Korona virüsü tehlikesi henüz çok canlı ve durum acil olduğu
için başımıza ne geldi, neden geldi ve bütün bu yaşananlardan dünya
nasıl etkilenecek meselesini soğukkanlı biçimde konuşmak, sahiden
kesin sonuçlara varmak pek mümkün olmuyor. Göründüğü kadarıyla
uzunca bir süre bu olağanüstülük hali devam edecek. Bu hengame
tamamlandığında geriye ne kalacak hep birlikte göreceğiz. Ancak hiç
ezoterik derinliklere girmeden, mistik göndermeler yapmadan hem
doğaya, hem insanlığa, hem de topluma karşı işlenmiş bütün suçların
bu yaşanan felakete düşen gölgelerini şimdiden görmek mümkün: Her
türlü melaneti küreselleştirirken, artık birilerine dokunmayacak
yılan kalmayacağını görememek. Ticari, içtimai, kültürel öncelikler
nedeniyle kamusal yararın -tehlikelerin- algı süresinin uzaması,
sadece saklanan değil apaçık sorunlara bile bu yüzden çok geç
reaksiyon verilebilmesi. Kamusal sorumluluk, toplumsal bilinç,
kamucu yaklaşımlardaki örselenmenin; halk sağlığı, insani
sorumluluk, toplumsal dayanışma gibi kurumsal refleksleri
zayıflatması. Bilgi çağının, dijital devrimin veya medya
yaygınlığının; acayipliği, hurafeyi ve gevşekliği kendiliğinden
ortadan kaldırmaması. Dünya felaketlerin de serbest dolaşıma
açıldığı bir köye dönüşürken şuursuzluğun baki kalması.
İnsanlığın geçen yüzyılın başında yaşanan acayipliklere,
felaketlere benzetilen bir süreçten geçtiği konusunda yorumlar son
zamanlarda epey artmıştı. Özellikle ekonomi ve dış politikada
yaşananlar, toplumsal ve siyasal trendler açısından geçen yüzyılın
bazı meselelerinin yeni sürümlerinin devreye girdiği öne
sürülmüştü. Küresel ölçekte yaşanan süreklileşmiş kriz atmosferi,
belirsizlik ve kontrolsüz çatışma iklimi, bu yöndeki kanaatleri
besliyordu. Dünyayı yeniden biçimlendirecek ama yönü belirsiz güç
savaşları ve krizlerine çare üretme kapasitesinin sonuna gelmiş
sistem önemli tartışma başlıkları haline gelmişti. Tarihin
tehlikeli bir tekerrür olarak algılanmasına neden olan benzetmeler
açısından korona krizi de, tam yüzyıl önce yaşanan İspanyol gribi
salgınına benzetiliyor. 1918-20 arasında yaşanan küresel salgın 10
milyonlarca insanın ölümüne yol açmıştı. Covid-19 için yapılan
kötümser projeksiyonlar, salgının engellenememesi durumunda dünya
nüfusunun en az üçte birinin etkilenmesi ihtimalinden söz ediyor.
Şimdilik açıklanan resmi ölüm oranı yüzde 3-5 civarında. Kötümser
senaryo ile uyumlu bir yayılma durumunda, mevcut ölüm oranlarının
yüzde birine varılması bile, milyonlarca insanın ölmesi anlamına
gelecek.
Kötümser senaryoların, aşırı ihtimalleri dikkate alan
projeksiyonların yüksek endişe veya korku yaratabileceği doğru.
Ancak salgının ilk dört ayında ve özellikle de güya gelişmiş
ülkelerde yaşanan tuhaf gelişmeler, “rahatlığın” ve gevşekliğin,
yanlış yönlendirilmiş paniğin ve organize salaklığın çok daha
tehlikeli olduğunu açıkça gösteriyor. Salgın ilk ortaya çıktığında
ölüm oranlarındaki düşüklüğe dayanarak, “zaten mevsimsel gripten de
bir sürü insan ölüyor” yolunda değerlendirmeler yapıldı. Hemen her
konuda ortaya atılan komplo teorileri yeniden tedavüle çıktı.
Salgının Çin’de başlaması, İran’da ilerlemesi üzerine jeostrateji
tevatürleri üretildi. “Nasıl olsa Çinliler ölüyor, yaşlılar ölüyor”
gibi ırkçı, yaşçı-ayrımcı yaklaşımları ortaya saçmaktan imtina
edilmedi. Bunlar yetmedi isimlerinin önünde tıbbi unvanlar bulunan
ama mesleki sorumluluğun kıyısından geçmeyen zevat, medyanın aşırı
ilgisine mazhar oldu. Bazıları tartışmalı doğruları içerse bile
mevcut duruma ve kimseye hiçbir yararı, katkısı olmayacak acayip
bilgiler gündemin belirleyicisi haline geldi. Küresel bir salgınla,
kamusal sağlık önlemleriyle ve sorumlu-dayanışmacı mücadele
yöntemleriyle başa çıkılması gerekirken, yağmacılıktan fırsatçılığa
kadar türlü ahlaki düşüklük uluorta sergilendi.
Bugün meselenin Çin ve İran’la sınırlı kalmayacağı, Avrupa’nın
göbeğinde İtalya’da yaşananlarla kimsenin güvende olmadığı artık
net biçimde anlaşıldı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel
salgın olarak tanımlanan hadisenin herhangi bir komplo iddiasıyla
küçümsenmesi de artık mümkün değil. Bir kısmı gecikerek de olsa
alınan önlemlerin sertliği, durumun ciddiyetinin algılanmasını
kolaylaştırmıştır umarım. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş
bir sosyal ve ekonomik kapanma gündemde. Meseleyi hâlâ hafife
alanların, ‘bütün dünyanın bilmediği neyi biliyorum” sorusuna cevap
vermesi giderek zorlaşıyor. Salgının seyri, Çin’e ders vermek
isteyen “batılı emperyalistlerin bir oyunu bu” iddialarını hiç
desteklemiyor. İlaç şirketlerinin vurgun hesaplarının diğer
sektörlerde milyarlarca dolar kayıplara rağmen görmezden
gelindiğini öne sürmek de, kapitalizmin kâr sevdasıyla hiç
uyuşmuyor. Meseleyi bilimsellik kisvesiyle hafifletmeye
çalışanların “normal gripten de insanlar ölüyor” tezleri de, dehşet
verici projeksiyonların duvarına tosluyor. “Bu daha önce görülmemiş
tam olarak tanınmayan bir virüs, aşısı yok –yakın bir gelecekte de
olmayacak- ve bilinen bir ilacı da bulunmuyor” cümlesinin tam
olarak neresi anlaşılmıyor acaba. “Daha önce domuz gribi de boş
çıkmıştı” argümanını kullananlara da, deneyerek öğrenmenin en
pahalı yöntem, riskli bir kumar olduğunu hatırlatmak gerek. Rus
ruletinden –silahına göre değişir ama en az yüzde 80- kurtulma
ihtimali daha yüksektir ama bu tetiği çekmenin salaklık olduğu
gerçeğini değiştirmez.
İtalya’daki Kıbrıslı bir tıp öğrencisinin hazırladığı, “gevşekliğin maliyeti” konulu
video, sosyal medyada –İtalya örneğiyle epey zayıflamış- ırk
geni tezini anlatan doktorlar veya kelle-paça önerileri kadar ilgi
gördü mü? Açıklanan resmi vaka sayısının inandırıcılığı, vaka
testlerinin yaygınlığı ve etkinliği konusunda tereddütler yaşanmaya
devam etmesine rağmen, Türkiye’nin Avrupa’daki bazı ülkelerden bile
önce tedbirleri devreye sokması sevindirici. Okulları tatil ederken
Cuma namazına ara verememek, üniversitelilere otogarlara yığmadan
güvenli seyahat imkanı yaratamamak gibi defolar, umarız gecikmeye
eklenecek risk artırıcı faktörler olarak etki yaratmaz. Hem Türkiye
hem dünya, bilim insanlarının öngörülerini doğrulayacak sınırlara
varmadan bu küresel felaketten sıyrılır umarım. Fakat savaşlardan
salgınlara, ekonomik krizlerden yeniden estirilen faşizan
rüzgarlara, akli melekeleri en sorunlu lider yarışından giderek
kaybedilen daha iyi bir dünya fikrine kadar süreklileşmiş buhranlar
serisi, üretilmiş ve beslenmeye devam eden organize şuursuzluk
belasından kurtulmanın daha zor olacağını gösteriyor.