“Tam da düşündüklerimi, aklımdan geçenleri söylemişsiniz.”
Gündelik gelişmeler ve güncel konular hakkında yazan, çizen,
konuşan insanlara okurlarından, izleyicilerinden gelen yaygın bir
övgü cümlesi. Aslında iki taraf için de hayli sorunlu olan bu
ifade, popülizm zehrinin sızdığı her bünyede oluşan bir ihtiyaç
aynı zamanda. Her insan için, düşündüğü veya inandığı şeylerin
-veya söylenmesi gerekenlerin- birileri tarafından daha geniş bir
alana taşınmasının, dile getirilmesinin, seslendirilmesinin,
yaygınlaştırılmasının tatmin edici -en azından çok rahatlatıcı-
olacağına kuşku yok. Önemsediğiniz birisi, önemsediğiniz bir
mecrada tam da sizin söylemek istediklerinizi -belki de biraz daha
süslü veya kuvvetli biçimde- söylüyor. Sizin gibi düşünenleri
topluyor, çoğaltıyor. Daha kalabalık hissediyorsunuz. “Tam benim
düşündüğüm gibi söylemişsiniz” diyenlerin çoğalmasını -olması
gerektiği gibi şüpheyle değil de- etkisinin genişlemesi diye
okumaya teşne olan yorumcu için de, başka bir güvence alanı
oluşuyor elbette.
Üstelik düşündükleriniz/söyledikleriniz, kolayca
eleştirilebilecek, tam emin olunamayan, biraz “ayıplı” hezeyanlara
dayanıyorsa, kamusal alanda bunları tasdik edecek, zihnin
karanlığına meşruiyet sağlayacak, duygularınıza ortak olacak
birilerinin bulunması hiç fena değil. O size anlayış
gösterilmesinin talimatını verir, siz de sizi seslendirdiği için
onu çok takdir edersiniz olur biter. Popülerliğin getirdiği
küstahlık, kalabalık destekçi grubunun imanı, “bu iş böyledir”
deyip kestirip atabilme bilgiçliği, olmadık hamaset ve çarpıtma
imkanlarıyla üretilen “haklılık” veya “anlaşılma” garantisi,
herkese yetecek biçimde paylaşılabilir. Herkes dünyayla kurduğu
birinci tekil ilişkide mutlu olur. En hastalıklı görüşlere ve
eylemlere gerekçe bulabilenler, kendilerine “adam gibi adam”
diyecek destekçiler de temin edebilir. O destekçiler karşılığını
verir. Neticede hepsi haklı. Geriye, kötü niyetli, aymaz, korkak
veya satılmış ötekiler yaratmak kalır.
İnsanların, akıllarından geçenlerin, hissettiklerinin estetize
edilmiş biçimde yeniden ifade edilmesine, kavramsallaştırılmasına,
bağlamına oturtulmasına ihtiyaç duymalarının, bu çabalarla tutkulu
ilişkiler kurmalarının anlaşılmaz bir tarafı yok. Bazen zihinde
dağınık gezen fikirler, bazen tam kelimesini bulamamış hisler bu
tamamlama ile yeniden anlam kazanır, yerli yerine oturur veya
bambaşka bir kapı açılıverir. “Tam da bu işte” denilecek ifadeler
çıkagelir. Ancak bu tanımlama/tamamlama, süsleme veya
kuvvetlendirme hali, “akıldan, yürekten geçeni” yeniden kurma
faaliyeti, her zaman zenginleştirici olmayabiliyor. Hissiyatları,
fikirleri basitleştiren; kolay alınır, intibak edilir, dahil olunur
hale getiren; ortalamaya, ortaklığa elverişli formlara çeviren;
sloganlaştıran müdahalelere daha sık rastlanıyor. Kamusal alanda
“muteber”, “popüler” bir ismin damgasıyla kuvvetlenmiş, gündelik
tartışmalar için daha kullanışlı argümana dönüşmüş basit önermeler,
kaba genellemeler, alakasız bağlantılar/benzetmeler daha fazla yer
buluyor.
Fikri çölleşmenin, zihni sığlaşmanın arttığı ve ifade
alanlarının daraldığı, düşünsel fukaralığın genişlediği zeminlerde,
sadece hakim ve dayatılan tarafta değil, öteki veya sıkıştırılan
tarafta da bozulmalar yaşanıyor. Tıpkı kötü oynayan takımın rakibi
bozması gibi, kaba vasatizm her temasta aynılaştırıyor. Zorlanılan
sıkıştırılan alanda daha çok “Abdurrahman Çelebi” ürüyor. Popülist
ayarsızlık, karşısındakini de kendine benzetiyor. Aktörlerden
iddialara, önerilerden sembollere, fikirlerden heyecanlara kadar
her alanda yüksek yüksek laflar, kaba saldırganlık inceliklere,
derinliklere yer bırakmıyor. Tribünlere oynamak, herkesin kendi
tribününü kurabildiği bir zeminde fazla kolaylaşıyor. Oysa bu
dijital çağda test imkanları çok fazla. Herhangi bir lafı eden,
asıl niyetini anlatmak, aslında ne olmadığını söylemek yerine,
söylediğinin altındaki yorumlara baksa, ne söylediğini, kime sinyal
verdiğini, kimlerle aynı olduğunu, kimlere uzak düştüğünü kolayca
görebilir.
Popülizm, sadece egemenlerin, iktidar sahiplerinin kışkırttığı
karşıtlıklar, hamasetle bezeli yalan övünçler yaratmıyor. Karşı
popülizm de, sıfatlara, olmadı imalara yaslanarak iç düşmanlar, “ne
mal olduğu zaten bilinenler” ya da kendiliğinden yüksek vasıflara
sahip kapalı gruplar imal ediyor. Suçlamaların simetrisi aynı
sertlikte haksız iddialar, zorlama genellemeler üretiyor. Bir etnik
grup veya aslında her grup için ortaya atılabilecek bir etiketleme
ile onlar için asla böyle bir şeyden bahsedilemeyeceğini söylemenin
nasıl kardeş olduğu çoğu zaman görülemiyor. Örneğin; Müslümanları
şiddetle eşleştirmekle, İslam’ın asla şiddetle yan yana
anılamayacağını söylemenin veya her durumdan faşizm keşfetmekle,
her kalabalık hezeyanını meşru görmenin aynı şeyin farklı yüzleri
olduğu dikkatten kaçıyor. Tartışılan ya da eleştirilen her kişi
veya durum için, sıfatlar ve imalar marifetiyle peşin destekçi
temini mubah kabul ediliyor. Saldırmak kesmiyor, saldıranları
artırmak gerekiyor.
En baştaki söze dönersek, sadece herkesin “aklından geçenleri”
söyleyen, hiçbir tarafını güzelleştirmeden/inceltmeden hatta
-birilerinin ağzının payını vermek için- biraz daha vülgarize
ederek tekrar eden birini okumak, izlemek ne işe yarar? Teslim
olunursa eğer: Rahatlatabilir, ait olma hissini güçlendirebilir ama
yine de sanki biraz zaman kaybı. Aynı şekilde böyle bir cümle
eşliğinde alınmış alkış da, kalabalık bir tribün önünde oynama
keyfi verse bile, fazla övünülecek bir durum değil gibi.
Ortalamanın sözcülüğü, daha fazla kırıp dökme lüksü sağlayabilir
ama kalabalığın sözüyle aynı olması sizinkini daha değerli yapmaz.
İşin her iki tarafı için şöyle de söyleyebiliriz: Sadece “aynen”
sizin gibi hisseden ve “tam da sizin düşündüklerinizi” söyleyenleri
takip ederek bir şey öğrenmek pek mümkün değil. Sizi öven bütün
okuyucularınız ve izleyicileriniz bu cümleyi kurmaya başladıysa,
yaptığınız işi ve özellikle de özgüveninizi gözden geçirmeniz
gerekir.
Son günlerde, hem ekonomi, hem dış politika krizlerini
perdelemek için alana itilen Suriyeliler meselesi etrafında, bu
çerçeveye fazlasıyla uyan yakışıksız tartışmalar sürüyor. Olmadık
argümanlar saçma bağlamların malzemesi, son derece rahatsız edici
imalar “masum” savunmaların parçası, sevimsiz üsluplar popülerliğin
gereği olarak devreye giriyor. Kendi sesinin veya aldığı alkışın
şehvetine kapılan ya da uğradığı suçlamanın yarattığı hiddete karşı
duramayanlar, sonradan değil, şimdiden utanmaları gerekecek şeyler
söylüyor. Bir sürü yanlışın, çok tehlikeli kışkırtmaların, rahatsız
edici hedef göstermelerin yanında, bunlar ayıp ve “yazma-konuşma
terbiyesizliği”. Terbiyesizliğin de kimseye faydası ve lüzumu yok.
Bu yazıda isim kullanılmaması, kendi isminden ve sesinden
uzaklaşabilenlerin kulağının biraz daha açık olması
umudundandır.