TİHV'den 30. yıl söyleşisi: Ölüm istatistik değildir diyorduk, bugün onu da diyemiyoruz

TİHV, kuruluşunun 30'ncu yıl dönümünde pandemi nedeniyle ilk kez Youtube'dan bir söyleşi gerçekleştirdi. Tanıl Bora, Nilgün Toker, Coşkun Üsterci ve Serdar Tekin'in katıldığı söyleşide Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi çerçevesinde salgın sürecindeki söylemlerin anlamı tartışıldı.

Abone ol

DUVAR - Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 'Salgınlaşan olağanüstü halde yalan, ölüm ve itiraz' adlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Vakfın 30'ncu kuruluş yıldönümü nedeniyle yapılan söyleşiye Tanıl Bora, Nilgün Toker, Coşkun Üsterci ve Serdar Tekin katıldı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve öneminin konuşulduğu söyleşide Nilgün Toker, evrensel bildirgeyi güçlendiren şeyin insan hakları hareketi olduğunu söyledi. Serdar Tekin ise evrensel bildirgenin dünyanın içinde bulunduğu dönemde hatırlanması gerektiğinin altını çizerek, bir kamu hukuku metni olduğunu vurguladı. Tanıl Bora da yıllar önce Türkiye'de işkence olduğu kabul edilmezken, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın bu konuda çığır açacak çalışmalarda bulunduğunu belirtti.

SALGINDA YALANLAR...

Konuşmaların ardından söyleşinin ana teması olan, 'Salgınlaşan olağanüstü halde yalan, ölüm ve itiraz' konusuyla ilgili açıklamalara geçildi. İlk sözü alan Nilgün Toker, “Siyasal yalan kavramı 11 Eylül saldırısından sonra Irak'a yapılan saldırıda kullanılmış bir kavram. Doğruyu bilirsiniz ama saklarsınız. Manipülatüf olabilir. Yani geleneksel bir yalandan bahsediyoruz. Burada önemli olan şey şu: Orada bir doğru var ve bu doğru saklanılıyor. Oradaki yalan çürütülebilir bir yalandır. Ortadaki salgına ilişkin alacağımız tutumu müzakere etseydik bilgiye ihtiyacımız olurdu. Oysa hem bilgiyi engelleyen, hem müzakereyi engelleyen bir yalanın içerisindeyiz. Burada hakikatin ortaya çıkartılması için mücadele etmek önemli. Yeni rejimler yeni karakterleriyle birleştiğinde sonuçları sivil toplum kuruluşlarımızın kapatılması, müzakere alanımızın kapatılması olarak görüyoruz. Burada ölümleri en fazla saklayan ve ölüm hakkında en az konuşan biziz.”

'ÖLÜM İSTATİSTİKLERLE TARTIŞILAMAZ DİYORDUK...'

Serdar Tekin ise şunları söyledi: “Ölüm istatistiklerle tartışılamaz diyorduk ama bugün diyemiyoruz. Çünkü sayıları bilmiyoruz. Pandemi nedeniyle ölen kişi sayısının kaç olduğunu bilmiyoruz. Ölüm konusunun yalan konusu haline gelmesi bir yönetme tercihidir. TTB haklı olarak mümkün olan her şeyi söyledi. Bu aynı zamanda siyasal iktidarın kamusal yükümlülükleri savuşturduğu bir süreci gösteriyor. Bir yandan herkes kendi olağanüstü halini ilan etsin diyor bir yandan da en kritik bilgiyi onlardan saklıyorlar. Toplumun büyük bir kesimi için siyasi kararlarla ölüm riskinin toplumun çok büyük bir kesimi için artıran bir tercihler silsilesinden söz ediyoruz.”

"İnsan hakları savunucularını faaliyetlerini itfaiyecilere benzetiyorum" diyen Tanıl Bora, "Bir yerde yangın varmış gibi bir yerden başka bir yere koşturuyorlar hep" ifadelerini kullandı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

"Covid toplu cinayetlerinin metafizikle ilgili yanı var. Ölenle vedalaşmak toplumsal sağlık için gerekli. Toplamda ölenlerin sayılaştırılması özel bir kötülük niyetinden kaynaklanmıyor olabilir. Geçmişten beri vedalaşma, yüzleşme, yas tutma meselesinin metafizik yanı. Türkiye'nin toplumsal yanı ve aklı yönünde bir sorun oluşturduğunu biliyoruz. Tutulamayan yasların, edilemeyen vedaların hiç iyi yönde etkilemediği kesin. Bu da bir toplumsal sorun." (HABER MERKEZİ)