destek vermekle ilişkilendirildiği nokta bu ilke oldu. Ancak gerçek olan, Mustafa Kemal’in ciddi bir muhalefet partisine dönüşen TpCF’yi egale etmek üzere girdiği gerekçe arayışıdır. Çünkü Türk muhalefetinin Kürd muhalefetine dair bırakalım desteği sempatisi dahi oluşmamıştır. Kürdler’den taraf, Kemalistlere karşı birleşmek adına Türk muhaliflerine giden ilişki kurma girişimleri de sonuçsuz kalmıştı oysaki.

Azadi üyeleri Yusuf Ziya Bey ve Seyyid Abdülkadir’in ilişki kurma girişiminin sonuçsuz kalması ile bu iki muhalefet hareketi arasında asla iş birliği olmadı. Mustafa Kemal’in TpCF’nin Kürd ayaklanmasına karşı ilgi gösterdiği iddiaları icraata kılıf uydurmaktan ibaretti. Kürdler’den taraf TpCF’ye belli düzeyde bir ilgi oluştuysa da bunun karşılıklı bir ilgiden ibaret olduğuna dair asla bir delil oluşmamıştır. Hatta bazı Türk kaynaklarında belirtilen iddia üzerine devrik Sultan Vahdettin’in de Kürd ayaklanmasında rolü olduğuna dair bir dezenformasyon Türk kaynaklarınca dolaşıma sokulmaya çalışıldı. Ancak ideolojik bağnazlıklardan arınmış bilgilerin de doğrulattığı bir şey var ki o da; Kürd ayaklanmasını planlayanlarla Türkiye’nin herhangi bir yerindeki dini muhalefet güçleri arasında bir işbirliğinin olmadığının kesinliğidir. Ankara Hükümeti’nin Batılılaşma reformlarına karşı başkaldıran dönemin Erzurum, Trabzon ve Samsun’daki Türkler arasında yayılmamış olması da cabasıdır.

Türk muhalefetinin, nasıl ki şimdilerde Kürdler’le/Kürd muhalefeti ile aynı karede bir araya gelmemeye itina eden tavrı geçmişine sadık bir şekilde varlığını korumaya devam ediyor. Ancak tavır yine de Kürdler’i hayır demekten alıkoymamalı. Türkiye’de çoğulculuğa, demokrasiye ve çağdaşlığa en fazla ihtiyacı olan aktörlerin başını çeken Kürdler’in vereceği kararın çok önemli olduğu Kürd’lerin ağzını canhıraş arayan siyaset distribütörlerinin içine girdikleri telaştan anlaşılıyor. Bu yüzden de, bu distribütörlerin göreceği şekilde bir Hayır mührünün kapı girişlerine ve niyetlere asılması en doğrusu olacaktır!