Suzan Pektaş: Kurgusal bir anlatım dilim var ama bu kurgular yaşanmış hikâyelere dayanıyor

Suzan Pektaş'ın fotoğraf kitabı 'Gravity of You' Mas Matbaa tarafından yayımlandı. Pektaş ile fotoğrafı ve kitabını konuştuk.

Abone ol

Birgül Sevinçli

DUVAR - Suzan Pektaş’ın ilk fotoğraf kitabı 'Gravity of You' geçtiğimiz ay yayımlandı. Tasarımı Ece Eldek tarafından yapılan kitap Mas Matbaa aracılığı ile basıldı.

2000 yılından bu yana aktif olarak fotoğrafla ilgilenen Pektaş’ın fotoğrafla olan bağı üniversite yıllarına dayanmakta. Atölye ve eğitim programları ile kendini sürekli geliştiren Pektaş, 2015 yılından sonra belgesel fotoğrafçılık alanında da çalışmalar yaptı. Üretimlerinde bireyin varoluş sorunsalını ve çevresiyle ilişkisini yoğun olarak işleyen fotoğrafçı, farklı konseptler deneyimlemeyi de sürdürmekte. Pektaş'ın kadınlar, kentsel dönüşüm, göç alanlarında çalışmaları bulunmaktadır.

Pektaş'ın çalışmaları Leica Camera, LFI Magazine, Lensculture, 6MOIS, RedMilk Magazine, APF Magazine gibi basılı ve çevrimiçi medyada yer aldı ve uluslararası festivallerde sergilendi.

Pektaş ile çağdaş sanatta fotoğrafın yerinden, gelişen teknolojinin yansımalarından, fotoğraf okumalarından, 'Gravity of You'nun oluşum sürecinden ve fotoğrafların öykülerinden konuştuk.

Sevgili Maya’ya ithaf ettiğiniz 'Gravity of You', ilk kitabınız. Bizimle kitabınızın oluşum sürecini paylaşır mısınız?

Fotoğraf kitabı yapmak iki yıldır üzerinde durduğum, beni heyecanlandıran bir süreçti. Kitaba ismini de verdiğim Gravity sözcüğü ya da Türk dilindeki karşılığı ile yerçekimi, “Bir kütleyi veya bir bedeni dünyanın merkezine doğru veya kütlesi olan başka bir bedene doğru çeken kuvvet” olarak tanımlanıyor. Bu tanımı okuduktan sonra yerçekimi sözcüğü beni bırakmadı ve zihnimi çok uzun süre meşgul etmeye devam etti. Bu sözcükte daha derinlikli bir anlam aradım ve zamanla ruhuma ağırlığını veren şeyin bir çeşit yerçekimi, yani geçmişimde bende iz bırakan anların bir birikimi olduğunu gördüm. Hikâyem aslında burada başlıyor. Kitabın hikâyesi de.

Kişisel tarihimde bende iz bırakan deneyimleri, küçük birikimleri yeniden gözden geçirerek, ruhuma ağırlığını veren bu yerçekimini görsel olarak yeniden inşa etmek istedim. Tüm bu birikimleri bir genç kız, bir kadın olarak hayatımın varoluşsal anları ve durumları olarak görüyorum. Bir kadın kimliğinin çocukluktan yetişkinliğe geçişi ile birlikte evrilmesini de ortaya koymayı amaçladım. Tüm bu düşünceleri odağıma alarak yakın arkadaşlarımla ve ailemle çalıştım. Kadın dostlarımla yaşadığım deneyimler bir yaratıcılık ve hayal gücü atmosferinde birleşti en nihayetinde. Bir coğrafya içerisinde, belirgin olmayan bir arka planda kendi bedenimle birlikte onların bedenlerinin değişimlerine de tanıklık ettiğim izole bir fotoğraflama sürecim oldu. Onların mekânla, fanteziler ve yanılsamalarla etkileşimleri, kadınlıklarında tezahür eden enerjilerinin açığa çıkması beni en çok etkileyen unsurlar oldu. Sonra kızım büyümeye başladı. Onun aynı gri alanlarda büyümesine, serpilip gelişmesine ve içindeki kozadan kurtulmasına tanıklık ettim bu süreç boyunca.

Bu kitap kadın bedeninin sürekliliğine, ruhundaki değişimlere, varoluşumuzun iç içe geçmiş, kendini tekrar eden örüntülerine odaklanıyor. Zaman ve mekân düzleminde belirli bir anı yakalama ihtiyacı hissettiğim zamanlarda içinde bulunduğum ortamı ve onu paylaştığım insanları fotoğrafladım… Öyle ki bu anların her biri ruhumda uçucu bir ağırlık bıraktı. Farklı zamanlarda çektiğim dijital fotoğrafları, 20 yıl önce çektiğim analog otoportrelerle bir araya getirerek kendi hikâyemin yerçekimini kurgulamaya çalıştım.

Fotoğraf, disiplinlerarası özelliği nedeniyle pek çok profesyonel alanda aktif olarak kullanılıyor. Bunların arasında sosyolojiden mimariye kadar birçok alan var keza bir yanıyla sosyal bir gerçekliği de ortaya koyuyor. Zamanla teknoloji de fikirler de bizler de değişiyoruz. Yıllar içinde fotoğrafa bakış açısı da değişti. Bugün gelinen noktada sanatın bir dalı olarak kabul görüyor. Sizin fotoğraf tanımınız nedir?

Sanat bağlamında fotoğraf tanımından bahsediyorsak benim için fotoğraf, bütün diğer sanat formlarında olduğu gibi, dünya görüşümü genişleten, bana iyi bir hikâye anlatırken bir yandan da sorular yönelten, beni zorlayan, bana güçlü duygular hissettiren iş demek. Tabii günümüzde sanatsal bağlam çok küçük bir kısmı. Fotoğraf, akademik araştırma süreçlerinde olduğu gibi basın, bilim, tıp, uzay gibi alanlarda da belge amaçlı yaygın bir karşılık buluyor.

Sanat, günden güne yol kat ediyor, her şey gibi o da devinim halinde. Günümüz sanatı güncel / çağdaş sanat tanımlamaları içine oturtulan sanatta fotoğrafın yerini nasıl görüyorsunuz?

Günümüzde fotoğraf sanatı kompozisyonun, belgelemenin, gezi ve portre fotoğrafçılığının çok ötesinde artık. Çağdaş sanatın önemli bir parçası olan fotoğraf hem bir sanat dalı hem de bir araç. Fotoğraf, günümüzün çağdaş sanatçıları tarafından yepyeni kavramsal çerçevelere oturtuluyor, sınırları zorlayan projelerin parçası olarak kullanılıyor ve çeşitli tekniklerle farklı boyutlar kazanıyor.

Disiplinlerarası çağdaş sanatçı olan Taryn Simon’un üretim pratikleri, fotoğrafı bir amaçtan ziyade bir araç olarak kullanan sanatçılara en iyi örneklerden biri. Çalışmalarında fotoğrafın yanında metin, performans, enstalasyon gibi medyumları da dâhil eden Simon, sınıflandırma ve kategorizasyon gibi çağdaş sanatın temsil stratejileri aracılığı ile araştırmaya ve belgelemeye dayalı fotoğraf serileri ortaya çıkartıyor. Kavramsal portreleriyle tanıdığımız Cindy Sherman diğer bir örnek. Yine önemli temsilcilerden biri olan Philip-Lorca DiCorcia’nın çalışmaları hikâyeyi merkeze alırken gerçek ile kurgunun arasındaki muğlak alanda yer alan fotoğraf serilerinden oluşuyor.

Suzan Pektaş, Gravity of You

Fotoğrafta kompozisyon renk ışık gibi temel unsurların iyi olması biraz da gözünüzün iyi, yüreğinizin dolu olmasına bağlı değil midir?

Hikâyeler iyi anlatıldıklarında duyulara ve duygulara hitap eder. Eğer fotoğrafçı o duyguları ve duyuları yaşarsa bu fotoğraflanan ve elde edilen görüntüye de yansır diye düşünüyorum. Sorunuza cevap verirken fotoğrafın temel bileşenlerinden de bahsetmek istiyorum. Bu bileşenleri anlamak ve bilmek kadar, fotoğrafı bir anlatım dili yapan tüm bu bileşenleri nasıl bir araya getirdiğimiz ve bunları kullanarak nasıl kişisel tarz içeren bir anlatım dili yakaladığımız önemli.

Fotoğraf dilinin temel bileşenlerini grafik, ışık, kompozisyon, duygu, mekân duygusu, atmosfer, etki, altın oran, perspektif, şaşırtıcılık, katmanlar, anlamlı an, karakter portresi olarak özetleyebiliriz. Bu bileşenler, kişisel tarzımızı oluşturmada kullandığımız temel unsurlar. Bunun yanında dünya görüşümüz, duygu dünyamız, insanla ve çevreyle olan bağımız ve iletişimimiz, fotoğrafladığımız insanların varlığı, bakma eyleminin sürekli değişim hâlinde olması elde ettiğimiz görüntünün ortaya çıkış sürecini şekillendiriyor. Evet, dediğiniz gibi gözünüzün iyi olması, yüreğimizin dolu olması önemli bir etken ama bunu başarmak için içe bakmanın ve çok çalışmanın, tutkulu çalışmanın, farklı olanı deneyimlemeye açık olmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum.

'GÖÇMEN BİR KADIN OLARAK PORTREMİ ARIYORUM'

Her üretim sahibini de değiştirir, dönüştürür. Fotoğrafla iç içe yaşamanın sizdeki etkileri neler?

Evet, fotoğrafla ilişkim hep bir dönüşüm içinde. Üniversite yıllarında fotoğrafçılıkla tanıştım ve kendimi ifade etmek ve yaratıcı olmak için kullanabileceğim potansiyel bir araç olarak görmeye başladım. Bir arkadaşımla karanlık oda kurdum ve ilk analog kameramı aldım. Benim için bu anlamıyla büyüleyici yıllardı. Daha çok kendime dönük bir üretim pratiğim vardı. Deneyime açık, kişisel bir keyif yolculuğuydu. Yıllar geçtikçe fotoğrafçılık giderek daha büyük bir tutkuya dönüştü.

Fotoğraf, bir mekânı, bir insanı keşfetmek ya da bir meseleye derinlemesine bakmak için kullandığım bir araç. Her çalışmamda kendimi yeniden keşfettiğimi söyleyebilirim. Yıllar içinde aşamadığım korkular ya da başka duygularla yüzleşme süreci, içsel bir yolculuk ve keşif benim için. Fotoğraf çekme ya da düzenleme süreci kendimi keşfetmem için bana özgür bir alan tanımlıyor. Sıklıkla kendi portremi arıyorum. Bir kadın olarak, göçmen olarak, birey olarak, anne olarak... Göçmen bir kadın olarak portremi arıyorum. Başka insanlardaki yansımamı bulmak istiyorum ve kendimi görselleştirebileceğim alanları araştırıyorum. Bir yandan kendimin görsel ifadesini bulmaya çalışırken diğer yandan fotoğrafın beni dönüştürmesini seviyorum. O yüzden fotoğrafla sürekli bir didişme halindeyim. Mesele fotoğraf da değil aslında, sürecin beni nasıl bir insana dönüştürdüğü ile ilgili daha çok. Kesinlikle beni daha cesur kılıyor, daha meraklı. Daha farklı olanı bulmaya ve ortaya çıkarmaya yöneltiyor. Her şeyi yapabilirmişim gibi bir hissiyat yaratıyor bende. Sadece belirli sanat pratiklerinden beslenerek değil daha ham ve daha içgüdüsel hareket ederek deneyimleyerek öğrenen ve gelişen bir etkisi var üzerimde.

Yıllar içerisinde tek fotoğraflı bir yaklaşımdan daha proje odaklı bir fotoğraf yaklaşımını benimsedim. Projeler üzerinde çalışmanın güçlü yanlarından biri, belirli bir konuya, mekâna ve yere odaklanmak oluyor. Bu durum beni farklı yönlerden geliştirdi. Kalıplara sıkışmış bir anlatım dilinden ziyade anlatmanın başka ihtimalleri üzerinde duruyorum hep. Dönüşümsel bir momentumu olsun istiyorum hayatımda.

Dijital fotoğraf, teknoloji ile büsbütün iç içe ve teknoloji sürekli kendini yenilemekte. Siz bu değişime nasıl ayak uyduruyorsunuz?

Üretim ve düzenleme sürecini kolaylaştıran ve konfor sağlayan her teknolojik gelişmeyi takip etmeye çalışıyorum. Fotoğrafın tüm kullanım alanlarında teknolojinin etkisi farklı olmakla birlikte, kolaylık getirmesi ve zamanı daha iyi kullanma imkânı sağlaması nedeni ile anlamlı buluyorum. Yoksa eskiden olduğu gibi bugün veya gelecekte de kullanılacak malzeme ve teknoloji bir sanat üretiminin sadece bir parçasını oluşturacak. Teknoloji hızlı bir ivmeyle gelişimini sürdürürken bir yandan elde edilen fotoğrafın niteliği anlamında beklentimizi de yükseltiyor. Üretim ve düzenleme sürecinde gereksinim duyduğumuz birçok teknik imkânlar teknolojinin hızlı gelişimi sayesinde daha kısa sürelerde karşılanır hâle geldi günümüzde. Teknolojiyi bir yanım ile sahiplenmekle birlikte kendi üretim pratiğimde yine eskiye dönüş yapma gayreti içerisindeyim. Bir süredir rafa kaldırdığım analog makinelerimi tekrar kullanmaya ve filmle tekrar çalışmaya başladım.

Fotoğrafın dili sadece görsellikten ibaret değil. Fotoğraf içinde bulunduğu topluma, çağa, mekâna ve bireye ilişkin de bilgilerle yüklüdür. Birtakım evrensel kurallarla yapılan okumalar olduğu gibi yoruma açık fotoğraflar da vardır. Fakat değişmeyen şey fotoğrafın bir dil yetisi de olduğudur. Son zamanlarda “fotoğraf okuma” adıyla atölyeler düzenlendiğine şahitlik ediyoruz. Fotoğraf nasıl okunur? Bu birazda bakanın simge dağarcığıyla da doğrudan ilgili değil midir? Ne dersiniz?

Fotoğrafçının iyi bir fotoğraf okuru olması gerektiğine inanıyorum. Zira baktığı fotoğrafı okuyamayan, onun üzerine yorum yapamayan bir kişinin, fotoğrafla bir şeyler anlatması kendi içinde çelişki barındırıyor. Fotoğrafı tanımlamak, anlamlandırmak isteyen bizler genelde hayat deneyimlerinden edindiğimiz bilgilerle bunu yapmaya çalışıyoruz. Bunu yapamadığımızda, yani fotoğrafı okuyamadığımızda, anlamlandırmakta zorluk çektiğimizde ise hayal ile hakikat arasında bir yerde asılı kalabiliyoruz. Daha derin okuma yapabilmek için fotoğraf tekniği, fotoğraf kültürü ve kişisel entelektüel birikimimizden ve daha farklı alanlardaki bilgi ve deneyimlerimizden de yararlanarak üst düzeyde gerçekleştirmeye çalışırız. Elbette bu süreçte tüm bu deneyimlerin beslediği bir simge dağarcığına başvururuz. Ama tek başına bir fotoğraf okuması ve değerlendirme süreci için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Burada daha karma yöntemlere ihtiyaç var. Fotoğraf, fotoğrafçı ve izleyicinin bakış açısıyla üçlü bir yapıda okunması bana mantıklı geliyor. Fotoğrafı çeken kim, kimliği nedir? Fotoğraf neyi anlatıyor? İzleyici kim? Fotoğrafı okurken mekânın ve zamanın fotoğrafın üstünde bıraktığı izlere odaklanırım ilk önce. Bu izler belgeleme amacı güden öznel, sosyal belgesel ve haber niteliği taşıyan fotoğraflarda daha net iken, bazı çalışmalarda bu alanlar bilinçli veya bilinçsiz olarak sanatçısı tarafından flulaştırılmış olabilir. Bu seçim fotoğrafın okunmasında birtakım kırılmalar yaratabilir. Böylelikle fotoğrafçının üzerinde asıl durmak istediği kavramlar meseleler okumada etkisini arttırır.

Her fotoğraf karesinin bir öyküsü var. Nasıl ki kurmacalarda o hikâyeyi yazar sözcüklerden oluşturuyor fotoğrafçı da bunu görsel imgeleri kullanarak yapıyor. Yine aynı noktadan hareketle nasıl ki yazarın kaleme aldığını okur, yer yer aklından tamamlayıp kendi hikâyesinin peşine düşüyor ki okuma böylelikle tamamlanıyor benzer bir durumun fotoğrafta da mümkün olduğunu düşünüyorum. Nitekim 'Gravity Of You' için de bunu söylemek mümkün. Her birinin ayrı ayrı ve birlikte bir hikâyesi var. Siz ne dersiniz?

Kurgusal bir anlatım dilim var ama bu kurgular yaşanmış hikâyelere dayanıyor. Bir zamanlar hissedilmiş ve yaşanmış olandan besleniyor. Çalışmalarımda hatıralarıma sıklıkla başvuruyorum ve yeniden hatırlama, canlandırma yöntemleri ile onlarla oynuyorum. 'Gravity Of You', bir fotoğraf kümesindeki seriler yerine fotoğraflar arasında daha belirgin bağlantılar kurarak bir anlatı oluşturmaya çalıştığım bir dönem sonrası ortaya çıktı. Farklı zamanlarda çektiğim dijital fotoğrafları, 20 yıl önce çektiğim analog fotoğraflarla bir araya getirdim. Yeni bir hikâye yazar gibi fotoğrafları düzenledim ve böyle hissetmişim diyebileceğim bir hikâye oluşturmaya çalıştım. Ortaya da tek bir hikâye çıkmadı belirttiğiniz gibi, birbiri ile bağlantılı birçok kısa hikâye çıktı. Belki de kendimin coğrafyası olarak tanımlayabileceğim kısa hikâyeler. Ya da uzun bir öykünün altı çizili satırları gibi görebileceğimiz hikâyeler.

Fotoğrafta başarılı üretimler için yerin önemi var mı? Bunu coğrafi olarak soruyorum. Örneğin Avrupa’da Türkiye’de ya da Hindistan’da olmak fotoğrafçı açısından tercih edilebilir bir durum mudur?

Coğrafyanın tabii ki farklı boyutlarda etkisi var. Fotoğrafçının beslenmesi ve kendini besleyen kuvvetli bir ağ kurabilmesi için yaygın ve çeşitli sanat faaliyetlerinin olduğu sanatsal olarak aktif coğrafyalarda olması bir avantaj. Öte yandan, fotoğrafçının bulunduğu coğrafya ondan beklentileri de şekillendirebiliyor ki bu da bulunduğunuz coğrafyaya göre kısıtlayıcı olabiliyor. Başka bir açıdan bakarsak da her coğrafyanın kendi hikâyeleri var keşfedilmeyi bekleyen, fotoğrafçı da mekândan bağımsız olarak bunları keşfe çıkmış bir kâşif olarak her coğrafyada var olabilir. Dediğim gibi, coğrafyanın etkisini farklı boyutlarda ele alabiliriz.

Son yıllarda gelişen teknoloji ve hayatlarımıza soktuğu dijital kameralar, akıllı telefonlar ile birlikte fotoğraf çekmek görece olarak herkesin yapabildiği ve çektiği fotoğrafları sosyal medyada paylaşabildiği bir hâl aldı. Sizce tüm bu gelişmeler, cep telefonları, dijital kameralar vs. fotoğrafçılığı nasıl etkiledi, etkileyecek? Sizce gelecekte fotoğrafçılık nerede olacak?

Fotoğraf, dijital teknoloji ve sosyal medya sayesinde dünyada olduğu gibi Türkiye’de bir patlama yaptı. Mobil fotoğrafçılık yer edindi. Magnum fotoğrafçıları birçok telefon markasının yüzü olarak seriler yaptı. Yarışmalar, web siteleri, fotoğraf platformlarından oluşan küçük dünyalar hızla büyüdü. Teknoloji sayesinde işlem süreci inanılmaz kısaldı. Sosyal medyanın sağladığı imkânlar sayesinde de şimdi fotoğrafını çekip, seçip, düzenleyip sonra direkt sanal ortamdan paylaşabiliyoruz. Hızlı tüketiyoruz. Kapitalizmin kullan at, yerine bak mantalitesi hâkim. Fotoğrafı like ve emoji diline indirgediğinizde içi boş, sürekli tekrarlanması gereken sanal mutluluklar dünyasına atmış oluyorsunuz. Bu sarmaldan uzak durmak gerekir. Bir yandan bu gelişmeler ile birlikte sanat dünyasında halihazırda kurulu olan birtakım hiyerarşik yapıların da kırıldığına tanıklık ediyoruz. Daha çok sergi açan var, albüm kitap basan var. Bu anlamda dijital teknoloji ve sosyal medya sayesinde daha çok sanatçı kendini ortaya koyma alanı bulabildi.

Fotoğrafın geleceğine dair net şeyler söylemek zor ama daha uzun yıllar var olacak diye düşünüyorum. Teknolojinin de sağlayacağı imkânlarla fotoğraflar gerçeğe çok daha yakın, gözün gördüğüne yakın tonlara ve detaylara sahip olabilir. İki boyutlu fotoğraflardan daha gelişmiş ve yepyeni sunum biçimleri ortaya çıkacak diye düşünüyorum. Yeni anlatım biçimlerinin denenmesi süreci hep devam edecek. Fotoğrafın disiplinler arası kullanımı daha da yaygınlaşacak. Filmle tekrar çalışılabilir ve çok da değerli bir hâle gelebilir. Geçmişte üretilenlerin farklı yaklaşımlar ile yorumlanması süreci de bir yandan devam edecek.