İran, İsrail’e karşı ‘Doğru Vaat’ adını verdiği misillemesini
nihayet cumartesiyi pazara bağlayan gece gerçekleştirdi. “Yapamaz”,
“Cesaret edemez”, “Sadece tehdit savurur”, “Animasyonla geçiştirir”
ve “Vekilleri kullanır” diye alaya alındığı bir kakofoniye son
verdi. Aynı kadro sonucu küçümseyerek “Bu bir tiyatro” ya da
“Danışıklı dövüş” diye iğneleniyor. Dokunulmazlık miti içinde bir
devletle bu düzeyde bir hesaplaşmanın zarar bilançosu kuşkusuz
başarı ya da başarısızlığı tanımlayan en önemli referanstır. Fakat
her şey değildir.
***
İran yönetimi 1 Nisan’da Şam’daki konsolosluğu vurulduğundan
beri ikilemdeydi. Bir tarafta Gazze’de ilan ettiği hedeflere
ulaşamayan, içerde isyanla yüzleşen ve dış desteği eriyen İsrail
Başbakanı Benyamin Netanyanu’nun İran’ı savaşa çekmeye çalıştığı,
bu şekilde dikkatleri soykırım tablosundan uzaklaştırmayı ve
müttefiklerin desteğini yeniden kazanmayı umduğu, haliyle İran’ın
tuzağa düşmemesi gerektiğini düşünenler vardı. ‘Stratejik Sabır’
diyenlere göre İran zaten Amerikan-İsrail-Batı ekseniyle
savaştaydı; uzun vadeli hedeflere bağlı kalmalı ve ‘Direniş
Ekseni’ni tahkim etmeye odaklanmalıydı. Diğer taraftan İsrail, İran
içinde stratejik tesislere sabotajlar ve bilim insanlarına
suikastlar düzenleyip Suriye’de Devrim Muhafızları’na ağır kayıplar
verdirse de ilk kez diplomatik bir yerleşkeye yani İran
topraklarına saldırmıştı. Bu yüzden yanıtsız bırakılması İran’ın
caydırıcılığını ve ‘Direniş Ekseni’ üzerindeki itibarını
sıfırlardı. İkinci kısımdakilerin kaygıları baskın çıktı. Bununla
birlikte bölgesel savaştan kaçınma konusunda İran ve ABD
çakışıyordu. İşte bu noktadan diplomasi kendine yol buldu.
***
ABD bölgedeki ortaklar aracılığıyla İran'dan itidalli
davranmasını istedi. Geçen Perşembe İngiltere, Avustralya ve
Almanya dışişleri bakanları, İranlı mevkidaşlarını aradı. ABD
Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Çin'den yardım istedi. Bu trafik
İran’a ABD’yle müzakereye girerek misillemeyi kalibre etme şansı
verdi. İran’ın mesajı şuydu: “ABD, İsrail ile İran arasındaki
çatışmaya müdahil olursa bölgedeki Amerikan güçleri saldırıya
uğrayacak. Siz bizimle uğraşmayın, biz de sizinle uğraşmayız."
ABD doğrudan bir saldırı durumunda İsrail'in yanında yer alacağı
uyarısını tekrarladı.
İran kontrollü bir misillemeye karşılık ABD’den bu işe karışmama
sözü almaya çalıştı.
ABD talebi reddetti.
Bu arada İsrail tarafında ikili bir strateji izledi. Bölgeye
takviye güç gönderilirken CENTCOM Komutanı General Michael Kurilla
da olası saldırıya karşı savunma çabalarını koordine etmek üzere
İsrail'e gitti. Savunma Bakanı Lloyd Austin de ABD'nin tam
desteğine güvenebilecekleri konusunda mevkidaşı Yoav Gallant’ı
temin etti.
İsrail’e savunma desteği vermek ile İsrail için İran’la savaşa
girmek arasındaki ayrım belirginleşti. Washington Post Austin’in 3
Nisan'da Gallant'a İran’a saldırı öncesi ABD’nin yeterince
bilgilendirilmemesinden şikayetçi olduğunu yazmıştı. Axios’a göre
ise Washington, İsrail’den herhangi bir misillemeye karar vermeden
önce ABD'ye haber vermesini talep etti. Bu şekilde Amerikan
yönetimi kararlarda söz sahibi olacaktı. ABD Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Charles Brown da savaştan kaçınmaya çalıştıklarını
vurguluyordu.
***
Neticede İran, ABD’nin “Yapma” uyarılarına boğun eğmezken
Amerikan yönetimi ile örtülü bir angajman seti belirleyen bir
pazarlık döndü. Bu basitçe danışıklı dövüş ya da tiyatro değil. Bu,
kaçınılmaz hale gelen bir misillemenin İran-Amerikan çatışmasını ya
da bölgesel savaşı tetiklemesini önleyecek şekilde karşılıklı
anlayışın hasıl olmasını sağlayan bir mesajlaşmaydı. Tehditler ve
restleşmeleri de içeren bir süreçti. İran “Vuracağım” sözünden
dönmedi. Karşı mesaj misilleme İran topraklarından değil de direniş
eksenindeki unsurlardan (Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki İslami
Direniş ve Yemen’deki Ensarullah) gelirse bunun geçiştirilebileceği
yönündeydi. İran diretip ABD’ye “Bu işe karışırsan bölgedeki
Amerikan üsleri hedefimiz olur” dedi. ABD de İsrail’i koruyacağı
mesajını tekrarladı. Fakat Reuters’ın dün geçtiği haberden Türkiye
aracılığıyla “Tepki belirli sınırlar içinde olmalı” mesajının
gönderildiğini öğreniyoruz.
Amerikan ve İsrail kaynaklarından gelen bilgiler ışığında
anladığım kadarıyla ABD’nin hangi koşullarda hedef olacağı sorusu
şurada yanıt buluyordu: ABD’nin dahli İran’ın füzelerini durdurma
ile sınırlı kalırsa Amerikan çıkarları hedef alınmayacaktı.
İsrail’in İran topraklarına karşı olası yanıtına ABD eşlik ederse
durum değişecekti. Ayrıca ABD’nin de İsrail’i dizginlemesine
yardımcı olacak şekilde hedefler askeri noktalar olarak belirlendi.
Maksat zaten misilleme yapmaktı, savaş çıkarmak değil.
Umman aracılığıyla yürütülen pazarlıklarda İran, Gazze’de
ateşkesin temin edilmesini de istedi. Misilleme masadan kalkacaksa
en azından Filistin lehine bir sonuç olmalıydı. Amerikalılar da
“Ateşkes için Hamas’a baskı yap” yanıtını verdi. Nihayetinde İran,
‘sınırlı’, ‘dozu iyi ayarlanmış’, ‘gerilimi tırmandırmaktan
kaçınan’ ve ‘vekil güçlerin de dahil olduğu bir misilleme’
yapacağını kaydetti. İran’ı çevreleyen Amerikan üslerinden saldırı
gelirse ev sahibi ülkelerin yanacağı mesajını da paylaştı.
***
Gelelim sonuçlara;
- İsrail ilk kez Arap ülkeleri dışında bir devletin saldırısına
uğradı.
- 1973 savaşından beri İsrail’in dokunulmaz olduğu miti yıkıldı.
1973 savaşından beri bölgede yerleşen görüş “İsrail’e dokunan
yanar” idi.
- İsrail ilk kez uluslararası bir koalisyonla birlikte hareket
etti. İsrail’in tek başına herkesin üstesinden geleceği inancı da
yıkıldı. Gelecekteki hiçbir savaşı bağımsız yapamayacağı
görüldü.
ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün İran füzeleri ve SİHA’larını
önleyerek İsrail’in işini kolaylaştırdı. Artık İsrail vereceği
kararlarda yalnız olmayacak. Bu da Tel Aviv’in dizginlenmesi
açısından bağlayıcı bir ilişki doğuruyor.
- Savaş kabinesi dün olası yanıtları belirlemek için toplandı.
Çıkan açıklama ‘Stratejik Sabır’ siyasetinde sıranın İsrail’e
geldiğini gösteriyor. Savaş Kabinesi’nden Benny Gantz dünyanın
İran’a karşı tutumunun asıl sonuç olduğunu ve bunu kullanılması
gereken stratejik başarı olarak gördüklerini vurguladı. Bölgesel
bir koalisyon kurmaktan söz ederek “İran'dan bunun bedelini, bize
uygun şekilde ve zamanda alacağız” dedi. Stratejik Sabır bir
metafor olarak İsrail siyasetine de sirayet etti. Milletvekili
Gideon Saar ‘stratejik sabır’ tavsiye edip “Hükümet Gazze’ye
odaklanmalı. İran'ın zamanı gelecek” dedi.
Amerikan basınına sızdırılan bazı bilgiler perde arkasına ışık
tutuyor. ABD Başkanı Joe Biden, cumartesi telefonda Netanyahu’ya
İsrail’in İran’a yönelik karşı saldırısına destek vermeyeceklerini
söyledi. Bunu söylettiren kaygı, İran'a verilecek yanıtın felaketle
sonuçlanacak bir bölgesel savaşı tetikleyecek olması. Biden, “Bir
zafer kazandınız. Galibiyeti kabul edin" dediğini aktardı. Birlikte
saldırıyı bertaraf ettiklerini vurgulayan Biden bir bakıma her şeyi
vurdukları, zararın hafif kaldığı ve zafer ilan etmenin mantıklı
olacağı vurguları üzerinden ‘misillemeye gerek yok’ telkininde
bulundu. New York Times’a göre bu görüşmeden sonra İsrail
misillemeden vazgeçti. Halbuki Savaş Kabinesi’ne yetki bile
verilmişti. İran’ın hedefleri askeri tesislerle sınırlaması da
Biden’ın işini kolaylaştırıyor. Tabii Biden’ın tutumu, İsrail’i
İran’a saldırmaktan menedecek bir baskıyı içermiyor.
- ABD, İsrail’i koruma taahhütlerine sıkı sıkıya bağlıyken
İsrail yalnız bırakılmayacağı hesabıyla İran’a yine saldırabilir.
Ama İran’ın dışında Irak, Yemen ve Lübnan’dan eş zamanlı
gerçekleşen salvolar gösterdi ki İsrail, ABD’yi içine çekmeden bir
savaşa giremez. Amerikan-İngiliz-Fransız üçlüsünü peşi sıra
sürüklemesi şart. Şu aşamada Biden’ın uyarısının etkili olduğu,
‘Üçüncü Dünya Savaşı’ senaryolarının rafa itildiği anlamına
geliyor.
- İsrail ordusunun SİHA, güdümlü füze ve balistik füzelerin
yüzde 99’unu durdurduklarına dair bir başarı hikâyesini öne
çıkarması ve yıkım-kayıp bilançosunun karartılması Tel Aviv’in
misilleme beklentisini yükseltmek istemediğini gösteriyor. İlk
saatlerde Amerikan-İngiliz ikilisinin bütün SİHA’ları İsrail hava
sahasına ulaşmadan düşürdüğü belirtilmişti. Sonra Tel Aviv, Kudüs,
Ramallah ve El Halil gibi kentlerin semalarından görüntüler gelmeye
başladı. Hedefi bulan füzelerin görüntüleri kameralara yakalandı.
İsrail ordusunun Farsça sözcüsüne göre fırlatılanların yüzde 90'dan
fazlası İsrail'e varmadan vuruldu. 170 SİHA ve 30 güdümlü füze
İsrail hava sahasına ulaşamadı. 120 balistik füzeden birkaçı hava
sahasına girmeyi başardı.
İsrail ordusu sadece bir üssün hafif hasar gördüğünü söylüyor
ama gerçek farklı olabilir. İsrail ordusunun kurşundan sonra en
fazla sıktığı şey yalan. İsrail, Arrow 2, Arrow 3, Demir Işın,
Barak 8 ve Davud Sapanı'nın içinde olduğu Demir Kubbe’ye dair
aşılmazlık efsanesinin yıkılmasını istemiyor. İran Genelkurmay
Başkanı Muhammed Bakıri’ye göre ise Cebel el Şeyh'teki istihbarat
merkezi ve F-35’lerin bulunduğu Nevatim Üssü başarıyla hedef
alındı.
- İran Lübnan, Irak ve Yemen’deki ‘devlet ötesi’ aktörler
dışında Arap dünyasında bir tek Suriye’yi yanında gördü. 1979’dan
beri İsrail-Amerikan eksenine karşı sağlanan ortaklık bir kez daha
testten geçti. İslam aleminin ‘reisi’ olma iddiasındaki Türkiye
muhtemelen Kürecik Radar Üssü ile Amerikan-İngiliz ikilisine
hizmetinde kusur etmedi.
- Bölgesel bir savaşa yol açmadan intikamını almış olmak İran
için en önemli sonuç. İran bu misillemeyi kendi caydırıcılığının
korunması olarak sunuyor. Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin
Selami yeni denkleme dair şunu söylüyor: "Yeni bir denklem
oluşturmaya karar verdik. Bu denklem, bundan böyle İsrail'in
herhangi bir yerde İran çıkarlarına, şahsiyetlerine ve
vatandaşlarına saldırması halinde misilleme yapılacağıdır.”
- İran ölçek büyük olsa da düşmanın tüm savunma kapasitesini
çözmesine imkan verecek şekilde çok çeşit kullanmadı. Buna karşın
yüzlerce SİHA’yı farklı yerlere gönderip İsrail ve müttefiklerini
daha fazla ileri teknoloji kullanmaya zorlayarak düşmanın
savunmasının haritasını çıkardı. İran’ın saldırı koreografisini
silahların yüzde kaçı hedefe ulaştı sorusuyla ölçmek ya da bunu bir
farsa benzetmek yanıltıcı olabilir. Hizbullah’ın da altı aydır
basit bir çatışma stratejisi gütmediğini, aynı zamanda Demir
Kubbe’yi çözmeye yönelik atışlar yaptığını hatırlatalım.
Teslim etmek gerekir ki rejimin kendi insanında yarattığı alerji
bir kenara İranlılar uzun vadeli güç mücadelesinde ustalar.
1980-1988 arası Irak’la yıpratıcı savaşa, onlarca yıldır süren
ambargoya rağmen küresel bir dev ve onun ileri karakoluyla
didişebilen tek bölge ülkesi.
- Soykırım savaşının ana destekçisi Biden yönetimi de Gazze
savaşının gölgesinde İsrail’in İran’ı, İran’ın da İsrail’i
vurmasını önleyemedi. Fakat hem İsrail’i koruma misyonuna bağla
kalarak hem de Tahran’la restleşmenin dozunu iyi tutarak tırmanışı
baskılamayı başardı.
Fakat ‘korsan saldırılar’ ve ‘haydut devlet pratikleri’ bir
teamül halini almışken İsrail’in nereye kadar kendini tutacağı
kestirilemez. Burada zihinsel kodlamanın buyrukları işliyor:
Birincisi İsrail kendi varoluşunu Filistinlilerin yok oluşunda
görüyor. İkincisi İsrail, İran’a var oluşsal bir tehdit olarak
bakıyor. Üçüncüsü İsrail coğrafi olarak stratejik derinliği
olmadığı için savaşı her zaman sınırların dışında yapmanın zorunlu
olduğuna inanıyor. İsrail askeri doktrini bu kodlar üzerinden
şekilleniyor. Genetiğe işlenmiş kaygılar kolayca kaybolmayacağından
yarına kimse garanti veremez. Fakat İran da çok kaçındığı bir
sınırı aşmış oldu.